“Evin çok sevimli” dedi Hülya hanım etrafına bakınarak, sonra Şebnem’in cevap vermeden gergin bir yüzle ona baktığını görünce ciddileşti, “Haklısın, seni daha fazla strese sokmadan, konuya girmem gerekiyor. Neden geldiğim konusunda kararsız olmalısın, baştan söyleyeyim ki asla seninle ilgili olumsuz bir konuda konuşmaya gelmedim. Tam tersine iki kadın olarak dertleşmeye geldim”
“Ne hakkında?” dedi Şebnem elinde olmadan.
“Benim hakkımda diyeceğim şimdi şaşıracaksın! İnsan bazen hiç tanımadığı ya da azıcık tanıdığı birine açılmak ister!”
“Ben, size nasıl yardımcı olabileceğimi bilmiyorum!”
“Dinlesen benim için yeterli, olur mu?”
Sırf onu dinlesin diye mi Şebnem’i iş yerinden sabahın köründe aldırıp, buraya getirmişti Hülya hanım. Şebnem’in hiç içi rahatlamamıştı. Yine de başını salladı, başka ne yapabilirdi ki zaten. Bu ailenin tüm olaylarının içine bir şekilde nasıl giriyordu acaba? Yoksa kocasının çevirdiği dümenlerle ilgili bir ilgisi olduğunu mu sanıyordu Hülya hanım?
Hülya hanım arkasına yaslanıp, boğazını temizledi, kendisi de söze nereden gireceğine pek emin değildi aslında.
“Ben” dedi Feridun ile evlendiğimde gençtim, “Birbirimizi çok seviyorduk. Feridun kadınların dilinden sahiden anlar. Bu kadar çok fındık kırmasına şaşırmamalı aslında bu yüzden. Her neyse konu bu değil. Ertuğrul doğduğunda da her şey çok yolunda ve iyi gidiyordu. İyi bir babaydı, oğluyla ilgileniyor, vakit geçiriyor, onu mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Sonrasında ikimiz sadece oğlumuzu konuşur olduk. O şirketin işlerine çok odaklıydı. Aslında bir şekilde kendini ispatlama çabası içerisinde olduğunu biliyordum, bana söylemese de, mal varlığının sahibi olmamın ağırlığı altında eziliyordu ama bana bir şey belli etmeden kendince hak etmeye çalışıyordu sanırım. Aslına bakarsan ben pek romantik veya uysal bir kadın sayılmam. Yapı meselesi. Feridun duygusaldır. “
Şebnem konunun nereye gittiğini anlayamadığı için sessizce dinlemeye devam ediyordu. Hülya hanım anlatırken kendi kendine ellerini sallıyor, gözlerini başka yerlerde gezdiriyordu. Sanki boş bir odada kendi kendine konuşur gibi.
“Uzatmak istemiyorum” dedi Şebnem’e bakarak, zamanla ikimizin de aşkı sönmeye başladı. Ertuğrul’un zaten her zaman bakıcıları vardı ama elimizden geldiğince anne ve baba olarak hep kendimiz ilgilenmeye çalıştık. Bakıcısı var diye onu bir kenara bakıcı ile bırakmadık. Birimizden birimiz daima onunla olmaya gayret etti, imkanlarımız olsa da, yemeklerini ben pişirdim, babası katıldığı etkinliklere götürdü, getirdi. Çocuktan başka ortak paydamız olmadığını anlamaya başladığım sırada sırayla anne ve babamı kaybettim. Zaten başka şehirde yaşıyorlardı ama yine de insanın bir aileye, duygusal destek alacağı bir güvenceye sahip olması iyi bir şey. Bu süreçte Feridun’dan beklediğim desteği de göremedim. O benim olan şirketi en iyi hale getirmenin benim açımdan en büyük güven ve destek olacağını düşünüyordu sanırım. Başarılıydı da bu arada! Ben de daha sosyal olmaya karar verdim, ilgili kocamın üzerinden uzaklaştırıp, kendini mutlu edecek aktiviteler denedim. El sanatları denedim ama pek becerikli değilim doğrusu, sonra spora yazıldım, çok saçmaydı çünkü zaten evimizde pasif spor yapabileceğimiz bir alanımız var. Arkadaşlarımla vakit geçirsem de herkesi yüzeysel bulmaya başladım. İçimde tuhaf bir boşluk oluşmuştu. Sonra derneklere gitmeye başladım. Benim gibi baskın karakterli bir kadın ancak, böyle şeylerle motive oluyor sanırım. Bir şeyleri organize etmek, yoluna sokmak falan. Belki de duygusal boşluğu bastırmak için seçilen bir çeşit güç gösterisi işte.”
Yeniden Şebnem’e dönüp, baktı, “Biliyorum henüz anlamıyorsun, yine de dinlediğin için teşekkür ederim” dedi.
“Rica ederim!” dedi Şebnem ama hâlâ her an kalkacak gibi koltuğun ucunda ve gergin oturuyordu.
“Sporu da temelli bırakmadım bu arada, kendi başıma evde orada sağladığım disiplini sağlayamıyordum. Yaşlanmak, kilo almak istemiyordum. Mutsuzdum söyledim ya. Ertuğrul artık liseye başlamıştı. İstediğimde sarılabileceğim, öpüp, koklayacağım, birlikte bir yerlere gidebileceğim yaşı çoktan geçmiş delikanlı olmuştu. Kendimi iyice terk edilmiş hissediyordum. Spor salonunda tanıştığım bir adam vardı. Bir kaç kez spordan sonra grup halinde kahve içmiştik. Sonra bir işi düştüğü için beni aradı. Bir yemek yedik beraber. Çok akıllı, neşeli, hoş sohbet bir adamdı. Yemek iş içindi bu arada, aklına başka bir şey gelmesin. Sonra yine spor salonunda karşılamaya başladık ama salonun kafesinde mutlaka kahve içip, sohbet ediyorduk artık. Anlamsız bir şekilde adam hoşuma gidiyordu. Tabi ona bir şey belli etmiyordum, o da bana bir şey söylemiş değildi ama ikimizin arasında bir çekim olduğunu hissediyordum. Evliydim, kocaman bir oğlum vardı, kendime kızıyordum hissettiklerimden dolayı. Bir kaç ay sonra adamın adı geçse heyecanlanmaya başladığımı fark edince, ne yapacağımı bilemediğimden Sevim’e anlattım. Hani o gece tanıştın ya! Sevim çok net bir kadındır. İyi kötü, her şeyi inandığı gibi söyler.”
“Adamla bir şey yaşadığın yok ama hissettiklerin seni suçlu hissettiriyorsa, Feridun ile aranda bir şey kalmadığını düşünüyorsan ayrıl gitsin!” dedi pat diye.
“Adam için değildi söyledikleri, madem böyle hissedebiliyordum ve aylardır çabaladığım halde bunu bastıramıyordum, Feridun’a karşı hissettiğim hiç bir şey olmadığını kanıtlıyordu bu. Sadece evli bir kadın olarak hissettiklerim için suçluluk duyuyordum. Feridun’a haksızlık ve ayıp ediyordum çünkü. Bir taraftan da Ertuğrul ergenliğini yaşıyordu. Ergenliği şimdiki gibi fazla sakin sayılmazdı. Özel okullara gitmiş kendine edindiği çevrede değişik ama hepsi zengin ailelerin çocukları vardı. Üzerine gitmiyormuş gibi görünsem de o zamanlar ailemin şoförlüğünü yapan ve onları kaybedince yanıma aldığım Gürhan beye onu takip ettiriyordum. Yalan söylüyordu çünkü arkadaşları ile bazı yerlere gitmek için. Tam da böyle bir zamanda aileyi dağıtmak akıl kârı olabilir miydi? Üstelik adamla aramda hiç bir şey yoktu, sadece sohbet ediyorduk o da spor salonunda. Yine de Sevim’in söyledikleri kafama takılmıştı. Feridun ile bir süredir karı koca gibi yaşamıyorduk. O geç geliyordu, ben erken uyuyordum. Mutsuzluğumu üzerine alınıyor, çok çalıştığını söylüyordu. Daima mal varlığımı onun üzerinde bir güç olarak kullandığımı düşündü. Çalışarak karşılığını veriyordu ve ben hâlâ mutsuzdum. Yine de onun beni sevmeye devam ettiğini düşünüyordum, nezaketinden bir şey kaybetmemişti, benimle ilgili her detayla ilgileniyordu. Onunla birlikte olmak istemiyor olmamı sessiz karşıladı ama oldukça ağırına gitmişti biliyorum. Kadınlar erkekler gibi değiller, duygusal olarak güçlü olmadığımız durumlarda, başka şeyler yaşamak istemiyoruz zaten. Biraz sevgi görmeye ihtiyacım vardı sadece, karı koca görevlerini icra ediyor gibi yaşamaya değil. “
“Çayı demleyeyim!” diyerek ayağa kalktı Şebnem, konu giderek özele giriyordu ve Şebnem hâlâ ne yaşadıklarını anlayamamıştı. Yanlış bir şey söylememek için sessizce dinlemeye devam ediyordu. Kaynayan suyu, demlikteki çaydanlığın üzerine döküp, geri geldi.
“Bu kadın ne saçmalıyor diyorsun herhalde!”
“Hayır, devam edin lütfen!” dedi Şebnem kendini bile şaşırtan bir psikolog edasıyla.
“Feridun’un beni hâlâ sevdiğini bilmek istiyordum. Bu yüzden bir gün ona, bir başka adamdan hoşlandığımı ve ondan ayrılmak istediğimi söyledim. Karşı koyacağını düşünüyordum, beni kaybetmek istemeyeceğini ya da ne bekliyordum bilmiyorum. O vazgeçmek istemeyecek ben de zaten öbür adamı hiç umursamayacaktım. Bir süre sessiz sessiz yüzüme baktı, öyle ifadesiz duruyordu ki, kaç yıllık kocamın ne düşündüğünü anlayamıyordum. Bu kadar mı yabancılaşmıştık birbirimize.
“Tamam!” dedi boğuk bir sesle, “Madem böyle istiyorsun!”
Çok hayal kırıklığına uğramış görünüyordu, başka bir adam olduğunu söyleyen bir kadına başka nasıl tepki verilirdi ki. Aptalca bir bunalımın sonucunda düşünmeden yapılmış aptalca bir plandı ve hayatımızı mahvetti.”
(devam edecek)