Çıkmaz yollar – Bölüm 41

Evde her şey eskisi gibi olmadığından, hepsinin davranışlarında çekimserlik, ne konuşacaklarını, ne yapacaklarını bilememe olarak yansıyordu akşama.

“Makbule, yarını beklemeye gerek yok, konuşalım!” dedi Rasim bey yemek toplanıp kalktıktan sonra. Makbule hanım huzursuz bir şekilde kıpırdandı. Konuşulanlardan sonra kocasının yeniden rahatsızlanmasından çekiniyordu.

Rasim bey ona fırsat vermeden, o yokken düşündüklerin, yaptığı hataları, ablasının nasıl kuklası olduğunu ve kendini kullandırdığını anladığını yavaş yavaş anlatmaya başladı. Ayşenur babasını dinlerken gözleri doluyordu ama onların bu konuşmayı yapması gerektiğini düşündüğünden hiç sesini çıkarmadı. Babasının olanlardan ötürü ne kadar mahcubiyet ve pişmanlık duyduğunu zaten sesinden mimiklerinden anlıyordu. Annesinin yüzüne yerleşen hüzün ise sanki babasının anlattığı her şeyi yeniden yaşıyor gibi yerleşmişti çizgilerine.

Makbule hanım, kocası içini döksün rahatlasın diye hiç bölmeden dinledi söylediklerini. Rasim bey ona gitmekte hak verdiğini, bununla ilgili bir şey yapamayacağını bildiğini söylemişti. Hayalini kurdukları o evin her şeyi düzelten ve yoluna sokan yeni bir yaşam olacağına inandırmıştı kendini ama bunu düşünürken yaşanılanları yok sayma hatasına düşmüştü. Ablasının ve onun Makbule hanımı yıllar içince nasıl tükettiklerini görmeyecek kadar aptaldı. Sözünü bitirirken de dönüp kızından özür diledi. Makbule hanım gibi bir kadını bu kadar üzerek, kızına da zarar vermiş, zamanında, karısına, kendine, ablasına sahip çıkamadığı için bunlar yaşanmıştı. İstemeden yaptığı bir hatanın bedeli onlar için çok ağır olmuştu ama Ayşenur gibi bir kızı olduğu, Makbule hanım gibi bir karısı olduğu için çok şanslıydı. Ne kadarını yaşayabilmiş olsalar da, bunun için her zaman şükredecekti.

Ayşenur babasına sarıldı sonra başını kaldırıp annesine baktı.

“Rasim sen kötü bir insan değilsin!” diye söze başladı Makbule hanım, onun da gözleri nemlenmişti ancak söze giriş şekli, Rasim beyin kalbine bir hançer gibi saplandı. Bunun arkasından gelen sözler muhtemelen Makbule hanımın kalmak istemediğini anlatacaktı. Elinde olmadan kızına daha sıkı sarıldı.

“Annemin daha fazla zamana ihtiyacı var!” dedi Ayşenur babasının beden dilini hissedince.

Makbule kızının gözlerine baktı, “Evet, Ayşenur haklı! Biraz daha zamana ihtiyacım var!” dedi, “Senin de toparlanman için zamana ihtiyacın var. Evin parası bende, zaten farkına varmışsın. O paranın kızımın olmasını istiyorum ancak sana geri vermeyeceğim!”

“Tamam Makbule, para pul umurumda değil benim! İstediğin kadar düşünebilirsin. İnan ne karar verirsen ver, ben son nefesime kadar saygı duyacağım. Tek istediğim!” dedi yutkunarak, “Beni hayatından tamamen çıkartma ne olur!”

“Sen kızımın babasısın!” dedi Makbule hanım sadece, sonra derin bir sessizlik oldu yeniden.

“Herkes yeterince yorgun, bence dinlenelim artık!” diye araya girdi yine Ayşenur, “Annem benim odamda yatsın, baba sen de yerinde yat! Ben de bu günlük kanepede yatayım”

“Olur mu kızım öyle emanet gibi kanepede!” dedi Makbule hanım hemen.

“Şey, Ozan merak etmiştir, biraz da onunla konuşurum diye!”

“Ha tamam!” dedi Makbule hanım bu kez. Odaya gitmek için ayağa kalkınca, Rasim bey de hemen ayağa kalktı ve karısı odaya girip kapıyı kapatana kadar bekledi öylece.

“Gidecek değil mi?” dedi Ayşenur’a bakıp sonra, “Diyemiyor ama gidecek!”

“Baba, annemin haklı olduğu çok konu var sen de biliyorsun. Biraz izin ver, üst üste çok şey yaşadı. Bak teyzemin durumu da hiç iyi değilmiş! Bir de tabi halam konusu var!”

“Halanla konuşacağım!” dedi Rasim bey hemen

“Annemin geldiğini sakın söyleme!” diye atıldı Ayşenur hemen.

“Hayır söylemeyeceğim merak etme! Annen giderse eğer yani Manisa’ya, ben de gideceğim onunla!”

Ayşenur bir şey diyemeden yüzüne bakınca

“Bir ev tutacağım, ablamla da görüşmeyi keseceğim. Annenin olduğu şehirde olmak istiyorum sadece!”

Ayşenur’un gözleri doldu yine, gidip babasına sarıldı, “Okul bitince ben de yanınıza gelirim diyeceğim ama şey olabilir tabi!”

“Ozan değil mi?” dedi Rasim bey.

“Mecburi hizmet için gidecek yakında baba! Gitmeden yüzük takalım istiyordu aslında. Belki de annem de hazır buradayken!” deyiverdi Ayşenur.

“Yarın annenle konuşuruz!” dedi Rasim bey, haydi sen çocuğu ara da daha fazla merak etmesin.

O gece ne Makbule hanım, ne de Rasim bey uyuyabildiler sabaha kadar, Ayşenur Ozan’la iki saate yakın konuştuktan sonra kanepede sızıp kalmıştı.

Makbule hanım da ablasıyla gece sessizliğinde konuşamayacağı için mesaj uygulamasından kısaca olanları anlattı. Ablasının uyumuş olabileceğini düşünüyordu ama Mine hanım hemen cevap yazdı. Saatlerdir diz üstü bilgisayarı kucağında kardeşinden mesaj bekliyor, Ragıp beyle sürekli haberleşiyorlardı.

Mine hanım en çok Ayşenur’un büyük bir tepki göstermemesine sevinmişti. Rasim ile aralarındaki ilişkiyi düzeltebileceklerini sanmıyordu ama tabi ki bunun anlamı, düşman olmaları değildi. Remziye hanımın henüz haberi olmamasına da sevindi, çünkü tartışmalı ayrılıktan sonra eve gelip, Makbule’nin de Rasim’in de sinirini oynatacağı kesindi.

Ozan, merakla Ayşenur’u dinledikten sonra, babasına artık söylediğine göre, annesi de onaylarsa, kendi ailesi ile hemen konuşacağını söylediği içim iki aşık, mutlu bir uyku uyudular.

Makbule hanım, Ozan’ın ailesinin Ayşenur’u istemeye ve yüzük takmaya geleceği haberine çok sevindi. Elbette ki kızı için kalır, ne gerekiyorsa yapardı. Ayrıca bu güzel ve hayırlı olay, hepsinin yıpranan sinirlerine de iyi gelirdi. Ozan ailesi ile konuşup, bir kaç gün sonra gelebileceklerini söyleyince, Makbule hanım ve Ayşenur, olanları bir anda unutup, nişanın heyecanına kapıldılar. tabi hemen ablasına da haber vermeyi unutmadı. Mine hanım kendini daha iyi hissediyordu bu güzel olayda yeğeninin yanında olmayı da çok istiyordu. Ragıp bey, Makbule hanım için sorun olmazsa, arabayla gelebileceklerini söyleyince, herkes olanları unutup, Ayşenur’un heyecanına kapıldı.

Bu arada Makbule hanımın geldiğinin ertesi günü, Remziye hanım hastaneye kardeşini görmeye gitmiş, taburcu olduğunu duyunca neye uğradığını şaşırmıştı. Bir kaç dakika duyduğunu anlamaya çalıştıktan sonra, hemen Rasim beyi aradı. Rasim bey ablası aradığında, karısı ve kızı ile oturmuş, Ayşenur’un isteme olayını konuşuyordu. Ablasından kurtulamayacağını bildiği için onlar heyecanla yapılacakları konuşurlarken, telefonu alıp odaya geçti.

“Abla ben iyiyim merak etme!”

“Bana neden haber vermedi Ayşenur!” dedi gergin bir sesle Remziye hanım.

“Makbule geldi abla, bizim biraz işlerimiz var! Seninle gelip ayrıca konuşacağım tamam mı?” dedi Rasim bey ve ablasının bir şey demesine fırsat bırakmadan telefonu kapatıp salona geldi hemen.

Remziye hanım hastane koridorunda girdiği ikinci şokun etkisi ile öylece kalakalmıştı. Bunlar ana-kız bir olmuş, onu kardeşinden koparma planına geçmişlerdi demek! Kardeşinin soğuk ses tonu yüzünden cesaret bulamadığı için bir daha aramadı. Hemen kızı Nursel’i arayıp, onunla dertleşmeye gitti. Ana-kız akşama kadar yapılan terbiyesizliği, paraları da alıp kaçan Makbule’nin ne yüzle geri geldiğini, Ayşenur’un da iki annesi gibi terbiyesiz olduğunu konuşup durdular. Nursel kesinlikle annesinin bu muameleyi hak ettiğini düşünmüyordu. Zaten Ayşenur’un annesine hastanede yaptığı terbiyesizliklere çok kızmış, dayısı hastanede daha da üzülmesin diye ses çıkarmamıştı ama yeğenini kenara çekip konuşmanın zamanı gelmişti anlaşılan.

Ozan ilk önce her zaman yaptığı gibi ağabeyine haber verdi, ağabeyi Ayşenur’un annesinin gittiğini bildiğinden önce şaşırdı ama sonra geri geldiğini duyunca bir şey demedi. Anne ve babalarına işin bu kısmından hiç bahsetmeyeceklerdi. Her ailede sorunlar ve anlaşmazlıklar yaşanabilirdi. Telefonda konuştukları için ağabeyinin içini rahatlatmak için detayları daha sonra yüz yüze anlatacağını söyledi.

“Artık koca adamsın, iyi düşün taşın!” dedi ağabeyi yine de, bu defa Ozan anne ve babasıyla konuşmadan önce, karısına ve arkadaşına bir şeyden bahsetmeyeceğine de söz verdi. O hata bir kere yapılırdı.

(devam edecek)

Yorum bırakın