Şansa Bak – Bölüm 1

Şebnem o gün her zaman yaptığı gibi iş çıkışı hiç oyalanmadan eve gitmek yerine, bir süredir sürekli evine davet eden Oya’nın ısrarı üzerine, akşamı onunla geçirmişti. Tek başına yaşadığı için geç saatlere kadar dışarıda kalmamak konusunda bir iç güdü geliştirdiğinden, pek çok arkadaşının akşam saatlerinde gerçekleştirdiği sosyal buluşmalara dahil olmuyordu. Üniversite bittikten hemen sonra bulduğu iş yüzünden memleketine dönmeyip, yurttan doğrudan şimdi yaşadığı Keçiören’deki evine geçmişti. Fazla dışa dönük sayılmazdı ama çevresinde daima sevilen biriydi. Tatlı yüzündeki küçücük burnu ve ela gözlerinin etrafını süsleyen çilleri sayesinde insanlarda tatlı bir kız çocuğuymuş izlenimi yaratıyordu. Ufak tefek bir yapısı oluşu da buna eklenince gerçekten de yirmili yaşlarının ortalarında olmasına rağmen ufak bir kız çocuğu gibi görünüyordu. İş hayatına atıldıktan sonra giymek zorunda kaldığı gömlek, ceket ve etekler sayesinde aynada bakınca biraz daha yaşını gösterdiğini düşünse de, ne yazık ki insanlar üzerinde bıraktığı etki değişmiyordu. Sürekli küçük bir kız gibi muamele görmekten belki, hayata karşı ürkek, insanlara karşı çekimserdi. Ondan daha güçlü ve atak olan diğerlerinin arasında var olmak için daima çaba göstermesi gerekmişti. Onu savunmasız bir kız olarak algılayan pek çok arkadaşı, özellikle iş hayatında üzerinde hakimiyet kurma merakına kapılınca, öğretim hayatında olduğu kadar arkadaş edinmemeyi tercih etmişti. İş hayatına göre daha masum ilişkilerin kurulabildiği okul hayatının ardından, birden bire çıkarların ön plana çıktığı, insanların birbirini ezerek yükselmek için neredeyse birbirini yediği iş hayatı henüz ona beklediği başarıları getirememişti.

Çalıştığı ofiste yaptığı işe eğitimi nedeniyle hakim olduğu ve daha güçlü bir etki bırakmak için giydiği resmi kıyafetler nedeniyle herkes ona bir süs bebeği gibi davranıyordu. Sanki büyük sorumlulukları taşıyamayan, tatlı yüzüyle ortalarda dolaşıp, basit işleri halledebilecek biri gibi davranılmasına sinir oluyordu. Yapılan toplantılarda, verilen işlerde elinden gelen en iyi performansı sergilediği halde, büyük sorumluluklar hep başkalarına veriliyordu. Oysa Şebnem’in kendini göstermek için sadece bir fırsata ihtiyacı vardı. Çevresindekiler o fırsatı vermemek için sıraya girmiş gibi devamlı, önüne geçiyorlar, alacağından emin olduğu işler hep diğerlerine veriliyordu.

Oya ile aynı katta çalışmasalar da, çalıştığı şirkette kendini en yakın hissettiği arkadaşıydı. İlk işe girdiği zamanlarda diğerlerinin aksine onu ciddiye almış, elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışmıştı. Ekonomik şartların giderek zorlaştığı ortamda kimse işini kaybetmek istemiyor, herkes diğerinden, özellikle tecrübesi az olanlardan daha iyi olduğuna inanıyor, kendi yollarına çıkmasınlar diye onları oldukları yerde kalmaya zorluyorlardı. Oya içlerinde en iyisi olsa da, bir kaç kez yakınlıklarına güvenerek bahsettiği bir kaç fikrini kendi fikriymiş gibi üstlerine sunmuş takdir alsa da, sonuç elde edememişti. Şebnem’in şaşkınlığını fark edince de, fikirleri hayata geçirme şansları olsa, zaten onunla birlikte yapacaklarını söyleyerek güven vermeye çalışmıştı.

Şebnem bu olaydan sonra onunla da arasına mesafe koymaya çalışsa da uzun süredir, sürekli iş dışında görüşmek için ısrar ediyordu. Şebnem’in iş çıkışı bir yerlere gitmeye razı olmayacağını anlayınca da onun evinde akşam oturmaları için planlar yapmaya başlamıştı. Şebnem, Oya’yı o kadar çok geri çevirmişti ki, iş yerinde sürekli yüz yüze baktıkları ve öğle tatillerini birlikte geçirdikleri için sonunda o akşam Oya’nın evde kız kıza bir akşam davetini kabul etmek zorunda kaldı. Evleri birbirine çok yakın olmasa da en azından tek vasıta ile ulaşılabilecek bir yerdeydi. İş çıkışı doğrudan Oya’nın evine geçtiklerinden onun arabası ile gittiler. Birlikte hazırladıkları bir akşam yemeğinden sonra biraz sohbet edip, çay içtikten sonra, Şebnem saatin ilerlediğini söyleyerek izin istedi. Oturduğu sokak diğerlerine göre nispeten daha sessiz olduğundan, daha geç olmadan bir an önce eve gitmek istiyordu.

Son yıllarda geç saatlerde dışarıda olan genç kızların başlarına gelenlerle ilgili duyduğu haberler yüzünden zaten tedirgin oluyordu. Yine şehrin daha muhafazakar bir kesiminin yaşadığı bir muhitte olduğundan, insanların hakkında olmadık şeyler düşünüp, konuşmasını istemiyordu. Tek başına yaşayan bir genç kız her zaman aynı muhitte yaşayan ailelerden daha çok dikkat çekiyordu. Şimdilik aldığı maaşla zar zor bu dairenin kirasını ödeyebildiğinden, kendini de yaşadığı çevreye göre ayarlamaya çalışıyordu ki zaten şehrin en işlek yerinde de yaşasa bundan farklı olmazdı.

Oya uzun zamandır arkadaş oldukları için Şebnem’in huylarını ve yapısını çoktan çözmüştü. Ofiste ve özel hayatında düzen Şebnem için en önemli şeylerin başında geliyordu. Dışarıya daha sessiz olduğunda daha çok kendi içinde yaşıyor, Oya’ya göre kendini çok fazla baskı altında tutuyordu. Ailesinden de gelen kurallı ve düzenli yaşama özelliği elbette güzeldi ama bazen hayatı fazla yorucu hale getirebiliyordu. Bazen akışla geleni yaşamak ya da rutinin dışına çıkmak lazımdı. Her zaman olduğu gibi o akşam da Şebnem’in bu özellikleri ile ilgili yorumlarını dile getirdi. Hayata biraz daha dahil olmak, sandığı kadar büyük riskler içermiyordu. Elbette istisnai olaylar, durumlarla ilgili haberler, anılar ve bir çok şey duyuyor veya şahit oluyorlardı ama eğer ürkek bir çocuk gibi algılanmaktan vazgeçmek istiyorsa biraz daha cesur olmalıydı. Bir kez denese bunu hayatının her alanına yansıtabilirdi. Şebnem ise hayatının henüz belli rahatlıkları yaşamak için hazır olmadığını düşünüyordu, harcamalarını, insanlarla ilişkilerini, duygularını dengeli ve kontrollü tutmak zorundaydı. Bir şeyler kontrolden çıkmaya başlarsa asıl o zaman hayat daha zor olurdu. Her gün aynı saatte kalkmak, her sabah aynı şeyleri yapıp evden çıkmak, işe gidip, iş yerinde verilen görevleri, verilen zaman içinde en iyi haliyle tamamlamaya çalışmak, sonra çıkıp yeniden eve gitmek ve hemen hemen aynı rutinleri her gün tekrarlamak onun güvenlik alanıydı.

Oya da, Şebnem gibi yalnız yaşıyor olsa da, çevreyi, dengeyi Şebnem kadar umursamıyor, zaten bir cenderenin içinde oldukları dokuzdan altıya kadar devam eden mesaileri dışında daha sosyal şeyler yapmayı tercih ediyordu. Evet çok yüksek maaşlar almıyorlardı ama illa pahalı yerler, pahalı yemekler demek değildi sosyalleşmek. Bazen bir parkta oturabilirler, yeni nesil kahvecilerde alacakları tek bir kahveyle bütün günü sohbet ederek geçirebilirlerdi. İnsanların konuşmaya, yaşamaya ihtiyaçları vardı, tek başına sıkı bir disiplin içinde yaşanılan bir hayatın daha güvenli olduğuna dair hiç bir kanıt bulunmuyordu. Ayrıca insanlar korktukları ile sınanırlardı. Böyle giderse Şebnem kendi korku duvarlarının arkasında başına bir felaket çağırabilirdi. Oya’nın sohbeti bu noktaya getirmesi, Şebnem’i daha da tetiklediği için hemen çantasını alıp toparlandı. Arkadaşının onu eve bırakma isteğine de karşı çıkıp, son otobüsü kaçırmamak için hızlıca vedalaşıp ayrıldı. Taksiye binecek lüksü olmadığından telefonuna yüklediği uygulamadan otobüs saat ve güzergahlarını takip edebiliyordu. Durağa vardığında saat on civarıydı ve otobüsün gelmesine de beş dakikadan az vardı.

İnsanlar işlerinden, okullarından çıkıp evlerine çekildiklerinden ana caddeler dışında şehirde pek hareket yoktu. Hafta içiydi ve herkesin ertesi gün erken başlayan rutini için dinlenmeye ihtiyacı vardı. Şebnemin de öyle. Dışarıda zaman geçirmeye alışık olmadığından bu saatte durakta beklemek bile onu huzursuz etmişti. Otobüs beklediğinden daha çabuk gelince sevindi ve hemen bindi. Kendi durağına gelene kadar da, sanki onu evde bekleyen varmış gibi kolundaki saate bakıp durdu. Yaşadığı sokak, indiği durağa yürüyerek on dakika mesafedeydi. Yolculuğun onu asıl tedirgin eden kısmı da burasıydı. Hem mahalledeki başı boş köpeklerden, hem de gölgelere saklanmış olabilecek tehlikelerden korktuğu için nefesi hızlanarak eve yürümeye başladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın