Telefonundan bir müzik açıp aklının dağılmasını sağladığı için gerilmeden yemeğini yedikten sonra mutfağı topladı. Taşınacağına göre bir an önce bu evi toplaması gerekiyordu. Ertesi gün cuma olduğundan ancak hafta sonu toparlanabilirdi. Ayrıca bir de nakliyeci bulması lazımdı, emlakçıya sormayı akıl edememişti ama yerini öğrendiğine göre yarın iş çıkışı gidip sorabilirdi. Cumartesi evi toplayabilse akşama da taşınsa ne harika olurdu. Aslında yeni tuttuğu ev pahalı olmasına ve ihtiyaçtan taşınıyor olmasına rağmen o kadar güzeldi ki, şimdiden korkusunu unutup heyecan duymaya başlamıştı. O nasıl balkondu öyle, vallahi içeri bile girmezdi oradan. Bahçe katının üstü de olsa, ağaçların boyu balkona yetişiyordu. Yemyeşil bakımlı bahçe ayaklarının altındaydı.
“Bahçeli ev gibi!” dedi sevinerek, “Her şeyde bir hayır var demek ki!” diye gülümserken adamın vurulduğunu hatırlayınca, “Hayır demeyeyim yok, zavallı adam yaşıyor mu acaba?” diye düşündü. Eşyaları paketlemek için koli ihtiyacı vardı, şirketin deposunda kullanılmış bir sürü vardı biliyordu. Oya bu işlerde iyiydi, o depodakilerle konuşup, onun için bir kısmını isterdi belki. Akşam artık mecburen bir taksiyle gelir kolileri gelir gelmez de doldurmaya başlayabilirdi Gece işin çoğunu bitirse, emlakçı da nakliyeci ayarlasa, cumartesi gecesi yeni evindeydi .
O bunları düşünürken telefonun mesaj uyarısı gelince, kesin meraklı Oya’dır diye eline aldı. Kahve içeceklerini duymuştu ya, nasıl gidiyor diyordu mutlaka.
“Aramaya çekindiğim için mesaj yazmak istedim, her şey yolunda mı?” yazan Ertuğrul’du.
İç ses yine “Çok nazik, çok!” deyince elinde olmadan gülümsedi. Çok da hoş çocuktu aslında, şu olaylar olmadan böyle tanışmış olsalar, yine böyle ilgi gösterir miydi acaba, yoksa bu şaşkın ve başı belada kıza insanlık adına mı yardım ediyordu. Belli ki varlıklı da biriydi, kim bilir kimler vardı hayatında!
“Şebnem, senin kafan boş yapıyor tatlım!” diyerek evi nasıl toplayacağını düşünmeye başladı. Bir saat sonra mesaja cevap yazmadığını ancak hatırlayınca hemen telefonu aldı eline, “Merak etmeyin, şimdilik bir yaramazlık yok! İlginiz için teşekkür ederim!” yazdı.
“Emlakçı arkadaşımı sizden sonra aradım, onun bir nakliyecisi varmış, telefonunu size vereyim görüşün” diye yanıt geldi Ertuğrul’dan.
Aklını okur gibi tam düşündüğü şeyi yazınca toparlanma planını unutup kanepeye oturdu ve koliler, aklındaki diğer şeylerle ilgili uzun bir mesaj yazıp gönderdi Ertuğrul’a.
“Hallederiz! Ben koli getireyim yarın, biz de çok var! İş çıkışı gelir alırım yine, kolileri de getiririm, akşama toparlanmaya başlarsınız!” yazınca uyandı yeniden boş boş her şeyi anlattığına. Sonra omzunu silkti, “Hızır olmalı senin adın!” dedi telefona bakarak.
“Tamam çok iyi olur!” yazdı Ertuğrul’a.
Aman canım ne olacaktı sanki, bu gün bir şey olmuş muydu da yarın olsundu. Allah karşısına zor zamanında yardımsever iyi birini çıkarmıştı işte. Yardıma da ihtiyacı vardı zaten, ne olurdu yani kabul etse. Onun bir ihtiyacı olursa, yani belki sonra falan, o da yardım ederdi. İnsanlıktı böyle şeyler.
“Hem insan, hem çok hoş çocuk!” dedi gene zihni.
“Yarın görüşürüz, iyi geceler!” yazdı Ertuğrul.
Gülümseyerek cevap verdi kendi kendine. İyi olmuştu ya aslında, korkmayı da unutturmuştu galiba. Durup dururken taşınıyor gibi oldu böyle düşününce.
“Niye durup, dururken olsun, zaten bu evi sevmiyordun!” dedi kendine, ayağa kalkınca salonun camından bakmak aklına geldi, vazgeçti. Hole geçip, mutfak sandalyelerinden ikisini kapının arkasına dayadı. Pek işe yarar gibi durmuyorlardı ama en azından biri kapıyı açmak istese ses yapardı. Daha fazla kuracağını anlayınca, hemen gidip yatağına uzandı. Eğer aklının kurmasına izin verirse, bu gece de sabaha kadar uyuyamazdı. Telefonunu alıp, Ertuğrul’un yazdığı iyi geceler mesajını okudu yine. Belki yemeğe götürürdü onu teşekkür için, gerçi kendi parası yeten bir yere götürebilirdi ancak ama bu kirayla parası artık neye yetecek onu da hesaplaması lazımdı. Sevdiği bir pasta falan öğrenirse ondan yapar götürürdü en kötü. Bunca iyiliğin altında kalmak olmazdı. Yapabileceği pastaları düşünürken, içi geçti uyuya kaldı.
Sabah uyandığında kendini daha cesur ve iyi hissediyordu. Bir gün önce giymeyi planladığı kıyafete elini atacakken, Ertuğrul’u hatırlayınca, daha şık bir tanesine uzandı.
Evden çıkıp, durağa yürürken aklında Ertuğrul olduğu için korkmayı bile unuttuğunu durağa gelince fark etti. Oya nasıl olmuşsa akşam hesap sormamıştı, sabah yanına gelince anlaşıldı ki o da akşam dışardaydı, geç geldiği için, tavuk gibi erkenden yatan arkadaşını arasa cevap alamayacağını bildiği için sabahı beklemişti.
“Kahve içmeye gitmedik, beni bir emlakçı tanıdığına götürdü” dedi Şebnem
“Aman ne nazik ve hızlı çıktı bu arkadaş!” dedi Oya imalı imalı
“Tuttum evi, görsen öyle güzel ki!” diye heyecanla evi anlatmaya başladı sonra Şebnem. Öğle tatilinde uzun uzun konuşmak üzere Oya gidince, bilgisayarını açıp, masasına bırakılan yeni işlere bakmaya başladı. Oya ile sorgu dolu öğle tatilinden sonra mesai bitimine yakın tuvalete gidip kendine çekin düzen verdi. Hiç yapmadığı halde sabah çıkarken çantasına pudrasını ve rujunu da koymuştu. Aşağı indiğinde Ertuğrul çoktan gelmiş onu bekliyordu. Arabanın bagajına dolu koliler yüzünden bagaj kapağı tam kapanmamıştı.
“Ne kadar da çok, teşekkür ederim” dedi biner binmez.
“Şirketin deposunda duruyorlardı zaten bir işe yaramalarına sevindim!” dedi Ertuğrul.
“Nerede çalışıyordunuz siz?” dedi sonra, hiç aklına gelmemişti sormak.
“Aile şirketimiz var!” diye yanıtladı Ertuğrul, “Babamla çalışıyorum!”
Büyük bir şirkettir diye düşünse de yorumunu kendine sakladı. Koliler olduğundan bu defa mecburen, evin önüne kadar gelmesine izin verdi. Ertuğrul ona hiç dokundurmadan bütün kolileri üç seferde çıkardı yukarıya, içeri girmesinden rahatsız olmasın diye hepsini sokak kapısının önüne yığdı. Son çıkışında nefes nefese kalmış ve terlemişti.
“Bir bardak su ister misiniz?” diye sordu Şebnem nazikçe, belki onu içeri de davet etmek lazımdı ama bu hiç iyi fikir değildi.
Ertuğrul “İyi olur !” deyince, hemen içeriden bir bardak suyla geldi, “Nakliyeciyi aradınız mı?”
“Ah hayır unuttum!” dedi Şebnem hemen pişmanlık dolu bir sesle.
“Ben arayayım isterseniz!” diyerek cebinden telefonu çıkardı Ertuğrul, “Kaç diyeyim, biter mi sizce yarına!”
“Akşama ancak olur herhalde bilmiyorum ki?”
“Bence Pazar gelsin isterseniz siz de acele etmeden toplarsınız, ben de nakliyeci ile gelir size yardımcı olurum!”
“Olur!” dedi hiç düşünmeden, başına bir iş gelmediğine göre koşturmaya bir gerek yoktu sahiden. Nakliyeci ile saatte anlaştıktan sonra vedalaşıp, ayrıldılar. Bu kez onun gidişini görmek için pencereye yanaşıp, araba hareket edene kadar baktı. Ertuğrul onu fark etmiş olmalıydı ki, park ettiği yerden çıkarken hafifçe kornaya bastı.
O gider gitmez hemen kapının önündeki kolileri içeri taşımaya başladı. Hem çok, hem de ağırlardı gerçekten. Yarım saat nereden başlaması gerektiğini düşündükten sonra yemek yemeyi unutup, mutfak dolaplarının içine daldı. Gecenin geç saatine kadar ancak mutfağı toplamayı başardı. Bu kadar uzun süreceği hiç aklına gelmemişti. Evdeki bütün kağıt havluları kırılacak eşyaları sarmak için harcamıştı. Çok yorulmuş ve acıkmış olduğu için dolaptan bir elma çıkarıp yedikten sonra kendini yatağa bıraktı ve hemen uyudu.
Yatak odasındaki eşyalarını paketlemesi öğlene kadar sürdü. Sadece dolap içlerini toparladığı halde, kolilere yerleştirip, üzerlerine yazmak ve bantlamak epeyce sürüyordu. Küçük bir evde az bir eşyayla yaşadığını düşünüyordu hep ama görünüşe göre onca kolinin hemen hepsini dolduracaktı.
(devam edecek)