“Ama hâlâ birliktesiniz!” dedi Şebnem, anlayamıyordu Hülya hanımı henüz.
“Evet öyleyiz!” dedi Hülya hanım, “Sence evlilik neden kutsaldır hiç düşündün mü?”
Şebnem beklemediği bu soruya bir yanıt veremedi.
“Öyle öğretildiği için mi sadece? Hepimize bu söylenir, evlilik kutsaldır. Ama neden?” dedi Hülya hanım, Şebnem’in bir şeyler söylemeye çekindiğini belli eden tavrını görünce devam etti, “Feridun’un cevabı beni çok incitmişti ama suçlusu bendim. Ertuğrul’un ergen olduğunu ve şimdi bir aileye ihtiyacı varken, onu kendi aramızdaki bu konuyla etkilememiz gerektiğini söyledim o da kabul etti. Bir süredir onunla karı koca hayatı yaşamıyor olmamızdan duyduğu gerginliğin üzerine, şimdi bir yenisi daha eklenmişti. Ona adamla bir ilişki yaşamadığımı bunu sadece hissettiklerimden duyduğum suçlulukla yaptığımı bile açıklayamadım. Hiç bir şey sormadı. Ben de kendi kırgınlıklarımın üzerine şimdi bir de kendi yarattığım bu değersizliği eklediğimden kendimi toparlayamadım. ” diyerek Şebnem’in yüzüne baktı, “Her neyse, bu gün bir evin içinde iki arkadaş gibi yaşamaya devam ediyoruz. O konuya ikimiz de bir daha hiç dönmedik ama Feridun onu yatağına almayan, üstelik başka bir adamdan hoşlandığını ve ayrılmak istediğini sakınmadan söyleyen, mal varlığı sahibi karısına olan saygısını tamamen kaybetti büyük ihtimalle ve başkaları ile birlikte olmaya başladı. Yüzüme vurarak değil ama biliyordum. Bana yine nazik davranıyor ama içten içe saygı ve sevgi duymuyordu artık. Bense kendimi yıkmıştım, özgüvenim eksilmiş, değersizlik duygum artmıştı. Kendimi toplumsal fayda sağlayan işlere ve oğluma vererek bunu görmeze gelmeye çalıştım yıllarca. Bunları anlattım çünkü o gece başına gelen olayların arkasında bu hikaye vardı. Ancak Ertuğrul hiç bir zaman aramızdaki bu durumu bilmedi, bu konuşmadan hiç haberi olmadı, Feridun ile de bir daha hiç bu konulara girmedik. Ertuğrul mutlu bir yuvada yaşadı, öyle sandı demek istemiyorum biz ona bu duyguyu yaşattık. Bu konudaki iş birliğimizi hiç bozmadık. Oğlumuz söz konusu olunca daima birlikte adım attık ve bunu sevgiyle yaptık. Feridun’un kaçamakları kontrolden çıkmaya başlayınca, benim yaptığım hatanın üzerine bir hata da o yaparak, Ertuğrul’dan yardım istemiş. O da mutlu ailemizin dağılmasına engel olmak için babasına yardım etmeyi kabul etmiş ama olaylar kimsenin istemediği bir yere gelmiş işte.”
“Artık geçmişte kaldı benim için!” dedi Şebnem yutkunarak.
“Hiç bir şey geçmişte kalmıyor tam olarak! Şimdi buraya gelme nedenime geliyorum. Ertuğrul senin de etkilendiğin bu olayda babasını suçladığı için onunla bir konuşma yapmış. Feridun’da bu meselenin nasıl bu güne geldiğini bana danışmadan ona anlatmış. Yani şimdi sana anlattıklarımı Ertuğrul babasının cephesinden dinlemiş ve aynı evin ve evliliğin içinde başka insanlarla özgürce birlikte olduğumuzu sanıyor. Bu yıllarca ona sağlamaya çalıştığımız her duyguyu, her güzelliği ve sevgiyi gözünden düşüren berbat bir durum.”
“Ama siz böyle olmadığını söylüyorsunuz!”
“Feridun’un bakış açısından biliyor hikayeyi ve inan ben oğlumla bunları konuşamam, en azından buna hazır değilim!”
“Kocanızla konuşmak için de beklemişsiniz yıllarca ve işler hiç istediğiniz gibi gitmemiş!” diye çıktı Şebnem’in ağzından ama daha söyler söylemez pişman olup, eliyle ağzını kapattı, “Çok özür dilerim gerçekten sizi yargılamak değil amacım, ben sadece, neden söyledim bilmiyorum!”
“Haklısın!” dedi Hülya hanım, insanlar genelde benden çekinirler ve gerçekleri yüzüme söyleyemezler, “Ertuğrul ile konuşmazsam hikayeyi babasının penceresinden bilecek, babasının bildiğinin doğru olmadığını daha ona bile anlatamadım! İşte düşün halimi!”
“Çok üzgünüm!” dedi Şebnem, “Siz güçlü bir kadınsınız!”
“Değilim aslında, sadece öyle olmaya çalışıyorum hepsi bu ve artık olmadığım biri gibi davranmam yüzünden kendime bile yabancılaşıyorum belki. Her neyse, konu ben değilim. Ertuğrul sana yalan söylediği, sakladığı için incindiğini biliyorum ama oğlum sana çok değer veriyor. İkinizin arasındaki o konuyu kendinizin halledeceğine eminim. Buraya gelme sebebim, oğlum şu anda çok yalnız ve kafası karmakarışık. Bu konuyu gelip bana açabileceğini sanmıyorum ama birileri ile konuşması gerek ve tanıdığı hiç kimseye de bunu anlatamaz. Oysa sana babasının kaçamaklarını çekinmeden anlatmış. Bu senin onun gözünde ne kadar farklı ve özel olduğunu gösteriyor. Senden bu süreçte, yani ben hiç çaba göstermeyeceğim demiyorum tabi, onun yanında olmanı rica edeceğim. Duygusal tarafınıza karışamam dediğim gibi ama güvendiği bir arkadaşı, dostu olarak onun sana açılmasını sağlarsın belki dedim. Yani tatlı kızım buraya mahvettiğim aile hayatımız için yardım istemeye geldim!”
Şebnem ne diyeceğini bilemiyordu. Ertuğrul’un yerine kendini koymaya çalışıyordu kafasında, anne ve babası hakkında böyle özel ve farklı bir şey öğrense aklı kim bilir neler işlerdi. İnsanın aklına nedense iki insanın arasındaki bir konudan ziyade daha toplumsal bir bakış açısı geliyordu, ahlak, kutsal evlilik bağı. Hülya hanımın o soruyu neden sorduğunu şimdi anlıyordu. Hiç düşünmemişti bu konu hakkında ama inanıyordu öyle olduğuna, nedenini, bu inanca bu kadar sıkı sarılmasına neden olan şeyin ne olduğunu bilmiyordu. İki insanın özelinde kapılar arkasında yaşanan her şey toplumsal bir bakış açısıyla değerlendirilebilir miydi? Bunlar onun aklına geliyorsa Ertuğrul’un aklına kim bilir neler geliyordu. Annesini bir başka adamla düşünmek aman Tanrım ne kaldırılmaz bir duyguydu. Annelik de kutsaldı tıpkı evlilik gibi.
“Zavallı Ertuğrul!” dedi kendi düşüncelerine kapılmış bir şekilde.
“Maalesef onu bu zavallılığa biz sürükledik!” diye inledi Hülya hanım, “Yapabilir misin? Buna hiç hakkım yok biliyorum, yani senden yardım istemeye ama çok çaresizim inan bana! Herkesin sandığı o güçlü kadın değilim ben.”
“Ben bunu nasıl yapabilirim? Yani sizin anlattıklarınızı, buraya geldiğinizi mi söyleyeyim ona?”
“Hayır! Sen sadece konuyu anla diye anlattım sana bunları, onun düştüğü pozisyonu, yanlış anlaşılmaları ama bu görüşmeden ona bahsedersen, güveni kırılır!”
“Evet!” dedi Şebnem, “Benim de olsa benim de kırılır!”
“Sana biraz yaklaşmasına izin versen, zaten anlatır o sana, benimle ilgili bildiklerini söylemek zorunda değilsin. Onu dinleyebilirsin buna ihtiyacı var. İnsan bazen kendi sesini dinleyerek de bir şeyleri çözebilir. Yani o sana anlatırken rahatlayabilir, bir şeyleri fark edebilir. Hiç bilmiyorum, sadece içimden bir ses buraya gelmenin doğru olduğunu söyledi. Yani sen ondan bizim ailemizde yaşananlar yüzünden uzaklaştın ama onun bir suçu yok aslında! Ben de istedim ki, hiç değilse bunu düzeltebileyim!”
“Bana anlatmak isteyeceğinden emin değilim ama denerim!” dedi Şebnem, kalbi öyle yumuşamıştı ki Ertuğrul’a karşı bir anda.
“Teşekkür ederim!” diyerek ağlamaya başladı Hülya hanım, “Ah! Çok üzgünüm gerçekten, çok yorgun hissediyorum artık kendimi. Sen ben kendimce işleri yoluna koymaya çalışırken, oğluma sahip çıkarsan, bir anne olarak sana ömür boyu minnettar kalırım!”
“Siz ne yapacaksınız peki?”
“Feridun’u gerçekten özgür bırakacağım! Şimdi gidip onunla konuşacağım, onu cezalandırmak için değil, doğru olan bu olduğu için.”
“Ona gerçeği söylemeyecek misiniz?”
“Söyleyeceğim, bu saatten sonra bir işe yaramaz artık ikimiz içinde ama yine de söyleyeceğim. Doğru anlatabilir miyim, anlaşılır mıyım bilmiyorum. Yani kimse doğru bir ruh halinde değil. Feridun beni anlayamayabilir, başka açılardan bakabilir, bir kez daha incinebilir. O sanıyor ki, biz ayrılırsak, bütün maddi gücünü elinden alacağım. Bu değilim ben ama görüyorsun işte kim olduğum dışında bir kimlikle yaşadım yıllarca ve bu sadece benim suçum. Her neyse bu kısım bende.”
“Ben Ertuğrul’a ne diyeceğim bilmiyorum!”
“Çiçeklere teşekkür ederek başlayabilirsin!” dedi Hülya hanım gülümseyerek, “Gerçekten o kadar harikalar ki!”
Şebnem de çiçeklere bakıp gülümsedi, “Doğru, bunu yapmalıyım sanırım!”
Hülya hanım göz yaşlarını temizleyip, ayağa kalktı. Şebnem de kalktı oturduğu yerden, “Şebnem, çok teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım!”
“Başaramayabilirim!” dedi Şebnem
“Deneyecek olman bile benim için çok önemli. Biliyorum sen de ona çok değer veriyorsun. İki insanın doğru zamanda karşılaşması ne kadar önemliymiş değil mi? Hiç bir şey boşuna gelmiyor başımıza! Şimdi gidiyorum, Feridun eşyalarını toplayıp evi terk etmeden onunla konuşmam gerek!” diyerek çantasını alıp çıktı Hülya hanım.
(devam edecek)