Feridun bey isteksizce kalktı yataktan, hayata yeniden başlamak için çok ilerlemişti yaşı. Üstelik hazımsız da olsa alıştığı hayatın konforundan sonra bir mücadele alanına girmeye hiç hâli yoktu.
“Ne yapacaksın?” diye mırıldandı kendi kendine, “Önce eşyanı toparla sonra kafanı!” diyerek dolaba baktı isteksizce, hazırladığı büyük bavulu yatağın üzerine koyup, dolabın içinden daha küçük bir çanta çıkardı.
“Hakkettiğin kadarını al!” diye mırıldandı, “Bu kadar pahalı giysilerle sıfırdan başlanmaz!”
Büyük bavuldaki spor ve daha sıradan görünen bir kaç parça eşyayı küçük çantaya koydu. Sonra iş başvuruları yaparsa bir takım elbiseye ihtiyacı olacağı aklına geldi, bir ceket ve pantolon seçip, düzgünce katladı, çanta dolmuştu. Bıkkınlıkla çekti fermuarı. Ayağına da bir ayakkabı geçirip gidebilirdi. Bir gün önce eski bir arkadaşını arayıp karısı ile aralarının biraz bozuk olduğunu onun yanında bir kaç gün kalıp, kalamayacağını sormuş, o da kabul etmişti. Arkadaşı, karısı yurt dışında olduğundan zaten evde yalnızdı.
“Kadın dırdırı olmadan keyfimize bakarız!” demişti neşeyle arkadaşı.
Oğlunu bu kadar üzmüşken nasıl bakılacaktı o keyfe. Ertuğrul ile yeniden konuşsa ne diyecekti? Ok yaydan çıkmıştı artık söyledikleri geri alınamaz, zamandan silinemezdi. Karnı guruldayınca, çıkmadan şu güzel kokan kahvaltının tadına bakmanın bir sakıncası olmadığını düşündü. Ne de olsa bir daha zor bulacaktı bu keyfi. Büyük bavulu içindekilerle, yatağın üzerinden indirip kapattı ve öylece soktu dolaba. Hülya hanım nasılsa hepsini kaldırıp atacaktı bulunca. Küçük çantayı Aysel hanım hemen görmesin diye odanın kapısının yanına bıraktı ve sabahlığına sarınıp indi aşağı.
Feridun beyi her zaman yıkanmış, giyinmiş ve işe gitmeye hazır görmeye alışmış Aysel hanım şaşırdı haline.
“Hasta mısınız?” dedi daha görür görmez.
“Biraz üşütmüş olabilirim!” dedi hasta görünmeye çalışarak.
Aysel hanım hızlıca hazırladığı sıcak kahvaltılıkları koydu tabağına, “Siz bunları yiye durun, çayda vereyim. Sonra şöyle güzel bir limonlu ıhlamur yapayım, biraz da bal, biraz da elma oh mis gibi şifa olsun!” diyerek çayı da masaya bıraktıktan sonra dolapları karıştırmaya başladı istediklerini bulmak için.
Feridun bey hüzünle takip etti onu, yıllardır yanlarında çalışıyordu, bir gün olsun surat asmaz, şikayet etmezdi. Ne iyi kadındı Aysel hanım.
“Kendini işini görmeye alışacaksın!” dedi içinden ve lezzetli kahvaltılıkları yemeye başladı, Aysel hanım ona dönünce yavaşlıyor, o arkasını dönünce çocuk gibi hızlı hızlı ağzına atıyordu. Eli masanın üzerindeki kumandaya gitti, televizyonu açtı. Aysel hanım televizyon izlemeyi sevmezdi ama Feridun bey sabah haberleri izliyor diye mutfağa da küçük bir televizyon konmuştu. Ne Hülya hanım, ne de Ertuğrul elini sürmezdi kumandaya. Sadece sabah haberleri izlenirdi Feridun bey tarafından.
“Televizyon aptal kutusu!” derdi Aysel hanım, “Ne var Allah aşkına, akşama kadar saçma sapan kadın programları. İnsanın midesi bulanıyor seyrederken. Biz mi uzaydan geldik, bunlar mı ben anlamıyorum!”
Tabi haber programları için söylemiyordu bunları. Onları bilmek lazımdı. Ülke yangın yeriyken, başını kuma gömmek olmazdı.
Aysel hanımın sözleri aklından geçerek boş boş televizyona bakmaya devam etti Feridun bey, dolar yine yükselmişti.
“Hah! Burada mısın?” dedi Hülya hanımın sesi pat diye. Onlar televizyonun sesinden duymadıkları için mutfağa gelene kadar fark etmemişlerdi.
“Hülya hanım kahvaltı hazır!” dedi Aysel hanım sevinçle, yaptıkları yendikçe mutlu olan bir kadındı.
“Eline sağlık birazdan yerim ben! Feridun biraz konuşalım mı?” dedi kocasına. Aysel hanımın yanında konuşulacak konular değildi olanlar. Feridun bey umursamaz oyununa devam ederek, tabağını alarak gitti salona onun peşinden. Kaçmak istediği paylamaya yakalanmıştı maalesef. En iyisi susup, karısının içini boşaltmasına izin vermekti. Bu arada elindeki tabaktakiler de onun tepkilerini saklamak için kullanacağı paravanlar olacaktı.
“Niye giyinmedin, hasta mısın?” dedi karısı da Aysel hanım gibi.
“Üşütmüşüm!” dedi hemen ağzına bir lokma tıkarak ve koltuğa oturdu.
Hülya hanım da hemen yanındaki kanepenin ucuna ilişti, ellerini kenetledi, yutkundu.
“Geliyor!” dedi içinden Feridun bey.
“Feridun ben seni hiç aldatmadım!” dedi sesi titreyerek.
Feridun beyin ısırdığı lokma ağzında kaldı öylece ve büyüdü bir anda sanki.
“Yani ben, sana bahsettiğim o adamla da, başkalarıyla da hiç bir şey yaşamadım. Bu sadece saçma ve kadınca bir, bir.” dedi kaldı, “Adını bulamıyorum. Aptallık diyelim sadece!”
Feridun beyin gözleri ve ağzındaki lokma kocaman olmuştu artık, “Yalan söyleme!” mi desindi, ne desindi şimdi. “Ne diyorsun sen?” mi desindi, “Bir pisliğe dönüştüm ben, bir yalan yüzünden mi?” desindi. Yutamayacağını anlayınca, ağzındakileri kibarca peçeteye çıkardı. Ağzını bir şey diyecek gibi açtı ama olmadı.
“Ben” dedi Hülya hanım kocasının tıkanıp kaldığını görünce, “Bana gitme dersin sandım!”
“Hülya sen delirdin mi?” diye çıkıverdi bu kez ağzından, “Şaka mı şimdi bu yıllar sonra?”
“Hayır maalesef gerçeğin ta kendisi ve geri dönüşü yok!”
Feridun bey ayağa kalkıp, kahvaltı tabağını hırsla sehpaya bıraktı. Geri dönüp merdivenlere doğru yürüdü. Salondan çıkmadan hırsla geri döndü, elini kaldırıp, bir şey diyecek gibi yaptı ama sonra vazgeçti.
“Nereye gidiyorsun?” dedi Hülya hanım arkasından
“Cehenneme, hak ettiğim yere!” dedi Feridun bey. Neydi bu şimdi, karısı onu deniyor muydu yoksa? İtiraf etsin her şeyi diye kurduğu bir oyun muydu bu?
“Feridun!” diyerek arkasından gitti Hülya hanım, “Bunu kendini suçlu hissetmen için söylemedim. Birbirimize olan saygımızı o zaman kaybettik biliyorum.”
“Birbirimize olan saygı mı?” dedi Feridun bey öfkeyle, “Ben kendime saygımı kaybettim Hülya! Lütfen şaka yaptığını söyle! Neyin peşindesin?”
Aysel hanım seslerin yükseldiğini duyunca, sessizce mutfağın kapısını kapattı.
“Sadece söylemek istedim, sana ve bize çok zarar veren bu hayat benim yüzümden böyle bir özür ile düzelmeyeceğini biliyorum.”
“Özür mü?” dedi Feridun, “Hayatımızı ve dün sabah oğlumuzun hayatını da mahvettik. Başka bir adam yoksa neden böyle bir şey söyledin? Sen bir erkeğin ne olduğunu sanıyorsun? Beni ne sanıyorsun?”
“Beni gerçekten sevdiğini ve kaybetmeyi istemediğini bilmeye ihtiyacım vardı. Kendimi çok terk edilmiş hissediyordum ve psikolojim iyi değildi. Sonrasında da toparlayamadım, sen de hemen kabullenince, yalan diyemedim Feridun!”
Feridun bey acıklı bir yüz ifadesi ile baktı karısına, “Ben seni aldattım, hem de defalarca!” dedi acımasız bir sesle, “Ama sen zaten bunların hepsini biliyorsun!” dedi sonra iki elini de kaldırarak.
“Biliyorum” diye inledi Hülya hanım.
“Açıkça soramadın mı Hülya? Beni seviyor musun diyemedin mi? Ben bu haldeyim diyemedin mi?”
“Diyemedim işte!”
“Niye biliyor musun? Çünkü sen güçlü kadınsın, duygularını açık etmek, dürüstlük senin için zayıflıkta ondan. Başka hangi akıl samimi bir konuşma yerine böyle saçma bir oyun oynar be kadın!”
Konuşa konuşa Feridun beyin odasına gelmişlerdi. Hülya hanım kapının yanındaki çantaya sonra da kocasına baktı.
“Ne sanıyordun, olanlardan sonra bu evde yaşamaya devam edecek yüzüm olduğunu mu? Sen!” dedi sonra hırsla, “Alla aşkına Hülya, git de biraz aklımı toparlayayım!”
“Feridun, gitmek zorunda değilsin!”
“Canım benim, lütuf da bulunuyorsun demek!” dedi alaycı bir sesle Feridun bey, geceden beri düşünüp kendini suçladıktan sonra bir de hepsinin yoktan yere yaşandığını anlayınca ne yapacağını şaşırmıştı, “Yalan söylüyorsun değil mi? Beni daha da kötü hissettirmek için yalan söylüyorsun!”
“Söylemiyorum!” dedi artık göz yaşları içinde kalan Hülya hanım “Ben sandığın gibi güçlü bir kadın değilim!”
“Ne yapayım Hülya! Şimdi seni kollarıma alıp, devam mı edeyim ne yapayım? Beni istemedin, yatağından çıkardın, sonra da hayatından çıkardın. Ne yapayım ha bu gerçekle şimdi ben! Niye söyledin ki? Kendini rahatlamak için tabi, benimle bir ilgisi yok! “
“Dürüst olmak istedim!”
“Şaka mısın Hülya! Şimdi mi aklına geldi!”
“Neden kabullendin Feridun söyle o zaman? Neden hemen olur dedin!”
“Hülya gerçekten bunca yıl seni hiç kırmadım, lütfen saçmalamaya devam edip de beni zıvanadan çıkarma! Lütfen çık artık şu odadan!” diyerek karısını kapının dışına doğru nazikçe itekledi ve kapıyı kapatıp kilidi çevirdi.
“Şaka mı bu ya şimdi?” diye bağırdı odada kendi kendine. Hülya hanım kapının dışında eli kolu bağlı öylece.
(devam edecek)