Şansa bak – Bölüm 2

Daha sokağın başına varmadan duyduğu havlamalardan tedirgin olunca, önünden geçtiği apartmanların giriş kapılarına daha yakın yürümeye başladı. Olur da bir yerlerden başı boş bir köpek çıkıp gelirse, bir tanesinin içine kaçabileceğini hesaplamıştı. Apartman kapılarını şifreyle açan sistemlerin bu tür kaçışlarını önlediğini düşündü yürürken, şu anda karanlık sokakta başına bir şey gelse, apartman sakinlerinin güvenliği, onu güvensiz bir ortamda bırakıyor olacaktı. Onun oturduğu apartmanın da kapısı aynı şekildeydi, içerideyken çok güvenli gelse de dışarıdayken pek aynı hissi yaratmıyordu. Kendi kendine bir köpeğe rastlarsa ne yapabileceğini düşünerek yürürken biraz arkasında yükselen erkek seslerine elinde olmadan dönüp baktı. Az önce geçtiği binanın önünde tam seçemese de karaltılarından erkek oldukları anlaşılan üç kişi belli ki bir konuda anlaşmazlık yaşıyorlardı. Tam döndüğü sırada diğer ikisinden ayrı duran adamın elinde karşısındakilere doğrultulmuş bir silah olduğunu fark edince, korkudan neredeyse düşecekti. Az önce geçtiğinde orada olmayan adamlar gecenin karanlığında ne konuşuyorlarsa pek hayırlı bir konu olmadığı belliydi. Silahı fark edince yürümeye devam edemediği ve adamların onu fark etmesinden korktuğu için eğilip, hemen yanından geçmekte olduğu arabanın arkasına saklandı.

Sokakta bir kaza kurşununa denk gelmesi ya da fark edilip, başını belaya sokması içten bile değildi.

“Ah Oya!” diye inledi kendi kendine, sonra onun korktuğunla sınanırsın sözü aklına gelip gerildi iyice.

Karşıdaki iki adam kendilerine silah doğrultan adama bir şeyler söylüyorlardı. Tam olarak bağırarak konuşmadıkları için ne söylediklerini anlamıyorlardı ama belli ki onlar da şaşırmışlardı. Bir tanesi adamı konuşarak ikna etmeye çalışırken diğer adamı üzerine atıldı. Boğuşurken binanın önünden, sokak lambasına doğru hareketlendikleri için Şebnem şimdi hepsinin yüzünü net olarak görebiliyordu. Bir an için aklına polisi aramak gelse de, yerini belli edeceğinden korktuğu için yapamadı. Adamların boğuştukları yerin yakınındaki binaların pencerelerine baktı saklandığı yerden ama ondan başka kimse bu tehlikeli sokak kavgasını fark etmemişti.

“Allahım lütfen yardım et!” diye olduğu yerde titrerken bir adet silah sesi duyuldu ve diğer iki adam, silahlı adamı aniden bıraktılar ve adam külçe gibi olduğu yere yığıldı. Adamların şaşkın halleri yüzlerinden okunuyordu ama onlar Şebnem gibi büyük bir şoka girmeden çabucak toparlandılar ve aralarında bir şeyler konuştuktan sonra yerdeki adamın cebinden bir şey alıp, koşarak uzaklaştılar. Silah sesi sokak sakinlerinin kulağına kadar ulaştığı için yavaş yavaş pencereler açılıyor, insanlar neler olduğunu anlamak için yerde yatan adama bakıyorlardı. Diğer iki adam kaçıp, insanların dikkati yerdeki adama kayınca, Şebnem de panik halinde doğrulup, evine doğru koşmaya başladı. Diğer iki adam o harekete geçmeden önce arkasına saklandığı arabanın yanından geçip, hemen bir kaç araba ötesinde bekleyen arabaya binmişler ama Şebnem korkudan onların nereye kaybolduklarını fark bile etmemişti. Bekleyen arabanın yanından koşarak geçip az ilerideki apartmanının önüne geldiğinde, elleri titreyerek çantasından anahtarı çıkarıp zar zor kendini içeri atacakken, park ettiği yerden hareket eden arabayı görmüş ve o an koşan adamların ortadan kaybolduğunu düşünmeyi akıl etmişti. Eğer bu giden araba onları saklıyorsa ve içinde de bir üçüncü kişi beklemişe, kesinlikle Şebnem’i fark etmiş, adamlar yanına geldikten sonra da hepsi birden hangi apartmanın içine girdiğini görmüşlerdi. Buz gibi kesen bedenini dairesine kadar çıkarmak o kadar zor olmuştu ki, içeri girer girmez ışığı açmaya korktuğu için gizlice gidip tülün arkasından sokağı kontrol etmişti. Diğer adamın vurulduğu yer onun penceresinden görünmüyordu. Pencereyi açıp biraz sarksa görebilirdi tabi ama şu an katillere kendini ele vermiş olmanın korkusunu yaşadığından, gölgesi bile fark edilecek diye ödü kopuyordu. Polis sirenleri duyulana kadar tülün arkasında kıpırdamadan durduktan sonra, kendini yanılıyor olabileceğine ikna etmeye çalıştı. Arabada bekleyen bir üçüncü kişi olduğunu yaşadığı olaya o eklemişti. Bekleyen biri olsa ve onu görse zaten olayı gördüğü için o diğerlerine bakarken müdahale etmeyi düşünürdü. Kimse bir cinayeti işledikten sonra arkasında bir tanık bırakmak istemezdi. Ama belki de insanlar silah sesini duyduğu için oyalanmadan kaçmayı tercih etmişlerdi. Eğer onun diğer iki adamın yüzünü gördüğü gibi, onlar da onu gördülerse eyvah ki ne eyvahtı!

Sabaha kadar kafasında bin bir senaryo ile uyuyamadı. Hangi binayı girdiklerini gördüklerine göre, onu susturmak için geri de dönebilirlerdi. Aklına gece boyu seyrettiği şansız tanıklarla ilgili filmler geldi durdu. Akşamları evde geçirdiği için sürekli film seyrediyordu. Şimdi o filmlerdeki sahneler bir bir gözünün önüne geliyor, başına gelebilecekleri düşündükçe aklı başından gidiyordu.

Sabah işe gitmek için kurduğu saat çalmaya başlayınca, korkuyla yerinden fırladı. Hemen koşup yine tüllerin arkasından sokağı kontrol etti. Adam ölmüş müydü acaba? Diğerlerinin elinde silah görmemişti ama demek ki boğuşma sırasında onlar da silahlarını çekip, adamı bir güzel vurmuşlardı. Tam da Şebnem’in dışarı çıktığı akşama gelmesi de şanstı sahiden. Oya’nın aklına uyup, gitmese ya da beş dakika önce oradan geçip, binaya girmiş olsa, oda diğerleri gibi sadece silah sesi duyulduğunda merakla camdan bakacaktı. Adamlar onu susturmak için polisler gidip, olay dağıldıktan sonra geri gelmiş olabilirler miydi acaba? Nihayet pencereyi açıp, sokağı kontrol etmeye cesaret edince, apartmanın az ilerisinde duran iki adamı fark edince korkuyla geri çekildi. Adamların yüzünü tam görmemişti ama akşam ki adamlar gibi takım elbiseli olmaları, iki kişi olmaları doğrudan aynı adamlar olabileceği düşüncesini zihninde çınlattığı için yeniden paniğe kapıldı. Birazdan hazırlanıp, işe gitmesi lazımdı. Herkes uyanıp, işe veya okula gitmek için sokağa çıkmaya başladığından dışarısı gece ki gibi hareketsiz değildi. Sokağın iki yanına park etmiş arabalar birazdan teker teker ayrılıp, günü geçirecekleri yerlere gideceklerdi. Sokaktakiler teker teker gitmeden hazırlanıp çıkarsa, insanların içinde kimse ona bir şey yapamazdı.

“Tamam Şebnem şimdi bir sakin ol!” dedi kendi kendine, “Sadece iki adam gördün az önce, gece ki adamlar olduklarını bilmiyorsun.”

Ayrıca neden geri gelip kendilerini tehlikeye atsınlardı. Sonuçta o polise gidip, olayı gördüğünü falan da anlatmamıştı, elinde bir video ya da fotoğraf da yoktu. İnsanların etraflarında böyle olaylar olurken, nasıl olup da telefonla çekim yapmayı akıl edebildiklerini anlayamıyordu. O korkudan nefes bile alamamıştı. Seyrettiği filmlerin cesur kadın kahramanları ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktu.

“Kendini korkutuyorsun!” diye mırıldandı sonra. Adamlar onun peşindelerse zaten ellerinden kaçması imkansızdı. Acaba evden çıkıp doğrudan karakola mı gitseydi. Oraya giremeyecekleri için korkup giderlerdi. Tabi eğer akşam gördüklerini anlatmaya gittiğini düşünmezlerde.

“Yok! Yok! Karakol olmaz!” diye inledi. Saate baktı, artık giyinmesi gerekiyordu. Bir çözüm yolu bulmaya çalışarak giyindi. Apartmanın bir arka kapısı da yoktu ki oradan çıkıp gitsin. Zaten eski bir apartmandı asansörü bile yoktu, değil arka kapısı. Belki binadan çıkarken komşulardan birine rastlar, onlarla apartmandan çıkıp giderse adamlarda peşinden gelmeye cesaret edemezler, o da durağa kolayca varırdı.

“Evini biliyorlar, akşam seni bekleyemezler sanki!” dedi kendini azarlar gibi, “Hatta ya sen yokken eve girerler de sen içeri girer girmez işini bitirirlerse!” diyen kendi sesinden iyice korktu. Acaba Oya’ya olanları anlatıp onda mı kalsaydı. Yok, o da olmazdı, bu olaydan kimseye bahsetmemeliydi. Hem Oya’nın başını belaya sokmamak hem de adamların onun kimseye bir şey anlatmadığından emin olmalarını sağlamak için.

(devam edecek)

Yorum bırakın