Şansa bak – Bölüm 20

Ertuğrul kafası karmakarışık bir şekilde yeniden arabasına binip ayrıldı evden. Bir süre nereye gideceğini bilmeden sürdükten sonra, kenara çekti. Eğer babasının anlattıkları doğruysa, işin bu kısmı onun umurunda olmalı mıydı? Sonuç olarak bu son olayda yaşananlardan annesinin haberi olmadığı ortadaydı, çünkü bu olaylar sonuçları korkulan gibi olmasa da aslında hepsini bir tehlikeye sürüklemişti.

Babası konuşurlarken, son olayın annesine verdiği sözü bozmayacağı şekilde çözüldüğünü söylemişti. Yani anlaşma bozulmamıştı. Ertuğrul haklıydı, beceriksizce ve hatalı davranmıştı. Bir daha tekrarlanmayacaktı. Yaşlandıkça daha dikkatsiz olmaya başlamıştı belli ki, falan filan.

Babasıyla konuşmaya karar vermeden, doğrudan annesine gitmiş olsa yine bu hikayeyi mi duyacaktı? Annesi ona bunları anlatabilir miydi? Ya da sahiden böyle bir anlaşmaya varmışlar mıydı? Aslında Hülya hanımın bunca zamandır hiç bir şeyin farkında olmayışı Ertuğrul’a da normal gelmiyordu. Eğer babasının söyledikleri doğruysa bu her şeyi açıklıyordu. Onlar sadece ele güne karşı ve kağıt üzerinde evli gözüken iki arkadaş olmaya ve birbirlerine ve aileye zarar vermeden kendi özgür hayatlarını yaşamaya karar vermişlerdi. Kulağa çok medeni gibi gelse de, bu evde büyüyen bir çocuk olarak bunu hazmetmek zor geliyordu. İki insanın arasında kurduğu ve saygıyı korumaya söz verdikleri bu ilişkiye karışabilecek yegane üçüncü kişiydi o ama neden yapsındı.

Biraz sonra telefonu çaldı, arayan annesiydi. Ne diyeceğini bilemeden açtı telefonu.

“Ertuğrul?” dedi annesinin endişeli sesi.

“Efendim!”

“Baban aradı az önce! Konuştuğunuzu söyledi. Neredesin şimdi?”

“Konuştuk!” dedi Ertuğrul sıkıntıyla, bu arama babasının doğru söylediğinin ispatıydı belli ki, “Dışardayım şimdi!”

“Sevim teyzenlerin otelinin önündeyim şimdi, konum atta geleyim!”

“Hayır!” dedi elinde olmadan, anne ve babasının bu kadar özelini daha fazla bilmeye veya konuşmaya hiç ihtiyacı yoktu.

“Neden bu kadar bilmek istedin? Bir çocuğun bilmesi hoş şeyler değil bunlar ama bizim kararımız. Yoksa dün gecede mi biliyordun o hallerin ondan mıydı?” dedi Hülya hanım. İşte olayın asıl noktası buydu. Annesi olanları bilmediğinden, bu noktaya da nasıl geldiklerini anlayamamıştı. Feridun bey de bu kısma bir açıklık getirmemişti elbette ki.

“Anne! Kararınıza saygı duyuyorum ama şimdi konuşmak istemiyorum. Bana biraz zaman ver olur mu?” dedi Ertuğrul ve annesi de kabul edince, kapattılar.

Sonra aniden kararını değiştirip, annesini yeniden aradı, “Konum atıyorum gel!” diyerek kapattı yeniden. Tamam onların özeli, onların kararıydı ama bu son olay hepsini ilgilendiriyordu ve annesine anlatacaktı. Madem anlaşmayı bozuyordu o zaman niye saklansındı. Madem herkes her şeyi en özele kadar anlatıyordu o zaman bu da anlatılsındı. Yine aradı annesini, “Eve gel, evde üçümüz konuşalım!” diyerek yeniden kapattı ve arabayı eve dönmek için çalıştırdı.

O içeri girdiğinden annesi gelmiş, babası ile hararetli hararetli konuşuyorlardı. Hülya hanım olanları bilmediği için böyle bir konuyu oğluna açmış olduğu için kocasına kızgındı.

“Eninde sonunda öğrenecekti Hülya!” diyordu Feridun bey.

“Bize saygısını kaybedecek! Biz bu kararı saygıyı kaybetmeden yaşamak için aldık!”

Ertuğrul annesinin bu son sözü üzerine salona girince ikisi de dönüp ona baktı.

“Ertuğrul oğlum gerçekten çok üzgünüm!” dedi Hülya hanım “Böyle bir konuya hiç dahil olmaman gerekiyordu!”

“Tamam!” dedi Ertuğrul elini kaldırarak, şimdi o konuşmak istiyordu. İkisinin oturduğu kanepenin karşısındaki koltuğa oturdu.

“Anlamaya çalışıyorum tamam mı? Bu beni hiç ilgilendirmiyor sahiden, bilmeyi de hiç istemezdim. Ben artık bir yetişkinim ve insanların arasındaki özel ilişkilere, kararlara saygı duymak gerektiğini biliyorum. Bilmek sindirmeme yetmese de bunu halledebilirim.”

“Çok üzgünüm!” dedi annesi yeniden.

“Ne istiyorsanız onu yapın!” dedi Ertuğrul, sakin konuşmaya çalışsa da sesi sert çıkıyordu.

Sonra ayağa kalkıp yine dolanmaya başladı. Feridun bey onun olanları açıklamak üzere olduğunu anlamıştı.

“Peki!” dedi sıkıntıyla “Seni bu ızdırapdan kurtarayım!”

Hülya hanım ona bakınca, bir çırpıda olan biteni karısına anlatmaya başladı.

Hülya hanım “Oh! Olamaz!” diyerek dinliyordu kocasını, “Demek o kızcağızın hali! Ah Feridun!” dedi yeniden öfkeyle.

“Tamam büyük hata yaptım!” dedi Feridun bey, “Belki de Ertuğrul haklıdır! Ailesi parçalanmasın diye kendi aramızda böyle bir çözüm bulduk ama belki de bunu sürdürmemeliyiz artık!”

“Resul bey, Ahmet bey ve o zavallı kız!” dedi Hülya hanım ellerini başının arasına alarak, “Rezilliğin o kadarını susturmakla sona erdiğini mi sanıyorsun? Ertuğrul o kadar haklı ki, zaten ondan önce herkes ne karıştırdığını öğrenmiş. Sahiden sorumsuzluğunun boyutlarına inanamıyorum! Ertuğrul’u bu işe nasıl bulaştırırsın?” derken sesi giderek yükseliyordu. Sonra oğluna dönüp, “Sonuna kadar haklısın, biz bir hata yapmışız belli ki, baban da bu hatasıyla hatamızı katmerlemiş ve yıllar önce seni korumak için aldığımız kararımız en çok sana zarar verdi şu an!”

“Ama?” diye araya girecek oldu Feridun bey, Hülya hanım çok sert bir şekilde döndü kocasına, “Sen karışama, konuşacağız!” dedi kocasına ve yeniden oğluna döndü, “Şebnem ile ben konuşacağım, sana söz veriyorum sana yaşattıklarımızı telafi etmek için elimden geleni yapacağım ve Feridun sen de o kızdan özür dileyeceksin! Allahım Resul bey karısına, o kim bilir kimlere! Hangi akılla senin sorumluluk sahibi olabileceğine inandım acaba ben?”

“Üzgünüm baba!” dedi Ertuğrul.

“Ben üzgünüm evlat!” dedi Feridun bey, “Konu seni aştı annenle çözeceğiz ama bu defa seni böyle bir duruma sokacak bir çözüm olmayacak emin ol! Berbat göründüğünün farkındayım ama sadece dikkatsiz davrandım hepsi bu!”

“Kapa çeneni!” diye gürledi Hülya hanım, “Ertuğrul biz babanla bunu aramızda halledeceğiz oğlum ama önce senin durumunu düzeltelim.”

“Nasıl?” dedi Ertuğrul “Şebnem hepimizden korkuyor artık!”

“Benden değil!” dedi Hülya hanım, “Benden korkmuyor! Çünkü senin gibi o da olaydaki mağdurun ben olduğumu düşünüyor!”

Ertuğrul başını salladı.

“Tamam, hadi yürü, gidip şu kızla konuşalım!”

“Şimdi mi?”

“Evet şimdi!”

“Çok geç oldu ama!”

“Daha geç olmadan çözelim!” diyerek kapıya yürüdü Hülya hanım.

“Ben de geleyim mi?” dedi Feridun bey, Ertuğrul ve Hülya hanım aynı anda dönüp “Hayır!” diye gürlediler

“Özür dilemek için demiştim!” dedi Feridun bey, “Ben de eşyalarımı toplayayım bari, belli ki yol gözüktü!” diyerek kalkıp merdivenleri çıkmaya başladı.

“O konu sonra!” dedi Hülya hanım ve kapıdan çıktı.

“Anne bu saçmalık, okulda yaramazlık yapan çocukları koruyan anneleri gibi hoşlandığım kızın kapısına seninle mi gideceğim yani?”

“Yaramazlığı yapan sen olmadığına göre böyle bir durum olduğunu sanmıyorum!” dedi Hülya hanım.

“Ne söyleyeceksin ona?”

“Gerçeği!”

“Tamam da sizin özel hayatınızda aldığınız bu tuhaf kararlar onu niye ilgilendirsin. Ayrıca bunu hoşlandığım kızın bilmesini ister miyim sence?”

Artık arabaya binmişlerdi, Hülya hanım dönüp oğluna baktı, “Haklısın!” dedi, “Bizim hakkımızda öğrendiğin bu gerçek gözünden düşmemize neden olduğunu anlayabiliyorum.”

“Anlayabileceğini sanmıyorum!” dedi Ertuğrul.

“Haklısın, çok haklısın inan çok mahcubum.”

“Her neyse! Şebnem’e ben işin gerçeğini zaten anlattım ama ikna olmadı. İnanmadı ya da ne bileyim işte! Annemle kapısına gitmek çok aptalca bir fikir!”

“Biz kadın kadına konuşuruz! Sen yukarı gelmezsin!”

“Ne diyeceksin, oğlum özünde çok iyi biridir mi?”

“Bilmiyorum Ertuğrul!” diye inledi Hülya hanım, “Sadece seni içine düşürdüğümüz bu durumdan çıkarmak için çare olmaya çalışıyorum! Daha berbat etmek değil!”

“Bunu kendi başıma halletmeliyim!” dedi Ertuğrul ikisi birden henüz çalışmayan arabanın içinde oturuyorlardı öylece, “Siz kendi meselenizi çözün ben de kendiminkini!” diyerek indi arabadan ve kapıya yürüdü. Hülya hanım da üzgün bir şekilde inip, oğlunun peşinden içeri girdi. Herkes için uzun bir gece olacaktı belli ki.

(devam edecek)

Yorum bırakın