Şansa bak – Bölüm 21

Hülya hanım o gece kocası ile konuşmak istemediğini söyleyip, odasına çıktı, bir süredir zaten ayrı odalarda uyuyorlardı. Feridun bey yolun sonuna gelindiğinin farkındaydı, Ertuğrul ve annesi Şebnem’e gitmeye karar verince eşyasını toplamak için odasına çıkmış, sonra kalacak bir yer ayarlamak için bir kaç telefon görüşmesi yapmıştı. Ertuğrul anne ve babasının ilişkisini düşünmemeye çalışırken aklını Şebnem’e kaptırıyor, ondan kurtarayım derken yeniden aynı konuya dönüyordu. Sevdiği kadının karşısında daha ne kadar kötüleşebilirdi imajı acaba?

Hülya hanım düşüncelerle dolu bir gecenin ardından, sabahın erken saatinde Resul’ü aradı.

“Şebnem’in evini biliyor musun?”

Resul konunun ne olduğunu bilmediği için bir şeyden şüphelenmedi. O gece onları gören kızın adının Şebnem olduğunu bile bilmiyordu aslında. Hülya hanım “Doğum gününde misafir olan kız!” deyince, kızı tanımadığını, evini de bilmediğini söyledi. Hülya hanımın sabrı taştığı için “Adamın vurulduğu gece sizi gören kızdan bahsediyorum!” deyince Resul’ün başından kaynar sular indi. Daha evden çıkmayıp, karısı ceketini tutmak için hemen arkasında durduğundan, hızlıca ceketi giyip, evden dışarı çıktı.

“Hülya hanım vallahi çok üzgünüm!” dedi ağlamaklı bir sesle.

“Resul kızın evini biliyor musun dedim? Soruma cevap ver!”

“Eski evini biliyorum, yeni eve Ertuğrul bey bizi hiç götürmedi!”

“Hay Allah!” dedi Hülya hanımın sesi sıkntıyla.

“İş yerini biliyorum ama!” diye atıldı Resul kendini affettirmesi gerekiyordu.

“Tamam hemen gel beni al, Feridun taksiyle gitsin nereye gidecekse!” diyerek kapattı telefonu Hülya hanım, henüz sabahın yedisiydi. Hızlıca giyindi, Feridun bey ve Ertuğrul beyin odasından ses gelmiyordu, Aysel hanım kapıdan az önce girmiş, mutfağa doğru giderken karşılaştılar.

“Aysel, sabah bir işi varmış çıktı de benden için olur mu?”

Aysel hanım Hülya hanımın, yoğunluğuna ve işlerine alışık olduğu için başıyla onayladı. Resul hiç oyalanmadan geldiği için o sokak kapısını açarken, arabada, bahçe kapısından içeri girdi.

“Beni hemen kızın iş yerine götüreceksin, ben söyleyene kadar da gitmeden aşağıda bekleyeceksin anlaşıldı mı?”

“Tamam efendim!” dedi Resul çekinerek. Hülya hanımın aldatıldığı için kızgın olduğunu düşünüyordu ama şahit olan kızı neden görmek istediğini anlamamıştı. Korkudan ve sabah şaşkınlığından, eve gelen kız ve şahit olan kız soruları peş peşe sorulmasına rağmen aradaki bağı henüz kurmamıştı beyni.

Şebnem pembe çiçeklerini uzun uzun seyrettikten sonra gülümseyerek uyumuş, sabah yine onlarla karşılaşınca kendini çok mutlu hissetmişti.

“Günaydın tatlı pembeler!” diyerek onları hafifçe okşadı ve geç kalmamak için aceleyle giyinip, durağa koşturdu. Çiçeklerin coşkusu ile o gün yine pespembe giyinmişti.

Araba, Şebnem’in çalıştığı şirketin önüne yanaşınca, Hülya hanım eğilip, “Koş mesai kaçta başlıyormuş öğren!” dedi Resul’e. Resul hızlıca inip güvenlik görevlisi ile bir şeyler konuşup geri geldi. Mesai dokuzda başlıyordu. Hülya hanım saatine bakıp, “İyi daha erken, birazdan gelir!” diyerek arkasına yaslandı.

Resul bey özür dilemek için sakin bir fırsat yakaladığını düşünüp, “Hülya hanım olanları eşim duyarsa, mahvolurum. Beni biliyorsunuz yıllardır yanınızda çalışıyorum” diye inledi.

“Tamam merak etme!” dedi Hülya hanım, dersini almışsındır umarım.

“Aldım efendim, Allah razı olsun!” dedi Resul bey ama Hülya hanımın sesi sert ve otoriter çıkınca daha fazla bir şey diyemedi. Yaklaşık on beş dakika sonra Şebnem koşturarak şirketin kapısına yaklaşırken fark etti Hülya hanım onu ve hızlıca arabadan inip, “Şebnem!” diye seslendi.

Şebnem bir an önce ofisine çıkmak için acele ettiğinden arkasından gelen sesi duymadan güvenlik görevlisini selamlayıp içeri girince, Hülya hanım da peşinden gitti. Güvenlik görevlisi ile burun buruna gelince, içeri az önce giren kızla çok acil görüşmesi gerektiğini söyledi. Güvenlik henüz asansöre ulaşan Şebnem’e bakıp, gür sesiyle “Şebnem hanım!” deyince, Şebnem, Hülya hanımı fark etti. Hülya hanım adama teşekkür edip, hızlı hızlı Şebnem’in yanına yürüdü. Akşam ki güzel çiçekten sonra Ertuğrul’un annesinin neden geldiğini anlayamayan Şebnem gülümsese mi, gülümsemese mi bilemedi.

“Biliyorum işin var ama seninle acilen konuşmam gerekiyor!” dedi Hülya hanım hiç lafı uzatmadan.

“Ertuğrul’a bir şey mi oldu yoksa?” dedi Şebnem saf saf.

“Oğlumun fiziksel sağlığı gayet iyi merak etme!” dedi Hülya hanım, “Ofiste tek başına mı çalışıyorsun?”

“Hayır, bir oda arkadaşım var!”

“Tamam önce senin odana çıkalım, sonra ben hallederim!”

Şebnem Hülya hanımın neyi halledeceğini anlamadığı için bir şey demeden gelen asansöre bindi ve birlikte yukarı çıktılar. Hülya hanım asansörden inmeden, Şebnem’e odasını asansörün kapısından gösterttikten sonra, “Sen git, geleceğim ben!” diyerek yeniden asansöre bindi. Şebnem kapanan asansör kapısına bakarak ofisine yürürken, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hülya hanım neden gelmiş olabilirdi? Olanları mı öğrenmişti? Eğer öyleyse neden ona gelsindi ki? Nereye gitmişti ayrıca, neyi halledecekti. Sıkıntıyla odaya girip, yerine oturdu. Ofis arkadaşı ondan önce gelmiş tostuyla çayını içiyordu. Onun şaşkın halini görünce umursamadı. Zaten tuhaf olan acemi kız, son zamanlarda iyice şaşkınlaşmıştı. Yarım saat sonra Hülya hanım kapıdan girince Şebnem’in tedirginliği de artmıştı.

“Haydi gel! Bu gün izinlisin!” dedi gülümseyerek

Ofis arkadaşı gelen kadını ve neden Şebnem’in izinli olduğunu söylediğini anlamaya çalışarak merakla bakarken, Şebnem “Nasıl yani?” dedi şaşkınlıktan.

“Yönetim kurulunda arkadaşım var, konuştum, bu gün yukarıdan izinlisin!” dedi Hülya hanım yeniden.

Ofis arkadaşı, herkesin terfi beklediği bu dönemde şaşkın kızın yönetim kurulunu tanıyan biri tarafından izinle çıkarılmasına iyice afalladı. Bu şaşkın torpilli miydi yoksa?

Şebnem masaya bıraktığı çantasını alıp, Hülya hanımla odadan çıktı, “Neler oluyor?” dedi asansöre yürürken. Hülya hanım, anlatacağını söyleyip, asansör durana kadar başka bir şey söylemedi. İkisi birden arabaya vardıklarında, Resul beyi görünce Şebnem daha da huzursuz oldu.

Resul bey, patronu ile kız şirketten çıkıp, ona doğru yürüyünce tanımıştı Şebnem’i, bu kız o gece Feridun beylerin evinde bayılan kızdı? Şahit olan kız da buysa? Bir panikte onu sardı hemen, Hülya hanım ne yapmaya çalışıyordu acaba?

“Aysel’i ara, sor bakalım bizimkiler hâlâ evde miymiş?” dedi Hülya hanım aynı otoriter sesle. Resul bey hiç ikiletmeden aradı, Feridun bey onu henüz aramadığına göre büyük ihtimalle evdeydi ama Hülya hanıma söyleyecek cesareti bulamadı. Aysel hanım ikisinin de evde olduğunu söyleyince, Hülya hanım, “Sana gidelim mi?” dedi Şebnem’e, “Kalabalık bir yerde konuşmak istemiyorum!”

“Olur!” dedi Şebnem çaresizce ve Resul bey en azından mahalleyi bildiği için sürmeye başladı.

“Bakın ben polise falan gitmeyi düşünmüyorum!” dedi Şebnem. Resul bey korku dolu gözlerle aynadan onlara bakıyordu.

Hülya hanım derin bir iç çekti önce ve sonra Şebnem’in dizinin üzerinde duran eline uzanıp, elini onun elinin üzerine koydu.

“İnana bana konuşacaklarım çok daha önemli!” dedikten sonra Resul beye aynadan bakarak, “Gitmeyeceğini biliyorum! Bunu yapacak olsan çoktan yapardın zaten!”

Sitenin kapısından girip, arabayı park ettikten sonra Hülya hanım, Resul’e beklemesini Feridun bey ararsa onunla işi olduğunu söylemesini istedi. Şebnem ile olduklarını kimseye demeyecekti. Sonra Şebnem ile eve çıktılar. Kapıdan girer girmez sehpanın üzerindeki pembe çiçekleri görünce gülümsedi Hülya hanım, oğlundan geldiğini tahmin etmişti.

“Şebnem’in eli ayağı dolaştığı için bir çay koyayım!” diyerek mutfağa kaçtı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu, neydi bu kadının niyeti? Oğlumdan uzak dur falan mı diyecekti acaba?

Çaydanlığın altına su doldurup, ocağı yaktıktan sonra, etrafı inceleyen Hülya hanımın yanına döndü.

(devam edecek)

Yorum bırakın