Çıkmaz yollar – Bölüm 39

AYŞENUR’UN DOĞUMUNDAN SONRAKİ GÜNLER

Mine hanım tam da Makbule hanımın umduğu gibi Ayşenur’dan önce girdi eve. Kapıdan girer girmez, “Yoldalar abla geliyorlar, sence bu işin altından kalkabilirim değil mi?” diye sordu Makbule hanım.

“Güzel kardeşim benim, bu çocuğu büyütmeye karar verdikten sonra her şeyi yaparsın. Kendin doğurduğunda nasıl bakacaksan bu bebeğe de öyle bakacaksınız!”

Makbule hanım ablasına sevgiyle gülümsedi ve hemen ona bebek için yaptıkları hazırlıkları göstermeye başladı.

Rasim bey bebeği ile yaşadığı sevinç sakinleşir sakinleşmez, Nimet’in durumunu hiç umursamadan hemen hastaneden çıkıp bir taksiye bindi. Onu incitmeden tutmaya çalıştığı için yürürken çok yavaş hareket etmiş, takside de neredeyse kıpırdamadan oturmaya gayret etmişti. Gözlerini bir an olsun bu minicik candan alamıyordu.

“Kızım, Ayşenur’um!” diye mırıldanıyordu arada bir.

Kapı çaldığında Makbule hanımın neredeyse kalbi duracaktı. Mine hanım onun gözlerindeki ifadeyi görünce gidip kapıyı kendi açtı. Rasim’in gözleri bebekteydi kapı açıldığında.

“Aman da, aman sen evine mi geldin!” diyerek Rasim’in yüzüne bakmadan aldı Mine hanım bebeği onun kucağından. Kardeşini düşürdüğü durum için damatlarına kızgınlığı bitmemişti, “Ay Makbule bak boncuk gibi!” dedi sonra kardeşine doğru yürüyüp.

“Hoş geldin Ayşenur!” diye döküldü Makbule hanımın dudaklarından, sonra ablası yavaşça bebeği onun kucağına bıraktı. Rasim hemen geldi karısının yanına ve karısının kucağında kızlarını görünce yine ağlamaya başladı.

Mine hanım, onun duygusallaşıp kardeşini iyice üzmesini istemediği için Makbule hanım kucağında bebekle kanepeye oturmuş kalmışken, Rasim beyi bebek için söylenenler hakkında sorguya soktu. Alınacak mama, bezler ve evde olması gerekenler listesi Rasim beyin cebindeydi.

“Haydi git al sen bunları, hemen lâzım!” diye onu gönderdikten sonra, tek kelime etmeden yüzünde sevgi dolu bir gülümseme ile Ayşenur’un yüzünü izleyen kardeşinin yanına oturdu.

“Evet bu kucağında tuttuğun minik can artık senin tüm hayatın olacak Makbule!” diye mırıldandı.

“Abla buna can feda olsun şunun tatlılığına baksana, minicik!” diye iç çekti Makbule hanım.

Ayşenur ile aralarındaki ilk duygusal bağların kurulduğu anlardı onlar. Mine hanım kardeşinin halini görünce, onun bu çocuğa gerçekten iyi bir anne olacağına emin oldu ve zaman da onu yanıltmadı.

GÜNÜMÜZ

Makbule hanım indiğine dair mesaj attığında, Ozan ve Ayşenur salonda oturuyorlar, Rasim bey ise odasına geçmiş dinleniyordu. Mesajı okur okumaz “Gelmiş!” diye ayağa fırladı Ayşenur. Zaten hemen çıkmak için hazır bekliyordu. O annesi ile konuşmaya çıkınca, Ozan Rasim beyin yanında kalacak, uyanıp da kızını sorarsa, bir şeyler almaya çıktığını söyleyecekti.

Makbule hanım kızını çok zorda bırakmamak için evlerine çok yakın olan bir kafede konuşmayı seçmişti. Rasim bey eve yeni geldiği ve strese dayalı bir spazm yaşadığı için birden bire eve gelip de bu konuları konuşmayı doğru bulmuyordu.

Ayşenur geldiğinde o çoktan bir masaya oturmuş, kızını bekliyordu. Ayşenur yanına gelir gelmez, sıkıca sarıldı annesine. Makbule’nin gözlerinden yaşlar inmeye başladı. O kadar çok özlemişti ki kızını, saçlarının kokusunu içine çekti bolca.

“İyi mi baban?” diye sordu sonra.

Ayşenur’da onu hastaneden çıkarıp eve getirdiklerini Ozan’ı babasıyla bıraktığını anlattı bir çırpıda. Annesinin onunla böyle dışarıda ne konuşacağını merak ediyor ve konuşmadan sonra da eve döneceklerini umuyordu. Ayşenur’un sessiz bakışları, Makbule hanımın bu defa oyalanmadan konuya girmesi gerektiğini hissettiriyordu. Zaten babası evde kaldığı için muhtemelen de aklı ondaydı.

“Nereden başlasam bilemiyorum Ayşenur!” dedi derin bir nefes alarak.

“Şu adamdan lütfen, geri geldin değil mi?” dedi Ayşenur hemen.

“Bir adam falan yok canım kızım, o an için öyle söylemek zorunda kaldığım için özür dilerim”

“Yok mu?” dedi Ayşenur sevinçle, “Anne! Neden böyle bir şey yaptın o zaman!”

Makbule hanım önce ablasının hastalığından bahsetti biraz, bahsederken de Ragıp beyden söz açtı, sonra ablasının bir süre önce Ragıp beyle arasını yapmaya çalıştığını ama bunu kesinlikle kabul etmediğini, onun aslında çok iyi bir dost olduğunu anlattı. Bu arada ablasının acil durumu yüzünden gittiğini ama bu gidişin bahane olduğunu çünkü aslında artık babası ile bir evliliğe devam etmek istemediğini söyledi. Ayşenur tam bir şey diyecekken de konuşacakları konunun da bununla ilgili olduğunu ve mümkünse bölmeden dinlemesini rica etti.

Annesinin durup dururken bu ciddi yüz ifadesini takınmayacağını bilen Ayşenur sessizce başını salladı. Makbule hanım, kızına babası ile tanışmalarından başlayıp, nikahları ve sonrasında olanları, Ayşenur’un eve girdiği güne kadar sakin sakin anlattı. O anlatırken Ayşenur’un yüzünde değişen ifadeler, kafasındaki yüzlerce sorunun olduğunu göstermesine rağmen söz verdiği için bölmeden dinlediğini gözlemliyordu.

“Yani ben!” dedi Ayşenur, “O çocuk benim öyle mi?”

“Evet kızım, hayatıma o gün anlam katmaya başlayan o melek sensin! Biliyorum bunu sana yıllarca niye söylemedik diye merak ediyorsun ama babanın düştüğü hataları bilerek büyümen, sana da bize de hiç bir şey katmazdı. Ben seni her zaman öz kızım gibi sevdim ki bana göre öylesin zaten.”

Ayşenur sessizce annesinin yüzüne bakıyordu ama yüzünde bir öfke veya benzer bir ifade yoktu.

“Şimdi de bir işime yaramıyor!” dedi tuhaf bir ses tonuyla, “Bunu bana gitmeden önce de anlatabilirdin. Bu yüzden mi gittin?”

“Bu yüzden gidebilmiş olsaydım, bunu sen o eve girmeden önce yapardım zaten! Yapmayı da denedim. Babanı o kadar çok sevmiştim ki, üzerine sen de kalbime yerleşince sonsuza kadar kalabilirdim eğer her şey farklı ilerlemiş olsaydı!”

“Nasıl?” dedi Ayşenur, sanki az önce karşısındakinin öz annesi olmadığını öğrenmemiş gibiydi.

Makbule yıllar içinde yaşananları teker teker anlattı kızına. Çok uzatmamaya çalışsa da, kızının onu anlayabilmesi için detaylara da girmek zorunda kaldı çoğu yerde. Ayşenur annesini dinledikçe yüzündeki ifade giderek hüzünlü bir hâl almaya başladı.

“Keşke bana bunları yaşarken anlatsaydın anne! Halamdan nefret ediyorum keşke o üvey olsaymış bir daha görmemek için bahanem olurdu!” dedi tatlı tatlı.

Makbule güldü elinde olmadan, “Bunlar seni üzüyor biliyorum kızım ama giderken teyzenin durumunun aciliyeti ve halanın beni soktuğu stres yüzünden doğru dürüst düşünemedim bile. Seni asla arkamda bırakmayı düşünmedim ama ben gidince babanın arkamdan gelip bulmasını istemedim. Bunları bilerek seni burada tek başına bırakmak da istemedim. Ben de dört dörtlük bir insan değilim biliyorum. Senden çok özür diliyorum bunları yaşadığın ve yaşattığım için”

“Bunların hiç biri umurumda değil, geri gelmene çok sevindim!” dedi Ayşenur gözleri dolarak, “Babama ve halama olan kızgınlığını anlıyorum. Babam çok iyi biri ama hayatı pek iyi yönetemiyor. Sen söylemesen de ben zaten babamın, ailesine olan zayıflığının seni yıprattığını anlayacak kadar büyüdüm.”

“Ah Ayşenur güzel kızım!” diye sarıldı Makbule kızına, “Öz annen olmadığım için kendini kötü hissetmedin mi?”

“Hayır!” dedi Ayşenur, “Düşünsene ya halamın ya da o kadının eline kalmış olsaydım! Seni çok seviyorum annem sensin benim!” dedi ve ikisi birlikte sarılıp hıçkırarak ağlamaya başladılar. Makbule, şimdi onu ilk kucağına aldığı gün gibi hissediyordu. Sanki ona ikinci kez kavuşmuş gibi.

“Sen ne ara bu kadar büyüdün ve olgunlaştın?” diye sevgiyle alnından öptü kızının, “Senin kızınım çünkü!” Ayşenur, “Yani aslında bunları bilerek büyüsem ne olurdu diye düşünüyorum şimdi. Muhtemelen halamı evden çoktan kovmuş, sizin de onunla görüşmenizi yasaklamıştım!”

Makbule yine güldü kızının olgun olgun espri yapmasına.

“Gelirken çok korktum!” dedi sesi titreyerek, “Beni bir daha görmek istemezsin belki diye düşündüm! Ayrıca giderek hayatına çok büyük sorumluluklar yüklemiş oldum. Gerçekten çok ama çok üzgünüm!”

“Bunları düşünüp, farklı duygular hissedip, hissetmeyeceğimi şimdi bilmiyorum!” dedi Ayşenur, “Gittiğin için çok üzüldüm ama onu biliyorum, kızdım da! Ama seni o kadar özledim ki, artık bunları umursamıyorum! Bence eve gelmelisin, babamın sana ihtiyacı var! En azından güveneceği biri olarak.”

(devam edecek)

Yorum bırakın