“Babamın metresi yani Şükran’ın mesajlarını kocası yakalamış, babamın peşine düşmüştü. Zaten kumarbazın biri olan adamın niyeti namus temizlemek falan değil, kumar borçlarını ödemek için alacağı paraydı. Karısını ilk kez de yakalamıyordu, her yakaladığı adamdan da para sızdırıp, karı koca bunu bir oyuna çevirmişlerdi.” dedi Ertuğrul elinden geldiğince hızlı anlatabilmek için.
Şebnem gözleri kocaman açık ve gergin bir şekilde bir yandan onu dinlemeye çalışıyor bir yandan da kaçmak için planlar yapmaya devam ediyordu.
“Babam da adamın tehditleri artınca, annemin duymaması için ona istediği parayı vermeye karar verdi. Ancak biraz araştırınca adamın sabıkalı olduğunu da öğrenmiş. Bir akşam odama girip, ona yardım etmem için bana yalvardı. Hem başını belaya sokuyor sonra da çocuk gibi ağlayarak yardım istiyordu. Bizim Resul eskiden gece kulüplerinde koruma olarak çalışmış, bu adamlarla da nasıl konuşulacağını da az çok bilir. Sonra evlenip, çoluk çocuğa karışınca da o işleri bırakıp şoförlüğe başlamış. Çok çok iyi bir adamdır aslında”
“Onu gördüm, hiç de öyle iyi bir adama benzemiyordu!”
“Tamam haklısın ne olur sonuna kadar dinle! Ben de babamın yalvarmalarından usandığım için Resul ile gidebileceğimizi ve adama parayı vereceğimizi ama bir daha da babamın bu pis işlerine asla karışmak istemediğimi söyledim. Babam şirket kasasından bir şekilde parayı ayarladı. Resul de adamın sabıkalı olduğunu duyunca ‘Yalnız gitmeyelim, şirketten Ahmet’i de yanımıza alalım’ deyince ben de kabul ettim. Adam bizleri görüp tanımasın diye Resul ve Ahmet onunla buluşacaklardı. Ben de çocukların başı belaya girmesin diye onlarla gitmeye karar verdim. Sanki ne yapacaksam işte!”
“Arabada ki sendin yani?”
“Bendim ama onlar adama parayı verip geri geleceklerdi hemen. Sokağa gelince adamı aşağı inmesi için aradık. Resul ve Ahmet’te parayı alıp sokağın başına gittiler. İşte o gördüğün yere. Adam körkütük sarhoşmuş geldiğinde, bizimkiler parayı verip dönmeyi umarken, ağzına aklına geleni saymaya başlamış. Sokakta bir rezillik çıkacak diye korkunca adamı yatıştırmaya çalışmışlar bizimkiler. İkisi de evli barklı, çoluk çocuk sahibi, eşlerinin kulağına da gitsin istemiyorlar olanlar.”
Şebnem o anlatırken kendi gördüklerini gözünde canlandırmaya başlamıştı. Tartıştıklarını görmüştü evet ama ne konuştuklarını korkudan anlayamamıştı.
“Ben de tartıştıklarını fark ettim ama hallederler diye beklemeye devam ettim. O sırada gördüm seni, gözümü iki dakika sana kaydırdığımda, adam birden bire Resul’e vurmaya başlamış. Resul’de iri yarı adam tabi o da bir yumruk çakınca adam ikisi ile baş edemeyeceğini anlayınca, belinden silahı çıkarmış. Ahmet’in bir şey yapmasına fırsat kalmadan, Resul içgüdüsel olarak adamın silah tutan elini yakalamak için üzerine abanınca, boğuşma başlamış, başladı yani gördüm ben de. Sen yerinden ayrılmıyordun ama silah ortaya çıkınca sana da bir şey olacağından endişelendim. Tabi karanlıkta tam olarak seçemiyordum seni.”
“Neden polisi aramadın o zaman?”
“Nasıl arayayım, zaten oraya olayı ört bas etmeye gittik, ayrıca bende neye uğradığımı şaşırdım. Benim korkum adamın bizden para sızdırmaya devam edebilecek olmasıydı. Zaten istediğini yaparken, başımıza bela olup, saldırıp, silah çekeceği hiç aklıma gelmedi ki!”
“Adamı vurdu ama Resul!”
“Hayır adamı o vurmadı. İkisi boğuşurken patlayan silahla kendi kendini vurmuş adam. Baştan ben de senin anladığım gibi sanıp, iyice paniğe kapıldım. Tam inecekken onlar koşarak arabaya doğru gelince, ben refleks olarak arabayı hemen çalıştırdım.”
“Ölmediğini ne biliyorsun o zaman? Ben gördüm adam tek başına yerdeydi.”
“Biliyorum çünkü adamın yanından geçip gittikten sonra Ahmet hepimizden soğukkanlı davrandı. ‘Abi dur nereye gidiyorsun?’ deyince ben de zınk diye durdum. Resul’de çok korkmuştu, durup dururken silahlı yaralamaya bulaşmışlardı ve ikisinden başka da şahit yoktu”
“Ben hariç!”
“Onlar seni fark etmemişlerdi. Sanki sokağa yeni dönüyormuş gibi geri geldik. Tesadüf gibi yani. Resul ve Ahmet hemen inip adamın yarasını kontrol ettiler, bacağının üst kısmından vurulmuştu. Muhtemelen körkütük sarhoş olduğu için yıkılıp kalmıştı öyle. O sırada insanlar da evlerinden çıkmaya başlamıştı Bizi yeni yanaşırken de görenler olduğu için bizden kimse şüphelenmedi. Hemen ambulansı aradılar. Biz de ambulansın peşinden hastaneye gittik. Yani adamın ölmediğini gözlerimle gördüm sana yemin ederim. Tamamen bir kazaydı. Şükür ki senden saklandığın yerden hiç çıkmadın!”
“Ne yapacaktınız çıksam, beni de mi vuracaktınız?” dedi Şebnem anlatılanları dinlemiyor gibi.
“Kazaydı Şebnem, böyle bir niyeti yoktu kimsenin, ne çocuklar, ne de ben katil değiliz! Kötü insanlar değiliz. Babamın hatası yüzünden az kalsın hepimizin hayatı mahvoluyordu! Çok korktuk gerçekten!”
“Sonra ne oldu peki?”
“Adamın tedavisi yapılana kadar bekledik. Silahla yaralanma olduğu için polis çağırdılar ama adam henüz parasını alamadığı için herhalde, polise saldırganları görmediğini söyledi. Kurşun çıkarıldıktan sonra bir gece hastanede kaldı. Ahmet ertesi günü hastaneye gidip adamın parasını verdi. Hiç bir şey söylemeden güzelce almış. İşte hepsi bu kadar!”
“Neden benim peşime düştün o zaman? Niye geldin ertesi gün?”
“Hem seni merak ettim, hem de çocuklar bir şahit olduğunu öğrenince çok tedirgin oldular. Ben de biz hareket etmeden girdiğin binayı gördüğüm için çocuklara hastaneden sonra çocuklara iyi olup olmadığını anlamaları için seni takip etmelerini söyledim”
“Hani görmemişlerdi beni?”
“Görmediler, ben tarif ettim gördüğüm kadarıyla, sen binadan çıkınca da tarifteki kişi olduğunu tahmin etmişler sadece, olmaya da bilirdin. Benim de içime sinmediği için sabah şirkete gitmeden onların ne öğrendiğini öğrenmeye geliyordum. Senin evden çıktığını söylediklerinde ben de hemen oraya geldim ve senin kahveciye girdiğini görünce bende peşinden girdim. Aslında bir niyetim yoktu. Zaten beni görmemiştin düşünsene kendimi ne diye tehlikeye atıp, ortaya çıkayım.”
“Şahit istemediğiniz için tabi ki! Şaka mı yapıyorsun?”
“Polise gidip gitmediğini öğrenmek istedim evet, çocukları bu işe ben bulaştırdım çünkü.”
“Gitmiş olsaydım ne olacaktı?”
“Hiç bir şey, başımıza geleni çekecektik ve muhtemelen şimdi yargılanıyorduk, annemle babam boşanıyorlardı ve ben seni kağıt üzerinde bizi ele veren şahit olarak bilecektim sadece.”
“Hâlâ polise gitme ihtimalim olduğunu biliyorsun değil mi? Bu gece başıma bir iş gelirse polise gidemem ama! Niye aylardır görüşüyorsun benimle, polise gitmediğimi öğrenince neden peşimi bırakmadın?”
“Bırakmadım değil aslında!” dedi Ertuğrul, “Yani ben, seni yeniden görmek istedim! Çok korkmuştun ayrıca, bizim yüzümüzdendi hepsi. O yüzden sana yardım etmek istedim. Senin hiç suçun yoktu, sadece o yanlış zamanda yanlış yerdeydin. Biz olayı kendi içimizde çözüp kapatsak bile senin bunun etkisinden uzun süre çıkamayacağın belliydi.”
Şebnem artık bozulan sinirlerini kontrol edemediği için katılarak ağlamaya başladı. Ertuğrul uzanıp elini tutmak onu sakinleştirmek istiyordu ama korkusunu o kadar belli ediyordu ki, cesaret edemedi.
“Eve bırakayım mı seni?” dedi usulca.
Şebnem başını salladı. Kendini kapıya doğru kasmayı bırakmış normal oturmaya başlamıştı ama titremesi ve ağlaması kesilmiyordu bir türlü.
“Çok özür dilerim gerçekten, seni ikinci kez korkutmuş oldum ve ne yapacağımı bu kez nasıl düzelteceğimi hiç bilmiyorum.!”
“Hiç bir şey yapma! Uzak dur benden yeter!” dedi Şebnem ağlamaya devam ederek.
Sitenin önüne geldiklerinde, Şebnem hemen indi arabadan, arkasına bakmadan koşarak içeri girdi. Arkasından geliyor mu diye binaya girerken baktığında, Ertuğrul çaresiz bir şekilde arabanın içinde bekliyordu. Hemen dönüp binaya girdi ve eve girdikten sonra kapının arkasındaki tüm kilitleri çevirdi. Balkona koşup, arabanın durduğu yeri görmeye çalıştı ama oradan görünmüyordu. Sonuçta zarar görmeden eve kadar gelmişti ama bu onu rahatlatacağı yerde daha çok ağlamaya başladı.
(devam edecek)