Şebnem ne yaşarsa yaşasın ailesine hayatının hep aynı rutinde gittiğini anlatmayı adet edinmişti. Şu son yaşadıklarını söylese zaten hemen evi kapattırıp gelmesini söylerlerdi. O yüzden taşındığını bile söyleyememişti. Allah’tan önceki yaşadığı eve de hiç gelmediklerinden, sonradan buraya gelmeleri gerekse bile ev değiştirdiğini anlamazlardı.
“Bu çocuk varlıklı belli, pek de nazik, bence sana ilgisi olmasa bu kadar yardım etmezdi. Zengin koca bulsan ailen ne sevinir düşünsene!” demeye başlamıştı Oya. Baştan artık bir erkek arkadaşın olsun diye girdiği konudan şimdi işi evliliğe getirmişti.
“Amma abarttın!” dedi Şebnem hemen, “Evli mi, değil mi onu bile sormadım ki daha?”
“Ne biçim arkadaş bu hakkında hiç bir şey bilmiyorsun, nereden tanıyorsun ki sen bunu?”
“Okulda bir arkadaşımın arkadaşıydı işte öyle biraz zaman geçirmiştik birlikte grupça!”
“Sen bence teşekkür için ara, eşinize de sevgiler deyiver arada, anlarsın o zaman evli mi değil mi?” diyen Oya’yı öğle tatili bitene kadar oyalamak epeyce zor oldu Şebnem için.
Akşam yeni evine gitmek için işten çıktığında, kalbi heyecanla çarpıyordu. Yine gidip bir sürü iş yapacaktı ama hayatında oturduğu en güzel evdi burası. Bu arada kafası rahatladıkça vurulan o adama ne olduğunu da merak etmeye başlamıştı. Adamın yerde öylece yatan hali hiç gözünden gitmiyordu. Ertuğrul’un da hızla hayatına girişi ve taşınma işleri derken, sakinlemiş, stresinden uzaklaşmıştı ama yine de bir cinayete tanıklık etmiş olduğu gerçeği yüreğini sızlatıyordu. Oturduğu binadakilerin olayı fark edip etmediklerini bile bilmiyordu, kimseye bir şeyden bahsetmemiş, kimseye de bir şey sormamıştı ardından. Mahallede bir adamın vurulduğu haberi de duyulmayacak bir şey değildi tabi, ertesi gün akşam sesleri duymamış olanların da bir şekilde haberi olmuştu muhakkak.
“Aman neyse, çok şükür artık ben uzaktayım!” dedi otobüste kendi kendine, artık üç durak önce inecekti otobüsten. Dalıp eski durağında inmemek için otobüs eve yaklaşınca dikkatini yola vermeye çalıştı.
Tabi sadece vurulan adamı ve o olayı değil, Ertuğrul’u da düşünmüştü gün içinde. Oya’nın dediği gibi bir durum olmadığını biliyordu da, yine de bu hengamenin içinde neredeyse iki gün her şeyi çözen bir adam da insanın aklından öyle kolay çıkmıyordu. Bir daha arar mıydı acaba? Aslında araması gereken o değil kendisiydi, onca yardım alıp, sonra da bir anda sesi kesmek pek nazik bir davranış değildi. Öte yandan Ertuğrul’un neden bu kadar yardımsever olduğuna dair kendine bir açıklama yapamadığı için, uzak durmanın da en iyisi olduğunu düşünüyordu. Yeni evinin olduğu sitenin bahçesine girince mutlulukla gülümsedi ve derin bir nefes aldı. Yorgun bir günün ardından böyle güzel bir bahçeye girmek de ne güzel bir histi.
“Aman akışa bırak!” dedi Oya’dan öğrendiği gibi.
Sonra eve girip, gelirken uğradığı marketten aldıkları ile evinde ilk yemeğini pişirdi. Mutfağı tamamen hallettiği için kendine özenle bir sofra kurup güzelce yedikten sonra kalan işleri yapmaya girişti. Çok geç olmadan da yorgunluğa dayanamadığı için gidip yattı.
Ertuğrul’un gece o uyuduktan sonra attığı mesajı ancak sabah otobüse binince gördü.
“Yeni evde yaşam nasıl? Bir ihtiyacınız, eksiğiniz var mı?” diye sormuştu.
“Çok nazik çocuk, çok da hoş!” dedi gene aklındaki ses, “Oya’nın düşündüğü gibi olsa ne güzel olurdu?”
Aklındaki bu sesi hemen kovalayıp, “Bir sıkıntım yok teşekkür ederim sorduğunuz için” yazıp gönderdi. Böyle yazınca zaten daha da bir şey yazmaz, arayıp, sormazdı herhalde.
“Sevindim” diye yazdı Ertuğrul başka da bir mesaj gelmedi. İşte buraya kadardı. Hayatına gerçekten Hızır gibi girmiş, sorun ortadan kalkınca da, Hızır gibi çıkmıştı. Şimdi yeni evindeki yeni hayatına odaklanıp, burada yaşamayı sürdürmek için ya terfi almaya ya da masrafları iyice kısmaya odaklanması lazımdı.
İş yerine gidince, Oya daha sabahın köründe kendisinin yeni tanıştığı birini anlatmaya başlayınca, onun da artık sormayı akıl etmeyeceğini düşünüp sevindi. Hatta aklına gelip sormasın diye, öğlen boyunca da bu sefer sürekli o sorular sordu. Oya da ballandıra ballandıra yeni gözdesi ile ilgili düşüncelerini hayallerini anlattı. Akşam buluşacakları için de yarım saat erken çıkacaktı. Yine bir grup buluşmasıydı ama olsundu, o bakışlarından anlamıştı, bir şeyler olacaktı.
Oya akşamın planlarını yaparken, onun aklı evde kalan işlerindeydi. Neyse ki şirkette işler dönem dönem olduğu gibi çığırından çıkmadığı için ekstradan bir de orada yorulmuyordu. Bir an önce yerleşip, kendini ispat çabası için enerjisini harcaması lazımdı. Oya’nın dediğine göre bir iki ay içinde terfiler planlanıyordu. Bu defa küçük de olsa o terfilerden birini kapmaya niyetliydi. Dalgın dalgın durağa yürürken, tam dibinde çalan araba kornası ile sıçradı, az kalsın düşüyordu. Kafasını çevirdiğinde, arabanın ondan yana olan camını indirmiş, gülümseyerek ona bakan Ertuğrul’u gördü. Şaşkınlıktan bir şey demeye fırsat bulamadan, Ertuğrul uzanıp, ondan yana olan kapıyı açıp, binmesini işaret ederken, “Buradan geçiyordum, sizi de bırakayım!” diye düşündüm saate bakınca dedi.
Neredeydi ki bu çocuğun çalıştığı yer, Çayyolu’nda oturmuyor muydu bu adam?
Arkadaki arabalar korna çalmaya başlayınca, Ertuğrul’un gitmeyeceğini anlayınca, mecburen bindi yine arabaya. Bu defa aklındaki soruları soracaktı.
Ertuğrul’ların şirketi Gaziosmanpaşa’daydı. Keçiören de bir işi olduğu için bu hafta sık sık oraya gitmesi gerekmişti. Bu gün de yine öyle bir gün olunca, geçerken onu da bırakmayı düşünmüştü.
“Ne iş üzerine şirketiniz?” dedi sorulara ara vermemek için.
“İnşaat, hem burada, hem yurt dışında şantiyelerimiz var. Büyük iş merkezleri yapıyoruz!”
“Keçiören’de de mi iş merkezi yapacaksınız?”
“Aslında böyle bir proje var ama ben başka bir iş için gidip geliyorum. Şirketle ilgili bir iş değil!”
Özel bir iş iması aldığı için ne işi olduğunu soramadı Şebnem. Ertuğrul evle ilgili sorular sormaya başlayınca da, yerleşmeyi tamamlamaya çalıştığını söyledi. Yoruluyordu ama onun sayesinde bulduğu bu evi gerçekten çok sevmişti.
“Size de doğru dürüst teşekkür edemedim ama ne yapacağımı da pek bilmiyorum açıkçası.” diye çıktı sonra ağzından. Bu kadar açık uçlu bir cümle kurmak da nereden çıkmıştı şimdi, “Yani sizin de bir ihtiyacınız olursa benim yapabileceğim, anlamında söylüyorum!” diyerek toparlamaya çalıştı sonra.
“Tamam, aklımda tutarım!” diyerek gülümsedi Ertuğrul.
Çok güzel ve dikkat çekici değildi ama doğal ve tatlı kızdı Şebnem. Kendini kontrol etmeye çalışmadığı zamanda çok neşeli ve konuşkan oluyordu. Geçmişte bir sürü kız arkadaşı olduğundan, Şebnem’in onlara hiç benzemediğini hemen fark etmişti.
Şebnem sokağın başına geldiklerinde markete uğraması gerektiğini söyleyip, teşekkür ederek indi arabadan.
“Bu ara sık geleceğim bu tarafa, yine karşılaşırız, belki yolda, belki kahvecide!” diyerek gülümsedi Ertuğrul o inerken, elinde olmadan o da gülümsedi kahvecide olanları hatırlayınca.
“Kahveci olmazsa iyi olur!” dedi gene boş bulunup.
Ertuğrul’da “Bence de!” dedikten sonra el sallayıp uzaklaştı arabasıyla.
“Bak gelmiş yine!” dedi aklındaki ses, “Buraya gelecek olsa da, seni bırakmak zorunda değil!”
“Kapa çeneni!” dedi yürürken yüksek sesle, yanından geçen kadının tuhaf tuhaf baktığını görünce kıpkırmızı olup başını önüne eğdi
“Mahalleye bir deli gelmiş diyecekler!” diye homurdandı kendi kendine ve markete uğramadan gitti eve.
(devam edecek)