Ertuğrul babasının sesini duyduğu için içi rahatlamış bir şekilde içeri döndü, Aysel hanım masaya iki tabak hazırlamıştı çoktan, beş dakika sonra Hülya hanım da giyinmiş bir şekilde yanlarına geldi ama hâlâ yorgun görünüyordu. Aysel hanıma “Günaydın!” diyerek oturdu masaya ve “Sen anlat bakalım neler oluyor?” dedi gülümseyerek oğluna.
“Güzel oluyor!” dedi Ertuğrul mutlulukla, “Yani iyi hissediyorum!”
“Ne güzel!” dedi Hülya hanım, “Hayatlarımızda güzel giden bir şeylerin olmasına seviniyorum!”
“Sizin için de en iyisi olacak eminim!” dedi Ertuğrul, “Siz yıllarca bana güven verdiğiniz şimdi aynı güveni koruyorum içimde. İkiniz için de en doğrusu neyse o olsun!”
“Hayırlısı!” diye iç geçirdi Hülya hanım.
Bir arkadaşı ile konuşuyor olsa çok farklı cümleler kurardı Ertuğrul ama konu anne ve babası olunca işler değişiyordu. Bir süre onları kendi haline bırakmak ama bunu yaparken de ikisini de boş bırakmamak en iyisiydi herhalde. Biraz daha sohbetten sonra Ertuğrul şirkete gitmek için kalktı masadan. Babası da gitmeyecekse birinin orada olması gerekiyordu artık.
Oğlu çıkıp gidince, “Çok iyi bir çocuk!” dedi Hülya hanım kendi kendine konuşur gibi ama Aysel hanıma.
“Siz de öylesiniz!” dedi Aysel hanım, masadan Ertuğrul’un boş tabağını alırken. Hülya hanım henüz bir kaç parçadan başka bir şey almamıştı tabağından.
Feridun bey oğlunun sesini duyunca canlanmış hissetmişti kendini.
“Ne var oğlum Feridun?” dedi kendi kendine, “Zaten olmayan bir evlilik yürütüyordunuz. Aslan gibi bir oğlun var bak hemen aradı seni! Bunalımı bırak da kalk yeni bir hayat kurman gerekiyor!” diyerek toparladı misafir yatağını. Normalde Aysel hanım toparlardı odasını ama çocukluğunda annesi alıştırmıştı yatağı toplamadan odadan çıkmamaya, hele misafir olduğu bir evde arkasında dağınıklık bırakmak olmazdı. Yatağı toparlayıp çıktı odadan, salondaki sehpanın üzerinde akşamdan kalanlar duruyordu. Arkadaşını uyandırmamaya çalışarak onları toparlamaya başladı ama zaten erkenci olan arkadaşı çıktı odasından on dakika geçmeden.
“O Feridun! Hale’yi aratmıyorsun anlaşılan!”
Hale, Hikmet beyin seyahatte olan karısıydı, “Birimiz yapacağız nasılsa!” dedi Feridun bey. Sonra birlikte dolaptan kahvaltılık çıkarıp kahvaltı ettiler. Feridun bey uzun süre bu evde misafir olamayacağını bildiği için Hikmet beye bir süre daha kalmak için bir yere ihtiyacı olduğu gerçeğini itiraf etti.
“O kadar ciddi mi evde durumlar?” dedi Hikmet bey şaşkın şaşkın.
“Şirketi de bıraktım!” dedi Feridun bey bu defa, “Sahiden sıfırdan bir hayat kuracağım!”
Hikmet beyin yüzü ciddileşmişti iyice, “Boşanıyor musunuz yoksa?”
“Sanırım ve dostum beş parasızım!”
Hikmet bey olayın detayını sormadı daha fazla, durumun bu kadar ciddi olduğunu anlamamıştı dün gece. Çok arkadaşları boşanıyordu çocuklar büyüdükten sonra. Herkes çocuğa sorumluluğu bitince, daha özgür veya sade yaşamayı seçiyordu artık.
“Niye yaptın, neden yapmadın sorularını geçiyorum o halde, çözüm bulalım” dedi yine ciddi bir sesle. İkisi de iş adamıydı, kriz çözme becerileri vardı. Duyguları karıştırmadan önce asıl ihtiyacı gidermek önemliydi. İki arkadaş bir kaç saat epeyce konuştular bu konu üzerine. Hikmet bey bir kaç arama yaptı, sonunda bir arkadaşının vefat eden annesinin evinin hâlâ boş olduğunu öğrendi. Eşyaları vermişler ama evi henüz kiraya çıkarmamışlardı. Varlıklı bir adam olan Hikmet beyin arkadaşı evi bir süre Feridun beyin kullanmasını kabul etti. Eşya kısmına karışmıyordu.
“Biz hallederiz!” dedi Hikmet bey.
Feridun beyin de emekli maaşı vardı. Artık bu maaşla idare etmeyi öğrenecekti ki zaten parasızlık hayatında ilk defa karşılaştığı bir durum değildi.
“Bizim depoda bekleyip duran bir kaç parça eşya var, sanırım kızın yatağını da oraya attı Hale, inip bir bakalım!” dedi Hikmet bey ve evin arkasındaki küçük depoya gidip işe yarar bir kaç parça eşya seçtiler. Sonra birlikte giyinip, ev sahibi arkadaşından anahtarı almaya gidip, evi görmeye gittiler. İki oda bir salon küçük bir daireydi. Boyaya ihtiyacı yok gibi gözüküyordu. Feridun beyin de içine sinince eve dönüp diğer ihtiyaçları akıllarına geldiği kadar belirlemeye başladılar.
Feridun bey sıfırdan bir hayat kurmak için tam olarak neye ihtiyaç olduğunu unutacak kadar zaman geçirmişti varlık içinde. Yine de olanla yetinmeye razıydı. İki arkadaş günün kalanında konuşmaya ve çözüm arayışlarına devam ettiler.
Ertuğrul işe giderken yoldan aradı Şebnem’i, o da otobüse yeni binmişti. Sesi öyle cıvıl cıvıldı ki, Ertuğrul’un sabah üşüyen yüreği ısındı hemen yine. Şebnem otobüste çok konuşamadığı için sabah olanları ve akşam babası ile buluşacağını anlattı hızlı hızlı. Öğlen de şirkette olması gerektiğinden bu gün çok istediği halde Şebnem’in yanında olamayacaktı.
“Olsun!” dedi Şebnem, “Ailen önemli, benim yapabileceğim bir şey varsa seve seve yaparım!”
“Komik olacak biliyorum ama anneme uğramak ister misin?”
“Hülya teyzeye mi?”
“İstersen yani, ona da iyi geleceğinden eminim!”
“Tabi neden olmasın, iş çıkışı uğrayabilirim herhalde!”
“Ben Resul beye söylerim seni alır! Ondan artık korkmuyorsun herhalde değil mi?”
“Hayır!” dedi Şebnem gülerek, “Tamam!”
“Ben de babamla konuştuktan sonra eve gelir seni bırakırım, böylece görüşmüş oluruz!”
“Tamam!” dedi Şebnem yine sevinçle ve kapattılar. Hülya hanıma destek vermek fikri hoşuna gitmişti. Aslında durup dururken girmişti bu ailenin içine hem de en mahrem yerinden ve bir aşk vardı elinde.
Bir gün önce yönetim kurulundan izinli olduğu haberi hemen yayılmıştı şirkete, daha odasına girer girmez damladı Oya.
“Neler oluyor?” dedi gülerek. Ofis arkadaşı da meraktan öldüğü için Oya ile de çok samimi olmadığı halde gözlerini dikip ikisini izlemeye aldı.
“Öğlen konuşalım!” dedi Şebnem ama Oya’dan kolay kurtulamayacağını biliyordu
“Koridora gelsene iki dakika!” dedi Oya bu sefer, yan masadaki kızı süzerek. Şebnem de mecburen kalkıp çıktı odadan onunla. Kapının önünde ki fısıldaşmalar içeriden duyulmuyordu. Dün gelen kadının kim olduğundan, neden yönetim kurulundan izin olduğuna kadar seri halde sorulara başladı Oya hemen.
“Ertuğrul’un annesi!” dedi Şebnem, “Birlikte halletmemiz gereken bir iş olduğu için böyle yapmış!”
“Vay! Annesi mi?”
“Bir gün de nereye taşıdınız siz bu ilişkiyi, bir gün izin aldım ben, sen çağ atlamışsın o arada!”
“Büyütülecek bir şey değil!”
“Bir erkeğin annesi ile tanışmak, onun seni gelip yukarıdan emirle izne çıkarması mı önemli değil! Yoksa parmağında yüzük falan mı var?” diye Şebnem’in ellerine baktı hemen.
Şebnem’de baktı gayri ihtiyari, “Hayır Oya! Öğlen konuşalım mı?”
“Herkes duymuş kızım, şirkette forsun yükseldi, terfilerden birini kaparsın bu gidişle!”
Gülümsedi Şebnem elinde olmadan, “Dur bakalım!” dedi ve Oya’yı yemekte konuşmaya ikna ederek zorla yollayıp odaya döndü. Odaya girince ofis arkadaşı elindeki kek kutusunu uzattı ona “İster misin?”
“Afiyet olsun!” diyerek geri çevirdi Şebnem onu, gerçekten Hülya hanımın gelişi bir şeyleri etkilemişti galiba. Bilgisayarını açıp, dün masasına gelen işlere göz attı ve kendini işe vermeye çalıştı. Aşık, mutlu ve enerjik hissediyordu ve tabi bir de işe yarar! Gün çabucak tükendi bu hislerle, Ertuğrul arayıp, Resul beyin onu kapıda bekleyeceğini haber vermişti. Öğlen de Oya bir toplantıya girmek zorunda kalınca, konuşmaktan kurtulmuştu. İnsanların meraklı olduklarını bildiğinden öğle yemeğine de inmedi kendi başına. Ofiste kalıp, çekmecesindeki bir kaç bayat bisküviyi kemirdi çayla.
(devam edecek)