Manolya – Bölüm 1

Manolya…
Seninle bahar, sadece mevsim değil,
Yeniden aşkla varoluş.
Seni her düşündüğümde
Kalbindeki dualarla buluş.

Manolya, hemen yanından tren yolu geçen, iki katlı eski evlerden oluşan bir mahallede büyümüştü. Babası Osman bey, Devlet Demir Yollarında işçi olarak çalışıyordu. Annesi bir yandan ev ve bahçe işleri ile ilgilenirken, bir yandan da yakındaki lojmanlarda oturanların giysilerinin tadilat işlerini yapıyordu. Becerikli bir kadındı Sultan hanım, Manolya’nın bütün giysilerini de, tadilatını, dikişini yaptığı insanların getirdikleri fazla kumaşlarla kendisi dikiyordu. Mutfaktaki ve bahçedeki neşeli masa örtüleri, sedir örtüleri ve kırlentler de hep onun el emeğiyle yapılmıştı. Devlet Demir Yolları lojmanlarına ve istasyona yakın oturdukları için Manolya’nın arkadaşları da genelde çalışanların arkadaşlarından oluşuyordu. Mahallede ki okullara birlikte gidiyorlar, evlerin bağlık bahçelik bahçelerinde veya lojmanın içindeki çocuk parkında birlikte oynuyorlardı. Manolya’nın en iyi arkadaşı, Sedef’ti. Sedef’in babası da Devlet Demir Yollarında memur olarak çalışıyor, lojmanda oturuyorlardı. Herkes birbirini tanıdığından çocukların birbirlerinin bahçelerin veya evlerine gitmelerinde bir sakınca yoktu. Sedef’in annesi de çalıştığından kendinden üç yaş büyük ablası ile birlikte evde yalnız kalıyorlar. Ablası, Sedef’i oyalamaktan sıkıldığı için hemen Manolya’yı da çağırıyorlardı. Sultan hanım ikisine de oynasınlar diye bezden bebekler dikmişti, havanın izin verdiği günler Manolya’ların bahçesinde, yağışlı ve soğuk günlerde de Sedef’lerin evinde iki arkadaş hayal dünyalarındaki her şeyi oyunlarına yansıtarak güzel vakit geçiriyorlardı. Daha bir çok arkadaşları vardı elbette. Yaz akşamları yakan top, saklambaç, dalya gibi oyunlar oynuyorlar, beton binaların arasına sıkışmış yaşıtları gibi evlerin içinde mavi ekranlarla oyalanmaya çalışmıyorlardı. Zaten isteseler de yapamazlardı işçisinden memuruna herkes orta halliydi.

Manolya çocukluğundan beri hep sınıf öğretmeni olmayı hayal ediyordu. Sedef ise hostes olmak istiyordu.

“Ne yapacaksın sınıf öğretmeni olup!” diyordu arkadaşına, “Hostes olalım ikimizde, düşünsene nerelere gider gezeriz. Her zaman çok şık ve güzel oluruz.”

“Sen hiç hostes gördün mü ki?”

“Görmedim ama ablamın bir arkadaşının annesi hostesmiş, o anlatıyor. Öyle güzel bir kadınmış ki, sürekli yurt dışına gittiği için çocuklarına oralardan bir sürü kıyafetler ve oyuncaklar getiriyormuş.”

“Olsun ben hostes olmak istemiyorum! Öğretmen olup, ders anlatacağım!”

Liseye başladıklarında, küçüklükten beri birlikte oynadıkları arkadaşlarının bazıları mahalleden, lojmandan aileleri ile ayrılmış, bazıları da özel okullara başlamışlardı. Babaları Sedef’in ablasını önce bir özel okula başlatmış sonra altından iki çocukla kalkamayacaklarına karar verip, yeniden devlet lisesine göndermişti. Manolya ve Sedef lise bire geçerlerken, ablası da çoktan son sınıfa gelmişti bile ama babasını onu özel okuldan aldığı için kızgınlığı hiç geçmemişti.

Sultan hanım Osman beyin ikinci hanımıydı. İlk hanımı evlendiklerinden altı ay sonra köyde bir traktör kazasında vefat edince, bir süre evlenmemiş, sonra şehre gelip Devlet Demir Yollarında işe girmişti. Sultan hanımla evlendiklerinde, Sultan hanım yirmi, Osman bey ise kırk yaşındaydı. Evin en küçük kızı olan Sultan hanımı babası, devlette bir işi var diye güvenerek vermişti aralarındaki yaş farkına bakmadan. Osman bey sakin, kendi halinde bir adamdı, Sultan hanım başlarda endişeli olsa da, sonradan o da kocasını sevmiş, onu ve evlenmelerinden bir yıl sonra doğan kızlarını da iyi yetiştirmek için elinden geleni yapmıştı. Sultan hanım narin bir kadındı, yorgunluğa fazla gelemezdi ama yine de ne yorulduğundan ne de yaşadıkları maddi zorluklardan şikayet etmezdi. Manolya, iyi geçinen anne, babasının yanında, sokaklarda arkadaşları ile oynayarak çok güzel bir çocukluk geçirmişti.

Liseye başladıklarından, ondan daha hızlı serpilip gelişen Sedef, biraz da ablasının etkisi ile yaşından daha büyük gösteren kıyafetler giymeye başlamış, çevrenin de daha çok ilgisini çeker olmuştu. Lojmanda herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda da olsalar, annesi iki kızını da fazla dikkat çekmemeleri konusunda sürekli uyarmasına rağmen, onun işte olduğu saatlerde bildiklerini okuyorlardı. Sedef artık annesinin ona sürekli “Yaşının kızı” dediği Manolya’yı örnek göstermesinden de sıkılmıştı ama Manolya ile vakit geçirmeyi kendisi de sevdiği için bu sıkılmışlığı arkadaşlıklarına yansıtmıyordu.

Osman beyin yaşı epeyce ilerlediği için artık emekli olmak istiyordu. Karısının da çok yorulduğunu bildiği için kızları hayata atılana kadar dayanmaya çalışıyordu. Neyse ki Osman beyin köydeki akrabalarından kışlık yağları, kuru meyveleri ve biraz da peynirleri geliyor, en azından mutfak masrafları biraz hafifliyordu. Osman bey ilk karısının ölümünden sonra köydeki evini kapatmamıştı. Sultan hanım da, kendinden önceki bir kadının yaşadığı eve itiraz etmediği için ara sıra gidip köyde biraz soluk alıyorlardı. Manolya köyü de çok seviyordu, oraya gidince mahalledeki arkadaşlarını özlüyordu ama yaşadıkları mahalleye benzese de daha çok koyunun, kuşun, tavuğun olduğu bir yerde olmak keyif veriyordu. Osman bey işçi olarak çalıştığından öyle uzun uzun kalmıyorlardı, belki de ondan sıkılmadan geri dönüyorlardı. Osman bey karısı ve kızına isterlerse onların kalabileceklerini söyleseler de, Sultan hanım kocasını yalnız bırakmak istemediğinden onunla gidip, onunla geliyorlardı.

Manolya, köyde olan biteni gelir gelmez Sedef’e anlatıyor, yaşları küçükken Sedef’te yazları köye gitmek için heves ediyordu. Ancak ikisi de genç kız olduktan sonra Sedef ne yaşadıkları mahalleyi ne de köy hikayelerini beğenir olmuştu. Ablası gibi aklı fikri zengin bir koca bulup evlenmekti. Sırf bu amacına hizmet edebileceğini de inandığı için hostes olma sevdasından hiç vazgeçmemişti.

Manolya, “E nasıl olacak sürekli gezersen? Nasıl evleneceksin?” dediğinde.

“Bir pilotla evleneceğim safım benim!” diyerek cevap veriyordu, “Sana da bir pilot koca bulacağım, evlendikten sonra da çocuklarımız arkadaş olacak!” diyerek hayaller kuruyordu.

“Hayır sanki sen öğretmen olunca yerinde mi duracaksın, bak halamın kızı da öğretmen oldu, şimdi ta nereye gönderdiler!”

“Olsun!” diyordu Manolya, “Baştan öyle oluyor ama sonra hep bir yerde kalabiliyorsun!”

Tüm hayalperestlik ve uçarılıklarına rağmen ikisinin de dersleri iyi gidiyordu. Manolya ile gizli bir rekabete girmiş olan Sedef, sırf ondan daha başarılı olmak için bütün derslerinden yüksek not almaya çalışıyordu. Manolya, arkadaşına takıldığı bütün konularda yardım ediyordu. Sedef derslerde hayallere daldığından, ancak öğretmenleri dikkatle dinleyen Manolya’dan öğrenirse öğrenebiliyordu. Manolya da daha şimdiden kendini bir öğretmen gibi hissettiğinden birlikte ders çalışmaktan büyük keyif alıyordu. Sınıflar büyüyüp dersler zorlaştıkça Sedef, Manolya’nın başarısının gerisinde kalsa da yine de ortanın üzerinde bir ortalamaya sahipti. Onlar liseyi okurken üniversiteye başlayan ablasının bir erkek arkadaşı vardı. Şimdilik annelerine söylememişlerdi ama ablası o çocukla evleneceklerini söylüyordu. Çocuğun ailesi çok varlıklıydı bir araba galerileri vardı. Lise mezunuydu ama ablası için varlıklı olması eğitimli olmasından daha önemliydi. Hem üniversite sonradan da okunabiliyordu nasılsa.

Sedef’in yeni konuları, ablasının sevgilisi, yeni çıkan şarkılar, giysiler, saç modelleriyken Manolya’nın tek derdi, artık yaşlanan babası bir an önce emekli olabilsin diye ekmeğini eline almaktı. Okuldan eve gelince annesine yardım ediyor, o dikişlerini rahat dikebilsin diye evde yapılacak ne varsa halledip, sonra ya Sedef ile buluşup ya da tek başına derslerine odaklanıyordu. Üniversite sınavlarına doğru yıllar yaklaştıkça, kızların amaçları da ortaya çıkmaya başladığından, Sedef’in babası hostes olmasına karşı çıkıyordu. Ablası da hosteslik diye yola çıkmış ama bambaşka bir bölüm kazanmıştı. O da kendine bir başka meslek seçip geleceğini daha iyi planlamalıydı.

“Halbuki, bu işin de üniversitesi var, ne diye karşı çıkıyorlar anlamıyorum!” diye kızıyordu Sedef.

Manolya’da “Sen başka bir bölüm daha seç, bitirince bakarsın hangisi daha cazip geliyorsa o işe yönelirsin” diyerek teselli etmeye uğraşıyordu.”

(devam edecek)

Yorum bırakın