Şansa bak – Bölüm 30

Resul bey olanları tam bilemediğinden biraz çekinerek geldi Şebnem’i almaya, Ertuğrul annesine de bir yere çıkma ihtimaline karşı haber vermişti gelişini. Aysel hanım misafir geleceğini öğrenince, ortalığı toparlayıp yeniden girdi mutfağa. Hülya hanımın yüzünü güldüren bu misafirin de yüzünü güldürmek lazımdı.

Şebnem, eli boş gelmemek için yine ufak bir çiçek aldı, Resul beyden rica edip. Geçen defa veremediği çiçeği bu kez götürmek içini rahatlatacaktı. Kapıyı Hülya hanım kendi açtı bu sefer, her zaman ki bakımlı ve hoş görünümüne rağmen yüzünde hâlâ yaşadıklarının izleri duruyordu.

“Ne iyi ettin!” dedi Şebnem’i görür görmez ve sevgiyle kucaklayıp onu içeri aldı.

“Rahatsız etmiyorum umarım!” dedi Şebnem çiçeğini vererek.

“Olur mu güzel kızım, zor zamanlarımda senin gibi tatlı bir kızla vakit geçirmekten güzel ne olabilir. İkinize de bu ince davranışınız için teşekkür ederim” dedi oğlunu kastederek.

“Rica ederim!” diyerek ikinci kez geldiği evin salonuna geçti Hülya hanımla birlikte. Hülya hanım daha önce konuyu anlattığı birinin yanında olmanın güveniyle olanları özetledi Şebnem’e. Şebnem’in tatlı ve huzur dolu bakış açısıyla bir kaç saat sohbet ettiler beraber. Hülya hanım onunla konuştukça, oğlunun neden onun yanında huzur bulduğunu anladı ve bu içini biraz daha rahatlattı. Şebnem de Ertuğrul gibi zamanın en iyi ilaç olacağını düşünüyordu. Her şey çok hızlı gelişmişti, yıllardır süren bir durumun sonucu olsa da. İki tarafın da düşünmeye kendilerini anlamaya ihtiyaçları vardı.

Şebnem ve Hülya hanım konuşurlarken, Ertuğrul’da Hikmet beyin evine gitmiş babasını almıştı. Feridun bey arabaya biner binmez, yaşayacak bir yer bulmuş olduğundan ve arkadaşı ile yaptıkları planlardan bahsetmeye başladı.

“Baba, şirketten ayrılmak zorunda değilsin!” dedi Ertuğrul, “Annem de böyle bir şey istemez, ben de!”

“Kendime ispatlamam gereken şeyler var !” dedi Feridun bey, “Yıllardır kendimi annenin parasının ağırlığı altında hissediyorum.”

“Annem asla böyle düşünmedi ve düşünmez biliyorsun!”

“Onun ne düşündüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Öyle de olsa ben bu histen kurtulmak istiyorum artık!”

“Bunu yerinde yapman daha iyi olmaz mı? Uzak durmak bu hissi yenmez ki, sadece kurtulmuş hissettirir!”

“Siz gençler nasıl oluyor da bu kadar büyük laflar edebiliyorsunuz!” diyerek güldü Feridun bey, “Bu gün gelmen, araman beni çok mutlu etti. İnan seni kaybetmek beni çok üzerdi.”

“Evden gitmen beni kaybetmene neden olmaz, kaçamaklarına bile bulaştım unuttun mu? Suç ortağın sayılırım. Ayrıca sen benim babamsın. Bunca yıl arkamda durdun, şimdi sıra bende. Madem kendine bir yaşam kurmak ve şirketten uzak durmak istiyorsun. O halde oğlunun sana destek olmasına da karşı çıkmamalısın!”

“Sen beni düşünme!” dedi Feridun bey, “Hayat nasıl gidiyor? Şebnem nasıl?”

Ertuğrul mutlulukla babasına da anlattı olanları.

“Vay canına!” dedi Ertuğrul bey, “Film gibi oldu sizinki de tam!”

“Aslında sen olmasan onunla hiç tanışmayacaktım!” diyerek güldü Ertuğrul.

Feridun bey de güldü bu söze, “O kadar da berbat bir baba değilim yani!”

“Hiç değilsin!” dedi Ertuğrul ve babasına maddi ve manevi destek olmak konusunda ısrar etti. Hafta sonu birlikte gidip, eve ne lazımsa birlikte alacaklardı. Feridun bey kendini öyle iyi ve değerli hissetti ki, gerçekten Hülya hanımla birlikte yaptıkları en iyi şeydi bir evlat sahibi olmak.

Ertuğrul babası ile konuşmuş olmanın verdiği rahatlıkla eve döndüğünde, Hülya hanımla, Şebnem kırk yıllık ahbaplar gibi koyu bir sohbete dalmışlardı. Şebnem, Ertuğrul gelince hemen pespembe oluverince, Hülya hanım gülümsedi.

“Şebnem’ciğim” dedi kalkarak, “Bu gün bana harika geldin ve lütfen gelmeye devam et! Ertuğrul’da geldiğine göre ben biraz dinlenmeye çekileyim. Siz de rahat edin. İkinize de iyi geceler!”

“Böyle düşünmenize çok memnun oldum!” dedi Şebnem’de gülümseyerek ve Hülya hanım salondan çıkana dek ikisi ayakta arkasından baktılar. Ertuğrul çok özlediği aşkının yanına gelip hemen saçına bir öpücük kondurdu ve sonra hızlıca babası ile konuştuklarını anlatmaya başladı.

“Bana iyi göründü!” dedi Şebnem, “Annen de babana hak veriyor bence bu ayrılık onlar için bir başlangıç olabilir ama zamana ihtiyaçları var!”

“Ailemizin terapisti gibi oldun sen de! Annemle vakit geçirdiğin için gerçekten minnettarım!”

“Bana da iyi geldi. Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar işe yarar hissetmemiştim!” dedi Şebnem de gülerek.

Biraz daha oturduktan sonra Ertuğrul onu eve bıraktı. Bir akşam öncesi gibi yanaktan ama sıcacık bir öpücükle ayrıldılar. Henüz sıra kendilerini konuşmaya gelmemiş olsa da, yaşamaktan ikisi de çok mutluydu.

Ertuğrul ertesi sabah kahvaltıda annesine babasının planlarından bahsetti. Aysel hanım artık konuyu olmasa da sonucu bildiği için çekinmeden konuşabiliyorlardı. Hülya hanım kocasının oğlunun desteğini kabul etmesine çok sevinmişti.

“Tamam desteği ben vereyim ama o senden sandın olmaz mı?” dedi hemen.

“Olmaz anne, ikinizin arasındaki sırlara daha fazla dahil olmak istemiyorum. Siz de artık lütfen ne yapıyorsanız birbirinize açık olun!”

“Geç kalmadık mı?” dedi Hülya hanım.

“Hayır! Bir yerden başlamak gerek!”

Sonra biraz da Şebnem’den bahsettiler, Hülya hanım hayatlarına birden bire dahil olan ve oğlunun kalbini çabucak çalan bu tatlı kızdan çok hoşlanmıştı. Ertuğrul annesinin kendisiyle aynı fikirde olmasının verdiği mutlulukla çıkıp yine yoldan Şebnem’i aradı. O gün öğlen tatilinde gelip onu alacaktı.

Meraklı Oya bir gün önce öğlen istediği sonucu alamadığı için akşam aramış ama Şebnem evde olmadığını söylediği için yine konuşamamışlardı. Sabah yine gelip, o gün öğlen kaçamayacağını söylese de Şebnem, Ertuğrul’un geleceğini söyleyince, oflaya puflaya odasına gitti. Şirkette herkesin Şebnem’e bakışı ve davranışı değişiyordu. Adı çoktan torpilliler listesine yazılmış, herkes kendi hakkında yukarı iyi şeyler söylesin diye sempatik bir maske takmıştı. Bir tek Oya hâlâ meraklı ve aynıydı.

Şebnem ailesine hiç bir şeyden bahsetmediği gibi bu konudan da bahsetmemişti. Zaten bir erkek arkadaşı olduğunu onlara söylemek yapacağı en son şeydi.

Feridun bey ve Ertuğrul hafta sonu dolaşıp epeyce bir şey beğendiler ve hepsi eve teslim edilmek üzere alışverişlerini yaptılar.

“Bence bu ev işinde Aysel hanımdan da yardım isteyelim!” dedi Feridun, hepsi mutfak işini ona bıraktıkları için neye ihtiyaç olabileceğini kestiremiyorlardı. Feridun beyin listesinin bir kopyasını Aysel hanıma göstermek için aldı Ertuğrul. Hikmet bey, kendi evlerini temizleyen yardımcıyı Feridun beyin oturacağı evi temizlemesi için oraya götürmüştü. Böylelikle zaten temizlik malzemeleri baştan alınmıştı. Hikmet beylerin deposundaki eşyalar da o hafta sonu eve taşındı. Feridun bey evin ve hayatının ummadığı bir hızla toparlanmasından memnundu. Hülya hanımı hiç sormasa bile Ertuğrul olağan zamanlarda yaptıkları gibi annesinden bahsediyordu. İkisinin de sormaktan geri duracaklarını tahmin ettiğinden ikisine de sormadan anlatıyordu olanları.

Hikmet beyin karısı eve dönmeden, Feridun beyin eşyaları büyük ölçüde tamamlandığı için arkadaşına çok teşekkür edip, hemen taşındı. Ertuğrul babasının dolabına sevdiği bir sürü şeyi doldurup hazırlamıştı.

“Artık bende de kalırsın!” diyordu babası, odanın biri oğlu gelince kalsın diye onun için düzenlemişti.

Ertuğrul artık evlenmek istediğini kimseye söylememişti, Şebnem’de dahil. O yüzden sadece gülümseyerek cevap verdi. Evlendikten sonra karısının yanından başka bir yerde kalmaya niyeti yoktu. Karım diye düşününce yüzünde yine kocaman bir gülümseme belirdi. Anne ve babasının düzeninden emin olduktan sonra önce Şebnem’e sonra da onlara açılacaktı. Şebnem çoktan annesinin gelini olmuştu ona göre. Artık annesi ile her konuştuklarında mutlaka Şebnem konusu geçiyordu. Feridun beyin taşınmasına yardım ettiğinden, sonraki hafta sonu annesinin isteği ile Şebnem’i eve yemeğe çağırdılar. Hülya hanım biraz daha iyiydi artık ve Şebnem’e hem oğluna, hem de ona destek verdiği için teşekkür etmek istiyordu.

Evden ayrıldığından beri Feridun beyle hiç doğrudan haberleşmemişlerdi henüz.

(devam edecek)

Yorum bırakın