Şansa bak – Bölüm 31

Feridun beyin evden ayrılmasından ortalama bir ay sonra, herkes yeni duruma uyum sağlamaya başlamıştı. Ertuğrul Şebnem ile evlenme fikrinin anne ve babasının arasındaki buzların en azından dostça olarak erimesi için de harika bir neden olacağını düşünüyordu. Oğulları böyle bir başlangıç yaparken birbirlerinde uzak durmak konusunda inat edecek halleri yoktu. Onca yıl, oğulları için bir arada kaldıklarına göre, yine yapabilirlerdi. Yeniden bir araya gelmeseler bile dost olmalıydılar. Tabi önce Ertuğrul’un kendi teklifini planlaması gerekiyordu. Teklifini nerede yapacağına bir türlü karar veremedi. Güzel bir yemekte mi? Romantik bir doğal ortam da mı? Sonunda rahat olmaları için kendilerini rahat hissedecekleri bir yerde olmasının daha doğru olduğuna karar verdi. Yüzüğü çoktan almıştı.

Şebnem, Oya’dan kurtuluş olmadığı için Ertuğrul ile duygusal bir arkadaşlık kurduklarını itiraf etmişti artık. Elbette diğer detaylara hiç girmeden. Oya arkadaşının başını etini yediği konuda bu kadar başarılı bir seçim yapmasını takdir etmiş, birazcık da kıskanmıştı ama kötü bir niyeti yoktu. Onun heyecanla anlatıp durduğu yeni ilişkisi de oldukça iyi gidiyordu. Hemen dörtlü buluşma yapmalarını ve birlikte vakit geçirmelerini önerdi ama Şebnem şimdilik biraz böyle devam etmesinin daha iyi olacağını söyleyerek arkadaşını geri çevirdi. Ama sonra bir gün tabi ki yapabilirlerdi. Oya’yı Ertuğrul ile karşı karşıya getirse kim bilir neler sorardı merakından.

Nihayet terfilerin açıklanacağı zaman geldiğinde, herkes masalarına gelecek terfi zarflarını bekliyordu heyecanla. Şebnem de çok heyecanlıydı, mutlu devam eden karmaşık bir süreç yaşasa da, işlerini aksatmadan yapmıştı. Ayrıca o da herkesten etkilenerek bu torpilli damgasının terfi almasına katkı sağlayacağını umuyordu. Akşama doğru masalara ulaşan zarflardan biri ne yazık ki onun masasına gelmeyince, hayal kırıklığına uğradı ama belli etmemeye çalıştı. Ofis arkadaşının bir zarfı olmuştu ve Oya’nın da. Onları nazikçe tebrik edip, şirketten çıktı. Ertuğrul imkan olduğu hemen her gün onu almaya geliyordu ve o gün de gelmişti. Şebnem’i üzgün görünce, meraklandı. Konunun terfi olduğunu duyunca da, içinden yakında “Orada çalışmana gerek yok, en güzel terfiler bekliyor seni!” dedi ama henüz teklifini yapmadığı için Şebnem’e belli etmeyerek onu teselli etti. Aslında o akşam teklifini yapmak için gelmişti ama Şebnem’i üzgün görünce emin olamadı. Arabanın arka koltuğundaki pembe güller “Bundan iyi fırsat mı olur, mutlu et sevdiğini!” diye fısıldadı bir anda ya da Ertuğrul’a öyle geldi. Şebnem kendi kendine hayıflanıp dururken, o arabayı teklifi yapmayı planladığı göl kenarındaki sakin restorana çevirdi. Şebnem yine göl yoluna döndüklerini hemen anlamış, aklındaki karamsar düşünceleri unutup heyecanla Ertuğrul’a bakmıştı.

“Bu göl ikimize de iyi geliyor değil mi?” diyerek arabayı park etti.

Restorana öncesinde bir hazırlık için bildirim yapmamış sadece göle yakın, sakin bir masa istediğini söylemişti. Arabadan inerken, gülleri arka koltuktan alıp, Şebnem’e verdi.

“Ah! Yine beni mutlu etmeyi başardın!” dedi Şebnem hemen burnunu güllerin içine sokup içine çekti. Hava henüz kararırken oturdukları masadan gün batımının kızıllığı serilmişti önlerine. İkisi de hayran hayran bir süre izledikten sonra siparişler verildi. Hafta içi olduğundan restoran dolu değildi, Ertuğrul’un ricasıyla da gerçekten diğer masalardan uzak, daha loş bir masaya oturmuşlardı. Masaya gelen mumlar ve yükselen ayla, ortamın tamamlandığına inanan Ertuğrul, ceketinin cebinden yüzüğün olduğu kadife kutuyu çıkardı. Şebnem’in gözü ayın suya düşen şavkında olduğundan karanlıkta bile parlayan pembe kadife kutuyu fark etmedi. Restoranda dans edilmiyordu ama fonda hafif romantik bir müzik yükseliyordu. Ertuğrul doğaya içinden teşekkür etti bu güzel ortam için ve yerinden kalkıp, Şebnem’in karşısına dikildi. Şebnem onun neden kalktığını anlamadığı için gidiyorlar sandı ve otomatik olarak çantasını kapıp ayağa kalktı.

Ertuğrul bir dizinin üzerine çöktüğünde, dengesini kaybettiğini sandığı için tutmaya çalıştı. Tutmaya çalışırken masadaki su dolu kadeh devrildi. Bütün romantizmi ile teklifini yapmaya hazırlanan Ertuğrul gülmeye başladı elinde olmadan. Yüzük kutusunu tutan elini indirdiği için Şebnem’in önünde tek dizinin üzerine çökmüş, ıslanan üzeriyle birlikte sadece gülüyordu.

Şebnem ise heyecanla kumaş peçeteyi kapmış, tıpkı kahvecide tanıştıkları o gün gibi Ertuğrul’un üzerini başını kurulamaya uğraşıyordu. Ertuğrul gülmeye başlayınca, o da durup gülmeye başladı.

“Yine yaptım değil mi?” dedi rüzgarda savrulan açık saçlarını düzelterek.

“Yine yaptın!” dedi Ertuğrul ve ayağa kalkıp, ona yaklaştı ve yüzüne düşen saçları eliyle kulaklarının arkasına itti Şebnem’in. Şebnem yine bu yakın temas yüzünden kıpkırmızıydı.

“Böyle planlamamıştım ama!” dedi Ertuğrul, hafifçe eğilip, dudaklarını Şebnem’in dudaklarına değdirdi. Şebnem’in bütün bedeni yıldırım düşmüş gibi sarsılırken, yumuşakça geri çekildi ve kutunun kapağını açıp, içindeki yüzüğü onun ince parmağına taktı. Şebnem öpücüğün etkisinden iyice aptallaştığı için yüzüğe öyle bir hayretle ve ağzı açık bakıyordu ki, Ertuğrul bir kez daha gülmeye başladı ve sonra onun tepki vermesine fırsat vermeden kendine çekti. Çalan yumuşak müziğin etkisiyle onunla dans etmeye başladı. Ertuğrul’un iki kolu Şebnem’in beline sarılıyken, Şebnem yüzündeki şaşkın ifade ile kaldırdıdığı elindeki yüzüğe bakıyor sonra dönüp ona bakıyordu.

“Sorayım mı? Yoksa direk cevabını söylemek ister misin?” dedi Ertuğrul gülerek, bu arada Şebnem hâlâ toparlanamadığı için tökezleyen bir dansa dönüşmüştü dansları. Diğer masalardan onlara gülümseyerek bakan bir kaç kişi vardı. Şebnem hariç herkes bunun bir evlilik teklifi olduğunu anlamıştı.

Şebnem’in zihninin aydınlanması bir kaç saniye daha sürdükten sonra gözleri kocaman açıldı ve başını salladı heyecanla. Ertuğrul yumuşakça geri çekilip, “Artık sonuçtan da emin olduğuma göre, izin verirsen şu işi usulüne ve çalıştığım gibi yapayım!” dedi ve yeniden bir dizinin üzerine çöktü Şebnem’in önünde, onun yüzüğü taktığı elini tutup, “Benimle evlenir misin pamuk şeker!” dedi gözlerine bakarak.

“Evet!” dedi Şebnem ama ilk defa sesi dudaklarının arasından değil de kalbinden çıkıyormuş gibi hissediyordu. Ertuğrul yeniden doğruldu ve yenide onun beline sarıldı, kendine çekti bu defa Şebnem’in başı onun göğsünde dans etmeye başladılar. İkisi de mutluk ve heyecanla gülümsüyorlardı. Başka söylenecek söz var mıydı ki? Şarkı sona erince yerlerine oturdular. Dolu iki masadan alkışlar yükseldi. Ertuğrul gülümseyerek el salladı onlara. İşletme de boş durmamış, masalarına özel bir içecek servisi getirmişti hemen. Şebnem’in gözü parmağındaki yüzükteydi. Evlenecekler miydi yani? Rüyalarında görse yormayacağı kadar iyi bir adamla mı evlenecekti şimdi. Daha bir erkek arkadaş fikrini yeni yeni benimsiyordu. Sanki Ertuğrul karşısında değilmiş gibi “Aman Tanrım!” dedi yüksek sesle.

“Pişman mı oldun yoksa hemen!” dedi Ertuğrul gülerek.

“Hayır asla!” diye yanıtladı Şebnem heyecanla.

Gecenin kalanında karşı karşıya değil yan yana çektikleri sandalyeleri ile yüzlerini göle dönüp oturdular sarılarak. Bir küçük öpücükle taçlanan gece sona erdiğinde Ertuğrul annesine söyleyeceğini açıklayınca, Şebnem de artık ailesine bu konudan bahsetmesi gerektiğini fark etti. Birden bire hop deyince “Ben evleniyorum!” deyince bakalım ne diyeceklerdi.

“Kiminle?” dedi annesi ertesi günü hayretler içerisinde, “Nereden çıktı bu adam! Kimmiş, kimlerdenmiş!” diye Oya’yı aratmayacak bir seri soruya geçti. Şebnem tanışma şekilleri ve aile olayları hariç her şeyi anlattı annesine. Damat adayının zengin, eğitimli biri olması annesinin yelkenlerini suya indirdi hemen.

“E gelip bir tanışsınlar madem!” dedi sonra, “Babanla konuşayım da ben!”

“Tamam!” dedi Şebnem keyifle. Babasının da annesinden farklı bir tepki vereceğini sanmıyordu. Ertuğrul hemen o gece sabahı bekleyemediği için annesinin odasına dalıp, söylemişti bile çoktan.

(devam edecek)

Yorum bırakın