Çıkmaz yollar – Bölüm 42

Nimet, Ayşenur’un doğumundan sonra toparlanabilmek için sevgilisini bir süre daha oyalama niyetindeydi. Adam gerçekten de söz verdiği gibi boşanma başvurusunda bulunmuş, karısı da itiraz etmeden anlaşmalı boşanmayı kabul etmişti, tabi belirli şartlar altında. Boşanma işi de resmiyete binmiş olmasına rağmen Nimet’in neden hâlâ oyalayıp durduğunu anlamasa da, işleri bu aşamaya getirmişken, aksilik olmasını istemediği için bekliyor ama sabrı tükeniyordu. Doğumdan sonra bebeği hemen Rasim’e vermeyi kabul etmiş olsa da, hastanede birden bire kendi başına bırakılmak da zoruna gitmişti. Hamilelik sürecinin onu duygusallaştırdığının farkındaydı, bebeği görmek ya da sahip olmakla ilgili bir duygusu yoktu ki zaten o zaman kendi planına tamamen ters düşerdi. Sadece bir kere bile nasıl olduğu sorulmadan bir anda terk edilmiş gibi hissedince sinirleri bozulmuş ancak hamileliğini gizli saklı bu noktaya kadar getirdiğinden paylaşacak kimseyi de bulamamıştı. Ayşenur’un doğumundan iki ay sonra sevgilisi ile yeniden görüşmeye başladı ve yedi ay sonra da evlendiler. Evliliğin, metres hayatı ile ilgisi olmadığını anlaması uzun sürmedi. Her zaman peşinden koşan, onu hediyelere boğan, en güzel yerlere götüren adamı evliliğin beşinci ayından itibaren sönmeye başlamıştı. Eve baştan şart koştuğu gibi yardımcı tutmuş olsalar da, bir erkeğin sorumluluğunu doğrudan üstlenmek, Nimet’in hiç ama hiç hoşuna gitmemişti. Adam yıllardır evli olduğu için alıştığı düzenler vardı ve bu düzenlerden de kolay kolay vazgeçecek gibi görünmüyordu. Onca şey göze alınarak yapılan evlilik ancak bir buçuk yıl sürebildi. Bir buçuk yıl sonra çekişmeli bir şekilde boşandılar ve bir daha görüşmemek üzere de ayrıldılar. Nimet için bu geçen sürenin bir önemi yoktu, hâlâ genç, hâlâ güzeldi. Daha kocası ile boşanma aşamasındayken tanıştığı bir başka adamla yaşamaya başlaması uzun sürmedi. Yeni sevgilisi evli değildi bu kez ve evlenmeyi de hiç düşünmüyordu. Nikah işinden bir kez ağzı yanan Nimet’te gittiği yere kadar diye baktığı bu ilişkiyi nikahsız sürdürmeyi tercih ediyordu ki, bu defa birlikte yaşadığı adamdan isteği dışında hamile kaldı. Adamın çocuk istemeyeceğini düşündüğü için ona aldırmaktan bahsederek söyleyince, adam hiç beklemediği bir tepki verdi ve bebeğin aldırılmasına kesinlikle karşı çıktı. Aralarında nikah yoktu ama yine de bir çocuk sahibi olabilirlerdi. Nimet’in hiç işine gelmeyen bu durum, aralarında biraz gerginlik yaratsa da, sonunda çocuğu doğurmaya mecbur kaldı. Bu defa bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Babası çocuğu doğrudan nüfusuna aldı ama Nimet ile herhangi bir yasal bağ kurmadı. Çocuğa tutulan bakıcılara rağmen Nimet için oldukça zor bir süreç başladı bebekle. İkinci yılın sonunda adam Nimet’e çocuğunu emanet edemeyeceğine karar verip ayrılmak istediğini söyledi, oğlunu da yanına alacaktı. Zaten bedenen ve ruhen iyice yıprandığını düşünen Nimet, bu teklifi de hiç itiraz etmeden kabul etti. Sadece yıpranmasına karşılık olarak adamdan bir daire istedi, o da itiraz etmeden aldı. Böylece mal varlığı biraz daha genişleyen Nimet, sonraki ilişkilerinde de aradığını hiç bir zaman bulamadı ama her birlikte olduğu adam sayesinde zenginleşti. Ne Ayşenur, ne de ikinci çocuğunu hayatı boyunca ne aradı, ne de sordu. Her bulduğu yeni sevgilide, kıymeti azalarak devam eden ilişkiler zincirinden sonra da nihayet erkeklerden nefret ettiğine karar verip, tek başına yaşamaya devam etti.

Remziye hanım, Ayşenur’un nişanı yapılacağından habersiz, kardeşinin gelip onunla konuşmasını bekliyordu. Rasim ise, karısı ve kızı yanında ve mutlu bir telaş içinde olduğundan ablasını aklına bile getirmiyor. Arayıp, sormuyor olmasından da mutluluk duyuyordu.

Ozan’ın ailesi, Ayşenur’u resmen bilmese de bir süredir oğullarının görüştüğü bir olduğunun farkındalardı. Onlar da Ozan mecburi hizmetine gitmeden önce sevdiği kızla nişanlanmasına sıcak baktılar. Ağabeyi ve karısı bu sefer akıllandıkları için Nursel ve eşine nişandan hiç bahsetmedikleri için de Remziye hanımın isteme olup, yüzük takılana kadar olanlardan haberi olmadı.

Ozan ve ailesinin geleceği gün Makbule, Ayşenur’dan bile fazla heyecanlıydı. Ragıp bey, Mine hanımın doktorlarından izin alıp, kendi arabası ve şoförü ile birlikte onu İstanbul’a getirmişti. Telaşeleri varken ve uzunca bir süreden beri de ayrı kalmış oldukları için Makbule’nin ısrarına rağmen, onların evinde değil bir otelde kalmayı tercih ettiler. Ragıp bey isteme merasimine gelmeyecek, sadece Mine hanımın götürüp, getirilmesini sağlayacaktı. Mine hanımla konuşmuşlar, Rasim ile Makbule’nin yeniden birlikte olmaya karar verme ihtimallerine karşılık bunu riske atacak bir durum yaratmamanın daha iyi olacağını düşünmüşlerdi. Ayşenur’a zarif güzel bir elbise alındı. Ozan ile birlikte yüzüklerini almaya gittiklerinde ikisi de bunca şey yaşanırken bir anda nasıl bu noktaya geldiklerine inanamıyorlardı. Ozan’ın gitmesine haftalar kaldığından, nişanlandıktan sonra uzun bir süre görüşemeyecek olsalar da, ikisi de şimdilik umursamıyordu.

Ozan Ayşenur’un, kendi hakkındaki gerçeği öğrendikten sonra nasıl bu kadar soğukkanlı olabildiğine inanamamıştı. Bu başına gelmeyenin anlayacağı bir durum değildi Ayşenur’a göre. Makbule hanımın, onu doğuran kadın olup, olmaması aralarında ki bağı hiç etkilemiyordu bir şekilde. Ayşenur için annesi oydu. Hayatı boyu ne hissettiyse yine öyle hissediyordu. Hatta bu hissine yeni bir şey daha eklenmişti, anne ve babasının aşklarını yıkan o kadınla büyümekten kurtulmuş, bu durum Makbule hanımın yıllardır ona verdiği emeğin değerini bir kat daha artırmıştı. Bunu hiç bir kadın yapmazdı.

Rasim beyin isteme sırasında gözleri dolunca, Makbule hanım da kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Duygusal bir tanışma ve yüzük takma merasiminden sonra iki aile birbirlerine kolayca ısındıklarından neşeli bir sohbete başladılar. Ozan mecburi hizmetini bitirene kadar Ayşenur’da mezun olacak, nikahları da o zaman yapılacaktı. Gençlerin o arada görüşmek için yapacakları planlar kendilerine aitti. Ozan ailesine, Ayşenur’un ailesinin Manisa’ya gidebileceğini söylediği için, anne ve babası, kızlarına onlar yokken sahip çıkacaklarını ve gözlerinin arkada kalmaması gerektiğini canı gönülden söylediler. Böylece takılan yüzüklerden sonra, nikah için de daha vakit olduğundan sıra yeniden Makbule ve Rasim’in durumuna geldi.

Eğer sahil kenarına taşınabilmiş olsalar zaten kızlarını bırakıp gideceklerdi ama Makbule için şimdi gitmek daha zor geliyordu. Yine de Rasim beyle evli kalmama kararını değiştirmediği için bu evde yaşamaya devam etmek istemiyordu. Rasim beyin, o giderse arkasından Manisa’ya gelip yerleşme fikrini duyunca elinde olmadan gülümsedi. Ayşenur’un mezun olmasına iki yıl vardı. İkisi de Manisa’da olursa, sırayla kızlarının yanına gelip kalırlar, Ayşenur’da her bulduğu fırsatta onların yanına gelirdi. Rasim boşanmaya itiraz edecek cesareti kendinden bulamadığı için Makbule hanım ne söylerse kabul ediyordu. Ablası ile konuşup, bundan sonra aralarına ciddi bir mesafe koymak istediğini söyleyeceğini de karısına anlattı. Makbule hanım kocasının ablasından kopma aşamasına gelecek kadar kararlı olmasına şaşırdı ama hiç bir yorumda bulunmadı. Artık boşanacaklarına göre bu tamamen onun kararı olmalıydı. Onun da ilgilenmesi gereken bir ablası vardı. Mine hanım, Ayşenur’un nişan töreninde bulunmaktan çok mutlu olmuştu ama onların özel durumlarından dolayı, uzun kalmayı uygun bulmadığı için istemenin ertesi günü, Ragıp beyle beraber, Manisa’ya geri döndü. Rasim bey, Makbule hanım ve Ragıp bey konusunu hiç bilmediği için baldızının aile dostu olarak biliyor ve Ragıp beyin varlığından bir rahatsızlık duymuyordu.

Annesinin boşanma kararına Ayşenur’da itiraz etmedi. Bunca şeyden sonra artık kendi adına bir karar almaya hakkı vardı. Boşansalar da, babasının annesini hiç bırakmayacağını, onun da Rasim beyi zorla hayatından çıkarmaya çalışmayacağını biliyordu. Onlara değil ama Ozan’a, “Belki ileride bu sefer bir sorun olmadan yeniden evlenirler!” demişti. Birden bire hem Ozan’dan, hem de anne ve babasından ayrı kalacağı için biraz duygusaldı ama ailesi dağılmadan, boşansalar bile bir dengeye geldiği için mutluydu.

(devam edecek)

Yorum bırakın