Feridun bey ertesi sabah aniden kahvaltıya gelmeye karar veren oğlundan öğrendi, Şebnem’in ailesi gibi. Hülya hanımın ilk tepkisi, “Şebnem’e pembe bir gelinlik alalım!” olurken, Feridun beyin ilk tepkisi, “Annene söyledin mi oldu?” tabi oğlunu tebrik edip, öptükten sonra. Oğullarını bur süreçte yalnız bırakacak değillerdi ama Hülya hanımdan çekindiği için nasıl yapacakları konusunda şüpheleri vardı.
“Annem seni arayacak!” dedi Ertuğrul babasının aklından geçenleri okumuş gibi, gece annesiyle bu konuları da konuşmuşlardı. Hülya hanım iki medeni insan gibi anne ve baba olma görevlerini yerine getirmelerinden daha doğal bir şey olmadığını söylemişti. Ayrıca onlar birbirlerine aynı evin içinde tüm olanlara rağmen düşman olmamışlar, şimdi niye olsunlardı.
Feridun beyin içi rahatladı bu sözleri duyunca “Tamam biz annenle konuşuruz o zaman!” dedi gülümseyerek, “Kızı ne zaman isteyeceğiz!”
“Şebnem ailesi ile konuşacaktı, Ankara’da değiller. Ben size haber vereceğim, siz kendi planlarınızı yapmaya başlayın annemle!” dedi ve şirkete gitmek için oyalanmadan kalktı kahvaltıdan sonra. Babasının Aysel hanımı aratmayacak kahvaltısına da oldukça şaşırmıştı. Bunca zaman mutfağa girdiğini hiç görmemişti ama demek mutfakla arası iyiydi.
“Annene kahvaltı hazırlardım!” dedi Feridun bey buruk bir gülümsemeyle, “Bizim de mutlu günlerimiz oldu.”
Hülya hanım hemen o gün öğlen aradı kocasını. İkisi de bu güzel haber için birbirlerini tebrik ettiler.
“Feridun istersen çık gel, konuşalım!” dedi Hülya hanım.
Feridun bey de itiraz etmedi. Resul gelip Feridun beyi aldı bir saat sonra. Bir süredir görüşmedikleri için, Feridun bey hâl hatır sordu hemen. Artık ayrı yaşadıklarını herkes bildiğinden, Resul bey de buruktu. Ertuğrul’un evleniyor olduğunu haberini de o sırada Feridun beyden duydu. Hem de o gecenin kahramanı olan kızla.
Feridun bey geldiğinde kapıyı yine Hülya hanım açtı. Her zaman ki güler yüzlü haliyle kocasını içeri davet etti. Aysel hanımın hazırladığı beş çayı ve kurabiyeler onları bekliyordu.
“Geldiğin için teşekkür ederim!” dedi Hülya hanım, “Burası her zaman senin evin. Bunu bilmeni istiyorum!”
“Teşekkür ederim!” dedi Feridun bey konunun kendilerine dönmesini istemediğini belli eden bir ses tonuyla. Hülya hanım da bu mesajı aldı ve oğullarının evliliği için neler yapabileceklerini konuşmaya başladılar. Önce gidip aileyle tanışmaları ve belki gitmişken de istemeleri gerekiyordu. Ailenin beklentisini bilmeden nikah için bir şeyler planlamak uygun olmazdı. Hepsi gidince orada konuşulurdu ama oturacakları ev için Ertuğrul ile konuşup, arayışa geçebilirlerdi. Çocukların ikisi de çalıştığına göre onlar alternatifleri belirlerler, sonra çocuklara gösterirlerdi.
“Düşünsene Feridun, torunlarımız olacak!” dedi Hülya hanım samimi bir sevinçle, Feridun beyin bu sevince ortak olmaması mümkün değildi.
Şebnem’in babası, “Gelsinler bir tanışalım” diye haber yollayınca herkes heyecanlı bir hazırlığa girişti. Önce Feridun beyin de davet edildiği bir kutlama yemeği yapıldı evde. Hülya hanım çocukların beklentilerini kocası ile birlikte dinlemeleri gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca Şebnem’in ailesi hakkında hiç bir şey bilmediklerinden. Neler götürmeliler, nasıl olmalı gibi konulara da girdiler. Şebnem ailesinin yapısını kısaca özetledi onlara, muhafazakar ve geleneklere bağlı bir ailesi vardı. Muhtemelen gelenekleri sürdürmek isteyeceklerdi.
“Harika bayılırım!” dedi Hülya hanım, “Kına da yaparız, bohça da hepsini yaparız değil mi Feridun!”
“Yaparız!” dedi Feridun bey de neşeyle, o masada oturan dört kişi sanki bir sürü olay yaşanmamış ve hep bir aradalar gibi yaptılar planlarını bütün gece, bir kaç gün sonra kız istemeye gidilecekti. Şebnemlerin evi müsait olmadığından o gece kalmak için bir otel ayarlandı. Ertuğrul ve Şebnem gidip yüzükleri aldılar. Hülya hanım, Şebnem’e bir giysi alınması gerektiğine karar verince, bir öğlen yine onu işten kaçırıp alışverişe götürdü. Ailenin ve yörenin adetlerini de kendi araştırıp, götürmek için hediyeler hazırlamıştı. Şebnem’in ayakları yere basmadığından artık ne şirket umurundaydı ne de başka bir şey. Hülya hanım veya Ertuğrul ne derse onu yapıyordu.
Tanışma ve kız isteme oldukça samimi ve olumlu bir havada geçti. Şebnem’in ailesi sıcakkanlı insanlardı. Hülya hanım ve Feridun beyi de aileden biri olmuşlar gibi karşıladılar. Onlar da kendilerince epeyce hazırlık yapmışlardı. Gelmişken yüzükleri takma fikrini onlar da benimsedikleri için Şebnem’in büyük amcasının da davetli olduğu tanışma ve söz gecesinde, amca dualar okuyarak gençlerin yüzüklerini taktı. Babalar ayrı, anneler ayrı sohbete dalınca, Şebnem’in kız kardeşi de Hülya hanımın getirdiği hediyeleri açmaya başladı heyecanla. Ona da Şebnem’in söylediği bedende çok güzel bir elbise alınmıştı.
Ertuğrul ailesi ile otele giderken, Şebnem o gece uzun zamandır gelmediği baba evinde kaldı. Annesi misafirler gidince ağlamaya başlayınca neye uğradığını şaşırdı yine. Her şey o kadar güzel ve içtenlikle ilerlemişti ki o gece, mutluluktan uçuyordu. Annesi kızını böyle iyi bir aileye gelin etmenin göz yaşlarını döküyordu. Babası hayatında hiç görmediği kadar sevgi dolu ve yumuşaktı. Kızlarını yıllardır bir başına başka bir şehirde bırakmışlardı. Anne ve baba otoritesini uzaktan da olsa koruyarak onu güvende tutmaya çalışıyorlardı aslında. Ancak şimdi mutluluğu yaşamak zamanıydı. Babasının bile gözlerinin ıslandığını görünce Şebnem’de ağlamaya başladı, bütün aile ağlayınca, kız kardeşi de onlara dahil oldu. İlerleyen saatlere kadar hasret giderip, mutluluktan ağladılar beraber. Ertesi sabah Ertuğrul ve ailesi vedalaşmak ve Şebnem’i almak için yeniden gelince, harika bir kahvaltı masasında buldular kendilerini. Onları getiren Resul bey de içeri davet edildi. Bir kaç saat süren keyifli bir kahvaltı sofrasından sonra vedalaşıp ayrıldılar.
“Harika insanlar ailen!” dedi Hülya hanım, “İnşallah siz de çok mutlu olun!”
“Vallahi ben de neredeyse ağlayacaktım!” dedi Feridun bey, “Bir de kız babası olsam ne olurdu acaba?”
“Artık bir de kızın var!” dedi Ertuğrul gülümseyerek.
“Hem de harika bir kız!” diyerek onayladı babası.
Kına, Şebnem’in ailesinin evinin bahçesinde yapıldı. İsteme ve kına arasında geçen sürede Şebnem çalıştığı şirketten istifa etti. Ertuğrul kendi şirketlerinde ne zaman isterse çalışabileceğini söylemişti. Evliliğe biraz alıştıktan sonra olmasına karar verdiler birlikte. Feridun bey ve Hülya hanım zaten aynı evde iki arkadaş olmaya alıştıklarından. İki ayrı evde yine arkadaş olmakta zorlanmadılar umdukları gibi. Hatta daha bile iyi anlaşıyorlardı şimdi. Şebnem’in ailesi yorulmadan Ankara’ya gelsin diye nikah ve düğün, kınadan üç gün sonrasına yapıldı. Hülya hanım pembe bir gelinlik düşünse de gelenekler de gelinlik beyaz olduğundan, fikrinde ısrar etmedi ama Şebnem’in gelin çiçeği pembe bir buketti. Hülya hanım, Şebnem’in ailesini kendi evlerinde ağırladı. Aysel hanım harika hazırlıklar yapmıştı. Düğünden sonra çocuklar çoktan hazır edilmiş evlerine uğurlanırken, Şebnem’in ailesi de Hülya hanımın evine geçti. Hülya hanım, Feridun beyden de o gece evde kalmasını rica etmişti. Dünürlerini ağırlarken beraber olmalıydılar.
Devam eden süreçte Feridun bey ve Hülya hanım boşanmadı ama aynı evde yaşamaya da dönmediler. Şebnem, nikahtan bir ay sonra Ertuğrul ile bile şirkete başladı. Hülya hanım iki ay sonra dünürlerini yeniden eve davet edip, bir kaç gün misafir etti. İki yıl sonra ilk kız torunları doğduğunda hepsinin yüzünde güller açıyordu. Kız bebeğin her şeyi pembe seçilmişti ve adını da Pembe koydular. İkinci bebek iki yıl sonra geldi. Bir erkek.
SON