Şansa bak – Bölüm 5

Akşam Ertuğrul onu indirdiği yere almak için geldiğinde, bu kez çekinerek bindi arabaya. Ertuğrul ona neşeyle selam verince, “Size de bu gün kabus gibi çöktüm sanrım, kusura bakmayın!” dedi mahcup bir şekilde.

“O nasıl söz!” dedi Ertuğrul hemen, “Yapayım diye başıma silah dayamadınız ya ben kendi isteğimle yapıyorum!”

Silah lafını duyunca geceki olayları hatırlayan Şebnem’in yüz ifadesi değişiverdi hemen.

“Merak etmeyin, sandığınız gibi bir durum olduğunu sanmıyorum. Bu sadece talihsiz bir tesadüf olmuş. Her şey filmlerdeki gibi olmuyor diyeceğim ama bu sabah sizi bırakıp gittikten sonra, bir arkadaşıma nasıl tanıştığımızı anlattım. Filmlerde ki gibi dedi doğrudan!”

“Ah doğrusunu isterseniz benim başıma gelen film biraz korku-gerilim türünde oldu! Sizin açınızdan daha eğlenceli olmasına sevindim. Sabahtan yaptığım şaşkınlıklar düşünülünce gerçekten komedi filmi gibiydi sanırım!”

“Keyifli bir film diyelim. Olayın etkisinden çıkamadığınız için henüz eğlenceli kısmını göremiyorsunuz bence.”

“Bu arkadaşınızın bulduğu ev nasıl acaba? Hiç bir şey de konuşmadık, yani büyük mü, kombili mi?”

“Ben tek başınıza yaşadığınızı söyledim, doğru anladıysam konuşmalarınızdan?”

“İş yerini bilsin, tek başına yaşadığını bilsin, adamın arabasıyla dolaş!” diye kızdı içindeki ses kendine ama Ertuğrul’a, “Şimdilik!” dedi nazikçe, “Ağabeyim geliyor bir haftaya falan! Kendisi herkesin çekindiği, güçlü biridir!”

Yalandı tabi söylediği, ağabeyi yoktu ki.

“Ah keşke onun gelmesini bekleseydiniz. O yanınızdayken zaten korkmazdınız, öyle biriyse!”

“Yok!” dedi camdan dışarı bakarak, “O gelmeden taşınayım da, bu ev küçük zaten, o da rahat etsin! Bu olanları ona anlatmam zaten. Üzülmesin!”

“Evet doğru insanlar sevdikleri için endişelenirler, bir hafta sonra gelecekse belki planını değiştirip hemen gelir yaşadıklarınızı bilse!”

“Sizin de kız kardeşiniz var galiba, değil mi sabah öyle dediniz!” dedi Şebnem konuyu değiştirmek için, bu arada gittikleri yol doğru mu diye de kontrol ediyordu. Arabanın içinde onu alıp ıssıza götürse bu adam kimsenin ruhu duymazdı. Neyse ki Oya arabayı görmüştü biliyordu almaya geleceğini de, “Komik olma!” dedi iç sesi, “Oya senin ortadan kaybolduğunu ancak sabah işe gelmeyince fark eder, o zamana kadar da olan olmuş olur zaten!”

“Yani aslında kız kardeşim gibi sevdiğim biri diyelim! Birlikte büyüdüğümüz yaşça benden küçük bir arkadaşım!” dedikten sonra arabayı bir sokağın başına park etti, “İşte geldik!”

Sokağın hemen başında, camında ilanlar yapışık gösterişli bir emlakçıydı burası. Bunca zaman burada oturuyordu ama hiç fark etmemişti burayı. Tabi emlakçı ile işi olmayınca nereden fark etsindi. Oturduğu eve de uzak sayılmazdı, aslında ev buralardan biraz uzak olsa daha mı iyi olurdu?

O kendi kendine düşünedururken Ertuğrul arabanın diğer yanına dolaşıp, kapısını açtı.

“Çok da nazik!” dedi iç sesi, hayati bir meselenin ortasında bu saçma yoruma kızıp, susturdu zihnini.

Emlakçının evinde, iki tane ev vardı. Eğer isterse, hemen gösterebilirdi. Ertuğrul cevap için onun yüzüne bakınca, başını sallayarak onayladı ve yeniden dükkandan çıkıp, bu defa üçü birden arabaya bindiler.

Evlerin güvenlikli bir site içinde olanına önce gittiler. Burası oturduğu eve biraz daha uzak olunca, hoşuna gitti düşünürken. Ertuğrul ve emlakçı kendi aralarında konuşurlarken, o da etrafı izliyordu.

Ev henüz beş yaşındaydı ve sadece bir kiracı görmüştü. Ev sahibi evi yatırım amaçlı almış, paraya ihtiyacı olmayan tok gözlü biriydi. İki oda bir salon olan ev, sitenin ikinci katındaydı, balkondan sitenin bakımlı bahçesini izlemek çok keyifli görünüyordu. Odaları çok büyük değildi ama banyosu ve mutfağı çok güzeldi. Tabi kirası da şimdi oturduğu evden oldukça yüksekti. Yine de ödeyemeyeceği bir fiyat sayılmazdı, hayatından biraz daha kısması gerekirdi ama hiç değilse güvende olur ve daha yeni bir evde otururdu. Bu evde sokakta olan bitenle hiç bağı olmadan yaşayabilirdi. Bundan sonra dışarıdan ne duyarsa duysun, kafasını çıkarıp camdan bile bakmayacaktı zaten.

Emlakçı, diğer evi de görüp, öyle karar vermesini tavsiye edince, yeniden arabaya bindiler ve çok uzak olmayan diğer eve gittiler. Kesinlikle birincisi daha iyiydi ama bu evin de kirası daha uygundu. Emlakçı karar verirse hemen kontrat yapıp, anahtarı teslim edebileceğini söyledi iki ev içinde. Ertuğrul ona durumdan bahsettiği için Şebnem’in acelesi olduğunu biliyordu. Acaba kendim baksam başka yerler de bulur muyum diye düşünse de, hazır iki ev birden bulmuşken, kendini riske atmak istemedi. Zorlanacağını bilse bile birinci evi tercih ettiğini söyledi.

“Çok iyi seçim!” dedi emlakçı. Tabi evin aslında kaporası gibi bazı ön ödemeleri vardı ama emlakçı Ertuğrul’u tanıdığı için ev sahibi ile durumun aciliyetini ve genç bir hanımın güvenliği söz konusu olduğunu söyleyip, vazgeçirecekti.

“Gerçekten mi?” dedi Şebnem gözlerini açarak, bu gün şansı mı yaver gidiyordu acaba dün olanlardan sonra.

“Sen kontratı hazırla arkadaşım!” dedi Ertuğrul işe yaramış olmanın keyfiyle.

Bir saat kadar sonra ellerinde yeni evin anahtarı ayrıldılar emlakçıdan.

Şebnemin ilk aklına gelen evden bir şeyler getirip, geceyi bu evde geçirip, geçiremeyeceğini düşünmek oldu ama alay konusu olmamak için Ertuğrul’a bir şey demeyerek sadece nazik ilgisi için çok teşekkür etti. Ertuğrul evin önüne kadar bırakmakta ısrar etse de, sabah karşılaştıkları yerde inmeyi planlıyordu.

“Gece korkacak mısınız?” dedi Ertuğrul, ineceği yere yaklaşınca, “Yani apar, topar evi tuttuğunuza göre, gerçekten çok korkuyor olmalısınız!”

“Bundan sonrasını ben hallederim, çok teşekkür ederim!” dedi gözlerini kaçırarak, ne yapacaktı acaba, gelip sizde mi kalayım diyecekti?

“Ah özür dilerim, sanırım haddimi aşıyorum!” dedi Ertuğrul nazikçe, “Ben sadece başka bir şeye ihtiyacınız varsa yardımcı olayım diye sordum.”

“Biliyorum çok naziksiniz!” dedi Şebnem ve Ertuğrul arabayı kenara çekince, “Bu gün size rastladığım için çok şanslıyım, sayenizde çok şey çözüldü. Hakkınızı helal edin lütfen!” diyerek o yine davranmasın diye arabanın kapısını açıp, bir ayağını dışarı attı.

“Rica ederim!” diyerek gülümsedi Ertuğrul, belli ki bir şeyler daha söylese, Şebnem iyice tedirgin olacaktı.

Şebnem inip, kapıyı kapattı ve el sallayarak hemen yürümeye başladı.

Eve gidip betonda yatacak hali yoktu, en azından altına serecek, üzerin serecek bir yorgan, bir de yastık götürmek lazımdı. E diş fırçası, kişisel eşyalar derken aklına gelenleri bu akşam tek başına taşıma şansı yoktu. Yüzü asıldı, sonra sokağa girdiğinde, ya adamlar yine oralardaysa diye tedirgin olduğu için hava kararmak üzere olmasına rağmen güneş gözlüğünü takıp, saçlarını iyice yüzüne doğru döktü, başını iyice eğerek hızlı hızlı apartmana girdi. Etrafa bakmadığı için kimseyi de görmemişti haliyle, hemen yukarı çıkıp, kapıyı anahtarı çevirmeden ittirdi, olur ya biri o yokken içeri girmiş olabilirdi. Kapıyı açıp, başını içeri uzattı ve nefesini tutarak içeriyi dinledi. Sonra ayakkabılarını çıkarmadan hızlıca evi, kapıların da arkasına bakarak dolaştı ve içi rahatlayınca gidip, ayakkabılarını çıkardı. Bu gece yeni eve eşya taşımak akıllıca değildi. Eve de girdiğine göre kapının arkasına bir şeyler çekip, içeride kalabilirdi. Pencerelere yaklaşıp kendini belli etmeyi hiç düşünmüyordu. Hatta belki ışıkları yakarsa onun evde olmadığını da düşünebilirlerdi.

“Şebnem sen iyice paranoyak oldun!” dedi iç sesi, “Çok haklısın!” diyerek yüksek sesle onayladı, ne yaşıyordu hakikaten böyle, Ertuğrul’un dediği gibi filme dönmüştü iyice düşünceleri. Akşamları hep evde olup, zaman geçirmek için o kadar çok film izlemişti ki demek senaryolar sonunda aklını ele geçirmişti. Adamlar ona bir şey yapacak olsa çoktan yaparlardı. “Dur yapmayacağız sansında sonra karşısına çıkınca sürpriz olur diyecek!” halleri yoktu. Odasına gidip ev kıyafetlerini giydi ve kendine bir ispatı varmış gibi mutfağın düğmesine basıp, yemek hazırlamaya başladı. Öğlen Oya’nın yüzünden yedikleri ağzına mı gitti, burnuna mı gitti anlamadığından karnı acıkmıştı.

(devam edecek)

Yorum bırakın