BEBEĞİN DOĞUMUNDAN İKİ HAFTA ÖNCE
Makbule hanım aslında Rasim beyin yüzünü görür görmez yumuşamıştı ama yine de ablasını dinleyip, tekrar tekrar düşünmeye karar verdi. Sonunda anladı ki ne kadar düşünürse düşünsün, doğacak bebeğin talihi onun yüzünden ters giderse bunu ömrü billah unutmaz. Yaşadığı acı ve hasretin üzerine bir de bu eklenir kendini iyice kötü hissederdi. Rasim beyle evlenmeden önce çok mutlu bir aile hayali kurmuştu ve elbette bu hayalin içinde çocukları olması da vardı. Rasim bey bir tuzağa sürüklenmişti ve dönülmez bir hata yapmıştı. Aynı hatayı o yapmış olsa onu kabul eder miydi bilmiyordu ama içinden bir ses ederdi diyordu. Bu sorunlar olmasa da çocukları olmayabilir, bir çocuğu evlat edinebilirlerdi, hatta çocukları olsa da yaparlardı biliyordu. Eniştesini söylediklerini de düşündü, bu çocuğa sonradan kontrol edemediği bir öfke duyar mıydı acaba? Çocuk kadar günahsız insan var mıydı yer yüzünde. Hepsi melek gibi doğuyor ama şartlar bazen bazılarını olmadık yerlere sürüklüyordu. İleride bir gün bu çocuğun başına talihsiz şeyler geldiğini duymaya da dayanamazdı herhalde.
“Kararımı verdim!” dedi ablasına bir sabah yine kahvelerini içerlerken, Mine hanım merakla baktı yüzüne.
“Döneceğim!”
“Makbule artık iyi düşün demeyeceğim, aylardır düşünüyorsun biliyorum kardeşim. Gönlüm hiç elvermiyor ama kararına saygı duyacağıma eniştene söz verdim. Sen de artık kocaman bir kadınsın, bu adamla nasıl devam edeceksin bilmiyorum. O yavruya annelik etmenle ilgili en ufak bir şüphem dahi yok. Hangi koşullarda gelmiş olursa olsun, ben her zaman teyzesi olmaya hazırım!”
“Rasim ile ilgili bir şey diyemiyorum. Sanırım bana dokunmasını asla istemeyeceğim, yani çocuktan değil ama Rasim’den dolayı bu konuyu hatırlayacağım sıkça. Yine de, madem böyle bir iş geldi başımıza. İnsan olarak doğru olanın o çocuğu sahiplenmek olduğunu düşünüyorum!”
“Bir çocuğa sahip olmak iş değil, biliyorsun. Herkes çocuk sahibi olur, yıllar, hatta bir ömür sürecek bir karar veriyorsun. Çok da büyük sevap biliyorum, kızdığım için Allah affetsin! Değmez diyeceğim dilim varmıyor!”
“Benim de hayata gelme görevim belki o çocuğun hayatını kurtarmaktır abla!”
“Kızım bir tek çocuk değil ki, olsa al gel beraber bakalım diyeceğim zaten. Sen kocana dönüyorsun, görümcene dönüyorsun. Benim tersime gelen bunlar!”
“Bu evlilik kağıt üzerinde kalacağına göre onların da ban bir şey demeye hakları yok!”
“Bir de desinler, resmen şu an hayatını feda ediyorsun. İnsan kocası ile bir sarılmak istemez mi kızım. Kendi çocuğunu doğurmak istemez mi?”
“İster elbet ama şimdi karar vermem gerekiyor. Şimdi verdiğim karar da böyle, gerisini zaman gösterir!”
“Hakkında hayırlısı olsun ne diyeyim melek kalpli kardeşim benim! Seninle döneyim ister misin? Bebek gelince ne yapacaksın bir başına!”
“Biraz alışveriş yapayım bebek için ben, bana da iyi gelir. Güleceksin ama bir bebeği kucağıma alıp, öpüp koklamak fikri içimi ısıtıyor benim. Bebek doğsun hele bir sağlıkla o zaman sana çok ihtiyacım olacak evet. Çocukları da alır gelirsin, okulları tatil nasılsa. Rasim’in ablasını hiç karıştırmak istemiyorum bu çocuğa!”
“Aman ha! Deli misin? O kadın çocuğa yaklaşmasın bile!”
Böylece Makbule hanım, kocasını arayıp döneceğini söyledi. Rasim bebeğin gelmesine bu kadar az kalmışken, karısının eve dönme fikrine öyle heyecanlandı ki, telefonu kapatır kapatmaz, eniştesini arayıp, arabasını alacağını, karısını geri getireceği müjdesini verdi. Ablasını aramak aklına bile gelmemişti. Eniştesi iş yerinden, gel al anahtarı deyince, hiç bir hazırlık yapmadan fırlayıp gitti hemen.
Remziye hanım Rasim gelip arabayı aldıktan sonra kocasından duydu, Makbule’nin dönüşünü. Sevinse mi, üzülse mi bilemedi. Bunun anlamı, bebeği gerçekten de Rasim ile büyütmeyi kabul etmiş olmasıydı. En azından onun başına bela olmadan, kendi kararlarıyla hareket edeceklerdi. Yine de sevinemedi.
Rasim bey neredeyse mola bile vermeden yola devam etmiş, telefonu kapatmasının üzerinden altı saat geçtikten sonra Mine hanımların evine varmıştı. Mine hanım gönülsüz olduğunu belli ederek içeri aldı Rasim’i.
“Bu gece kalın yarın gidersiniz, bu yorgunlukla geri gidilmez!” dedi ikisini salonda bıraktıktan sonra. Rasim bey hemen karısının ellerini tutup, teşekkür etmeye başladı. O kadar mutlu görünüyordu ki, gözleri dolu dolu olmuştu yine.
“Çocuk için geliyorum Rasim!” dedi Makbule hanım, “Aksini düşünme bile!”
“Tamam karıcığım, yeter ki gel, seninle aynı havayı solumak bile benim için bir ödül!”
O gece ablasının evinde kalıp, ertesi gün evlerine dönmek üzere yola çıktılar.
GÜNÜMÜZ
Doktor nihayet Rasim beyin taburcu olmasına izin verince, Ayşenur sevinçten ne yapacağını bilemedi. Babasını o kadar çok özlemiş ve merak etmişti ki, taburcu olacağının söylendiği saatten iki saat önce hastaneye koştu. Ozan’da onunla gelmişti. Manisa’da buldukları bütün huzur evlerini aramışlar ancak bir sonuca ulaşamamışlardı. Rasim bey hâlâ karısının bir başka erkek için gittiğini söylediğini bilmiyordu, zaten yaşadığı bu sağlık sorunundan sonra da bilmemesi daha iyiydi. Hastane doğrudan Ayşenur’u aradığı için, babasının taburcu olacağını halasına söylememişti. Halasının hayatlarına dahil olduğu her an daha büyük stresleri oluyordu. Babasının şimdi sakince dinlenmesi, kendini toplaması gerekiyordu. Ozan bu süreçte onlara elinden gelen tüm desteği sağlayacağına söz verdi. Mecburi hizmeti için gitmesine daha bir iki ayı vardı.
Ayşenur ve Ozan hastanenin kafeteryasında doktordan haber beklerken, Ayşenur’un telefonu çaldı. Bilinmeyen bir numara arıyordu.
“Ayşenur kızım nasılsın?” dedi Makbule’nin sesi.
“Anne?” dedi heyecandan ayağa kalkıverdi Ayşenur, “Neredesin sana ulaşmaya çalışıyorum günlerdir, teyzem de yok ortalıkta!”
“Ayşenur kızım sana her şeyi anlatacağım. Biliyorum seni de çok üzdüm kızım!”
“Anne babam hastanede sen gittiğinden beri bu gün taburcu oluyor?”
“Nesi var?”
“Kalp spazmı gibi bir şey geçirdi! Çok korktum ölecek diye!”
“Ah kızım benim, seni ne hallere düşürdüm ben böyle!”
“Manisa’ya geldi teyzemin evine seni bulamadı, teyzemin nerede olduğunu da bilmediğimizden sana ulaşamadık bir türlü! Bir de şey konusu var!”
“Ne?”
“Babam paraları alıp gittiğini öğrenince, halam da biraz üzerine gitmiş herhalde! Döneceksin değil mi?”
“Seninle konuşacaklarım var Ayşenur, ben öğlene bilet alacağım, babana şimdilik geleceğimden bahsetme. Eve geçince bana mesaj atarsın tamam mı? Yanında kim var!”
“Ozan! Arkadaşım!”
“Tamam yalnız olmadığına sevindim, gelince her şeyi konuşuruz! Seni çok özledim canım yavrum!”
“Ben de!” diyerek ağlamaya başladı Ayşenur.
“Tamam dur ağlama şimdi beni de ağlatacaksın! Akşama görüşürüz!”
“Tamam!” diyerek kapattı göz yaşları içinde Ayşenur telefonu. Ozan da hüzünlü bir ifadeyle ona bakıyordu.
“Geliyor değil mi?” dedi merakla.
“Geliyor ama babana söyleme dedi. Benimle konuşacakları varmış! Çok özlemiş beni!” diyerek bu defa da hıçkırarak ağlamaya başladı.
Ozan hemen sarıldı aşkına, “Ağlama bak bu gün ne güzel bir gün, hem baban taburcu oluyor, hem annen geliyor! Kötü günler bitti artık!”
“İnşallah!” dedi Ayşenur iç çekerek.
Mine hanım, geçirdiği ufak rahatsızlıktan sonra yeniden bakım evine dönmüştü. Makbule hanım, evi terk ederek gittiğinde hastaneye koşmuş, hemen ertesi sabah da Mine hanımı taburcu etmişlerdi. Ablasını üzmemek için evden temelli ayrılıp geldiğini ilk başta ona diyememiş ama karşılamaya gelen Ragıp beye her şeyi anlatmıştı. Son iki üç gündür de Ragıp beyin evinde kalıyor, her gün ablasını görmeye beraber gidiyorlardı. Ragıp bey de çok görmüş, geçirmiş, olgun bir adamdı. Ablasının yanında olmadıkları saatlerde, bir baba gibi Makbule hanıma nasihatlar etmiş, teselli vermeye uğraşmıştı.
“Hayatınızı gerçekten bu çocuğa adamışsınız, çok şükür Allah’ta yüzünüzü kara çıkarmamış. Keşke bir başka erkek var demeseydiniz çocuğa!” demişti ilkin.
“Biliyorum çok ağır oldu ama konuşacak vaktimiz olmadı fazla, ben de Rasim peşime düşsün istemediğim, belki de bilinç altı artık biraz da canını yakmak istediğim için öyle dedim herhalde. Şimdi aklım hep kızımda!”
Ragıp bey, ablası da artık bakım evine döndüğüne göre dönüp kızıyla konuşmasını, onu böyle bir ortamda tek başına bırakmamasını tembihledi. Bu çocuk yaşananların sonuçlarına katlanacaksa, nedenleri de bilmeliydi. Ayrıca Makbule hanım gibi bir kadının olmadık yere neden adına başka adamla gitti diye leke sürülsündü. Ayşenur biraz daha üzülecekti belki ama bu sefer ki üzüntü ne olduğunu anlamasını sağlayacaktı. Zavallı çocuk şimdi nedenini nasılını bilmediği bir girdabın içindeydi. Ayşenur bakım evindeyken teyzesini de aradığı için Mine hanım da öğrenmişti kardeşinin temelli geldiğini ama yeğeni ile konuşurken hiç renk vermemişti. Normalde telefonunu kullanmıyordu ama arayan Ayşenur olunca hemen açmış, sonra kardeşi ile konuşup olanları duyunca da Makbule’nin isteği ile telefonunu kapatmıştı. O da en çok Ayşenur’a üzülmüş, kardeşinin kızıyla mutlaka konuşması gerektiğini söylemişti.
Makbule hanın Ragıp beyi ve ablasını dinleyip, kızını aradığında, bir de kocasının hastanede olduğunu duyunca, iyice pişman olmuştu başka adam konusuna girdiğine. Heyecan ve sevinçten Ayşenur annesine babasına o kısmı diyemediğini söylemeyi unutmuştu.
(devam edecek)