GÜNÜMÜZ
Makbule, eve yeniden dönmeyi hiç planlamıyordu gelirken. Rasim beyin onun gidişinden sonra yaşadığı sağlık sorunlarına üzülmüştü. Annesinin hikayesi bitince Ayşenur’da bir çırpıda o yokken olanları anlattı. Halası önce babasının spazm geçirmesine neden olacak kadar onu strese sokmuş, sonra da hastanede ona gerçekten çok kötü davranmış, bu süreçte de bir kez olsun arayıp destek olmamıştı. Bu yüzden de babasını hastaneden çıkarırken Ozan ile gitmişler ama halasına hiç haber vermemişlerdi.
“Para yüzünden!” dedi Makbule üzgün üzgün dinlerken, “Halanı çileden çıkarak parayı da alıp gitmem olmuş olmalı ama eğer onu almadan gitmiş olsaydım emin ol şimdiye kadar babanın elinden onu da almış olurdu.”
“Hiç ama hiç şüphem yok. Başka adam yok dedin ya, benim için en önemli konu buydu. Eğer gelip gerçekten biri olduğunu ve onunla evleneceğini söyleseydin, sanırım şimdi olgunluk dediğin bu tavırların hiç birini sergileyemezdim!”
“Ah Ayşenur, aslında sen bir sürü insanın hatalarının sonuçlarını yaşamak zorunda kalıyorsun! Hepimizin!”
“Aslında ben sen olmasaymışsın, bu ailenin yaptığı tüm hataların sonuçlarını yaşamak zorunda kalacakmışım!”
“Geleceksin değil mi benimle eve Ozan evde babamın yanında bekliyor!”
“Ozan!” diyerek gülümsedi Makbule hanım, “Ne de iyi bir çocukmuş öyle!”
“Yani ben sana Ozan’ı anlatacaktım çok önce ama işte şey olmadı!”
“Halan bana söyledi zaten sen merak etme!”
“Halam mı?”
“Ah güzel kızım benim, senin yanlış bir seçim yaptığını hiç düşünmedim zaten ben. Gençsin elbette sen de hatalar yapacaksın ama doğru insanı seçmek konusunda benden daha iyi olman için dua ettim hep!”
“Anne!” dedi Ayşenur, “Babamı seviyorsun biliyorum!”
“Seviyorum tabi ama sanırım, bazen insan alışkanlığı da sevgi sanabiliyor, acımayı da!”
Ayşenur’un yüzü hüzünlendi yine, “Hem beni, hem babamı, hem de kendini korumak zorunda kaldın yıllarca değil mi?” dedi iç çekerek, “İnsanlarsa senin bir elin yağda, bir elin balda, kocasının taptığı, gönlüne göre gezen tozan bir kadın sandı hep! Kimse fedakarlığını, merhametini görmedi. Ben bile!”
“Senin görmen gereken bir şey değildi bu zaten! Baban konusuna dönersek, bu evliliğin içine yeniden girmek istediğimi sanmıyorum artık. Seninle eve geleceğim, babanla evliliği sürdürmek istemiyor olmam, onu değersiz biri yapmıyor!”
“Yaşasın! Tamam sen eve gel, ikiniz konuşun, gerekirse biz Ozan’la çıkarız dışarılara!”
Güldü Makbule hanım, “Hayır bu defa üçümüz konuşalım, artık olgun ve harika bir genç insansın sen! Zavallı çocuğu da biraz rahat bırakırız!”
“Ya o kadar iyi biri ki inanamazsın!”
“İnanırım!” dedi Makbule ve birlikte kalkıp eve döndüler.
Ozan kapıdan annesi ile giren Ayşenur’un yüzündeki neşeyi görmüştü. İlk kez Makbule hanımla tanışacağı için de heyecanlanmış hemen ayağa kalkmıştı. Neredeyse üç saattir gelmelerini bekliyordu ve bu arada Rasim bey fenalaşırsa diye de biraz gerilmişti. Arada bir sessizce gidip kapısını dinlemiş, bir yandan da bu süre boyunca odasından hiç çıkmadığı için de sevinmişti.
Makbule hanım heyecanla karşısında duran genç adamı görünce gülümsedi, “Ben yokken kızıma destek olduğun için teşekkür ederim!”
“Ben Ozan, yani tabi biliyorsunuz!” dedi Ayşenur’a bakarak, “Elimden geleni yapmaya çalıştım. O, yani Ayşenur! Benim için çok değerli!” derken yüzü kıpkırmızı oldu.
“Sana borçlandım” dedi Makbule, “Kızımın güvende olması da içimi rahatlattı.”
“Şey Ozan!” dedi Ayşenur hemen araya girip, “Babamla kaldığın için teşekkür ederim. İstersen biz aşağı inelim biraz annem de dinlensin!”
“Tamam!” dedi elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen Ozan, Makbule’ye memnun olduğunu söyleyip, henüz ayakkabılarını çıkarmamış Ayşenur’un peşinden indi aşağıya. Ayşenur annesi ile konuştuklarını anlatabildiği kadar hızlıca anlattı Ozan’a.
“Bu seni şaşırtmadı mı?” dedi yüzündeki şaşkınlığı gizleyemeyen Ozan.
“Şaşırttı ama şimdi önceliğim bu değil! Babamla, annemin konuşması gerek, annem benim de olmamı istedi.”
“Tamam! Ben hemen gidiyorum! Ama beni sakın habersiz bırakma!”
“Sana söz veriyorum her şeyi anlatacağım!” dedikten sonra Ozan’a sarılıp yanağından öptü Ayşenur.
Ozan gülümsedi, Ayşenur’u günler sonra iyi görmek ona da iyi gelmişti. Ailesine olanlarla ilgili bir şey anlatmadığı için biraz da onların gönlünü yapmak için vedalaşıp ayrıldı.
Makbule hanım, evini seyretti önce biraz, bu duvarların arasında geçenler onları bu güne getirmişti. Rasim ile aralarında doğrudan yaşanmış bir gerginlik olmamıştı hiç bir zaman. Onun zayıf bir adam olması zamanla ona olan sevgisini bir acımaya, Ayşenur ile alevlenen annelik duygusuna çevirmişti daha çok ama bu onu daha da yıpratmış, başını yaslayıp, onu koruyup, kollamasını, ayakta kalması için destek olmasını istediği birini bulamamıştı karşısında. Hep güçlü ve sakin kalmaya çalışmaktan yorgundu.
Ayşenur, bir şey kaçırmış olmamak için hızlıca yukarı çıktığında Makbule hanım hâlâ ayakta dalgın dalgın duruyordu. Ayşenur kapıdan girer girmez annesinin artık kendini bu eve ait hissetmediğini anladı ama bir şey demedi.
“Babana birden bire bu konuları açmanın iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum!” dedi Makbule hanım.
“Ona başına gelenleri duyup geçmiş olsun diye geldiğini söyleriz! Giderken bana söylediklerini bilmiyor nasılsa!”
“Evet!” dedi Makbule hanım kızının aklına hayran hayran, “Böyle yapalım!”
“Ama yine de döndüğünü sanacak biliyorsun değil mi?”
“Biliyorum ama hastaneden çıktığı gün yeniden strese girmesin şimdi! Uyanana kadar bekleyelim. Yemek var mı evde?”
“Var, Ozan’la yaptık bir şeyler!” diyerek annesinin yanına oturup sarıldı Ayşenur.
Makbule’de kızına sarıldı, konuşacak daha çok şeyleri vardı aslında ama yine de sessiz sessiz o anın tadını çıkarmak istediler. Yaklaşık kırk beş dakika sonra Rasim bey odanın kapısını açıp, salona geldiğinde, önce hayal gördüğünü sandı.
“Makbule!” dedi heyecanla.
“Merhaba Rasim, geçmiş olsun!”
“Ah Makbule, seni ne kadar çok aradım!” diyerek gözyaşlarını bırakıverdi Rasim bey her zaman olduğu gibi
Makbule hanım tam nasıl davranması gerektiğini kestiremiyordu. Ayşenur hemen fırlayıp babasının koluna girdi ve onu annesinin karşısındaki koltuğa oturttu.
“İyiyim ben kızım merak etme!” diyordu Rasim bir yandan, bir yandan gözlerini karısından ayıramıyordu.
“Annem senin rahatsızlandığını duyunca, görmeye gelmiş!” dedi Ayşenur, annesinin diyemeyeceğini anlayınca.
“İyi misin?” dedi Makbule hanım
“Sen geldin ya artık daha iyiyim, çok merak ettik seni, nerelerdeydin, neden bir şey söylemeden gittin!” dedi Rasim bey aslında cevabı bilse de, kızının konuları bilmediğini sandığı için öyle çıkıvermişti ağzından, asıl demek istediği “Bir gün beni bırakıp gideceğini hep biliyordum ama gerçek olunca kaldıramadım”dı.
“Ablam rahatsızlanmıştı!” dedi Makbule hanım boğazını temizleyerek, “İyi şimdi çok şükür!”
Makbule hanımın neden habersiz ve parayı alarak gittiğini açıklamıyordu tabi bu cümleler ama Rasim bey, karısının kızının bilmedikleri yüzünden açıklayamadığını düşündüğü için bir şey diyemiyordu.
Ayşenur ikisi arasındaki bu yüzeysel sohbetin onları bir yere vardıramayacağını anladığından, babasını strese sokmaktan korksa da araya girmek zorunda hissetti.
“Sen uyurken biz annemle epeyce konuştuk!” dedi gülümsemeye çalışarak, “Annem bana kızınız olmam konusundaki gerçeği anlattı!”
“Ne?” dedi Rasim, “Söyledin mi?”
“Söyledim, bir gün zaten öğrenecekti!” dedi Makbule hanım
“Ayşenur kızım, annen seni her şeyden çok sevdi biliyorsun!”
“Bununla ilgili bir sorunum yok baba, merak etme! Ancak annemle senin bu gidiş hakkında ve sizin hakkınızda konuşmaya ihtiyacınız var. Annem hem seni görmeye hem de bu konuşmayı yapmak için geldi ama bu gün yorgun olduğun için isterseniz bu gece sadece birlikte vakit geçirelim. Yarın konuşuruz!”
“Makbule kalacak mısın?” dedi Rasim bey hemen karısına dönüp, kızının birden bire her şeyi öğrendiğini söylemesine hem şaşırmış hem de kızının gözünde düştüğü durum için biraz üzülmüştü ama karısına hak veriyordu.
“Bu gece kalacağım, yarın konuşuruz Ayşenur haklı!” dedi Makbule hanım. Gelirken kesin bir dönüş için gelmediğinden sadece küçük bir çanta ile gelmişti zaten.
“Tamam ben Ayşenur’un odasında yatarım, siz de ana kız bizim yatakta yatarsınız!” diyebildi Rasim bey, onu yeniden ürkütüp kaybetmek istemiyordu.
Makbule hanım kalkıp, mutfağa yürüyünce, Ayşenur da peşinden gitti, “Yoldan geldin tabi acıktın!” dedi Ayşenur ve annesine masayı hazırlamakta yardım etti. Rasim bey kendini öyle mahcup ve suçlu hissediyordu ki, kalkıp mutfağa yanlarına gitmek istese de yapamadı. İkisinin mutfaktan gelen neşeli seslerini dinledi sadece.
(devam edecek)