Çıkmaz yollar – Bölüm 36

BEBEĞİN DOĞUMUNA BİR AY KALA

Ablasının bebeği bekar bir baba olarak kendi başına büyütmesine izin verilmeyeceğine inanan Rasim bey iyice paniğe kapılmıştı. Şükür ki Nimet’in hamileliği sorunsuz geçiyordu ve bebek zamanında ve inşallah sağlıklı olarak dünyaya gelecekti. Makbule’nin sessizliği sürse de, en azından şimdilik boşanma ile ilgili bir girişimde bulunmaması içini rahatlatıyordu. Karısını seviyordu, karısı da onu seviyordu. Evet bu bebek her şeyi karıştırmıştı ama o Rasim beyin öz kızıydı. Bir kız olacağını düşündükçe de elinde olmadan heyecanlanıyordu. Makbule hanıma benzeyen, ondan bir kızı olsun çok istiyordu ama ondan önce Allah ona bir başka kız evlat nasip etmişti. Makbule bu günahsız çocuğa kıyamazdı biliyordu.

Makbule’nin gelmeyeceğini anlayınca, ablasının baskısı ile yirmi günlük bir işe daha gitmek zorunda kaldı. Nimet doğum yaptığında, bebeği almak için İstanbul’da olmak istiyordu. Bu arada Makbule’nin sessizliğine dayanamadığı için aramaya çekinse de sürekli uzun mesajlar yazıyordu. Ablasının çocuğu elinden almaları ile ilgili söylediklerini de yazdı.

“Makbule ne senden, ne de kızımdan vazgeçemem söyle ne yapacağım ben?”

Makbule hanım, ablasına Rasim’in yazdıklarından bahsediyordu.

“Bu adam senin peşini bırakmayacak Makbule, biliyorum senin de sevgin devam ediyor. Baskı yapmak istemiyorum ama bence artık boşanmayı düşünmeye başlasan iyi olur. Ayrıca ne saçmalık babalığını kabul eden bir adamın elinden kim alacak çocuğu. Kadın zaten çocuğu istemiyormuş. Oturup ablası ile birlikte büyütsünler! Hoş o kadının elinde büyümesindense, çocuğun yurda gitmesi daha hayırlı olur bence de!”

“Abla öyle deme! Çocuğun ne günahı var, yurtlarda kimsesiz büyümek kolay mı? Bak bize, kocaman kadınlarız annemiz, babamızı kaybettik de ne hallere düştük! Oralarda kim bilir başına neler gelir!”

“Beni kokutuyorsun Makbule! Böyle giderse bu çocuğa sahip çıkacaksın herhalde!”

“Annesi olacak kadınla, görümcemin eline bırakmaktansa vallahi alır getirim çocuğu imkan olsa! Ne olacak doğurmak şart mı?”

“Bak kardeşim, zor bir süreç yaşıyorsun biliyorum. Rasim de vazgeçilmez değil, üç ay daha ağlar unutursun. Gençsin, güzelsin, kimse için kendini feda etmeye değmez biliyorsun değil mi?”

Makbule hanım iç çekti sadece bir şey demedi. Mine hanım kardeşinin Rasim’den vazgeçemediğini anlıyordu artık. Geri dönmesin diye Allah’a dua ediyordu ama o çocuğun kaderine ne yazıldıysa o yaşanacaktı herhalde. Hataların bedellerini hep çocuklar ödüyordu zaten, onun da içi gidiyordu. Çocuğu yurda vermezlerse, Remziye o çocuğa kim bilir neler ederdi. Annesinden alamadığı hırsı çocuktan çıkarır, Rasim bey de bu aptallıkla ikisinin arasında ezilir dururdu.

“Aman bize mi dert!” dedi kendi kendine, onun düşünmesi gereken kişi kardeşiydi. Kocası, “Kocasını seviyorsa, çocuğu da kabul edecekse sen önlerine durma Mine!” demişti. Durmasında ne yapsındı? Kardeşi doğru düşünemiyordu ki, nereden aşık olmuştu bu şuursuz adama. Gönüldü tabi ama şu olaylar olmasa bile Rasim gibi biriyle mutlu olamazdı Makbule.

Rasim bey yirmi günlük seyahatin sonunda, patronuna da söylemeden koskoca tırla Manisa’ya karısı ile son bir kez konuşmaya gitti. Kocaman tır sokağa girince herkes biri taşınacak diye düşündü. Mine hanımların evinin biraz uzağına tırı park edip. Hemen kapıya koştu. Mine hanımlar o sırada akşam yemeğine oturmuşlardı. Kapı çalınınca kocası kalkıp kapıya baktı. Karşısında Rasim’i görünce bir şey demeden içeri girsin diye geri çekildi. Mine hanım, salonun kapısından giren Rasim’i görünce neye uğradığını şaşırdı. Makbule hanım da şaşırmıştı. Mine hanımın kocası, karısına işaret edip, “Çok yedik hanım, haydi kalk da biraz yürüyüş yapalım!” dedi. Karı kocanın oturup kendi aralarında bu meseleyi çözmeleri gerektiğini düşünüyordu. Rasim bey henüz eniştesi olamayan adama bakıp başıyla teşekkür etti. Makbule hanım da ne yapacağını bilemediği için masayı toplamaya başladı. Rasim bey de sessizce yardım ederek arkasında dolandı durdu iş bitene kadar.

“Makbule konuşalım mı artık!” dedi sonra sevgi dolu bir sesle. Aslında ikisi de birbirini o kadar özlemişlerdi ki olanları tarihten silmenin bir yolunu bulsalar hasretle kucaklaşacaklardı. Makbule hanım başıyla onaylayıp salona geçti, Rasim bey de peşinden.

“Bir karara varabildin mi?” diye sordu Rasim bey mahcup bir halde, “Bebeğin doğmasına bir ay kaldı. Ona bir aile verebilir miyiz sence?”

“Ah Rasim!” dedi Makbule hanım, “Beni o kadar incittin ki!” diyerek ağlamaya başladı, “Bebeği ben de düşünüyorum.”

“Ablam onu yurda vermekte kararlı, ben bakamam diyor. Ben de sürekli şehir dışına gidiyorum. Biliyorum senin için çok ağır bir durum ama henüz boşanma davası açmamış olman beni biraz umutlandırıyor. O masum bir bebek, bizim kızımız olabilir! Sonra kendi çocuklarımızı da yapar büyük bir aile oluruz!”

Makbule hanım ters ters bakınca, karı koca olmamak konusundaki kararının değişmediğini hemen anladı Rasim bey ve sustu.

“Tamam, en azından bebeği elimden almasınlar diye boşanmayalım ha! Onu yurda göndermekten kurtaralım olmaz mı? Sen de eve gel, söz veriyorum seni hiç rahatsız etmeyeceğim, üzmeyeceğim. İkimiz birlikte bebeğe bakarız. Sonra eğer sen yine istemezsen boşanırız!” diyerek cep telefonundan bebeğin ultrason resimlerini gösterdi Makbule hanıma, “Bak gördün mü ellerine bak şunun minicik!”

Makbule hanım göz ucuyla baktı telefona ve yeniden ağlamaya başladı. Aradan bir saat geçtikten sonra Mine hanım geri dönmeleri için kocasına ısrar ediyordu. Gidip bir pastaneye oturmuşlar, Makbule’den haber gelmesini bekliyorlardı ama Mine hanım çok huzursuzdu. Makbule’nin hali böyleyken, Rasim onu yine kandıracaktı kesin. Kocası “Onlar aralarında halledecekler!” deyip, ne dese susturduğu için de sıkıntıdan ne yapacağını bilemiyordu.

Makbule hanım, Rasim beyin yüzünü görünce iyice zorlanmaya başlamıştı. Onun göz yaşları içinde yalvarışı, sürekli bebeğin başına gelebilecekleri anlatışı içini dağlıyordu.

“Bebek için geri gelebilirim!” dedi sonunda, “Ancak bu kesin kararım değil! Sadece aynı evin içinde yaşarız hepsi bu! Kendimi mutsuz hissedersem de hemen boşanırım!”

Rasim bey bu kez sevinçten ağlıyordu, “Sen hiç merak etme, seni rahat ettirmek, mutlu etmek için ne gerekiyorsa yaparım. Bebeğe de bakıcı tutarız, sen hiç yorulmazsın. Sadece göz kulak olursun. Çok büyük sevap işleyeceksin Makbule. Sen bir meleksin gerçekten. Allah’ım şükürler olsun!”

“Kesin demiyorum!” dedi Makbule hanım bastıra bastıra.

“Tamam, tamam!” dedi Rasim bey, “Bu kadarını bile söyledin ya! Bir çocuğun hayatını kurtardın Makbule! Benim de!” dedikten sonra kalkıp karısına sarılmak istedi ama Makbule hanım izin vermedi. Patronundan habersiz geldiği ve programın dışına çıktığı için gece yeniden yola çıkıp, İstanbul’a dönmek zorundaydı. Makbule hanım sarılmasına izin vermeyince ellerine sarılıp defalarca öptü ve sonra “Sen gelmeye karar verince söyle ben hemen gelir seni alırım! Bebek bir ay sonra gelecek! Ne olur vazgeçme!” dedi ve veda edip ayrıldı evden.

Rasim bey çıkınca, tülün arkasından onun tıra nasıl büyük bir sevinçle yürüdüğünü gördü Makbule hanım, elinde olmadan gülümsedi. Evet bir çocuğun hayatını kurtaracaklardı. Evlat edindiklerini varsayabilirdi ama Rasim beyle karı koca olmayı asla ve asla düşünmüyordu.

Makbule hanım arayınca, Mine hanım heyecanla “Ne yaptınız?” diye sordu.

“Gitti Rasim, gelin anlatırım!” diyerek kapattı Makbule.

Ablası ile eniştesi geldiğinde, eniştesi iki kız kardeş konuşsunlar diye yatak odasına geçmek istedi ama Makbule kalmasını rica etti ve yaptıkları konuşmayı anlattı.

“Ah Makbule!” dedi Mine hanım dizlerini döverek.

“Kızım hayat senin hayatın. Rasim bir hata yapmış evet ama gördüğüm kadarıyla iyi bir insan. Bakarsın sen de zamanla affedersin. Bir çocuğa aile olmak çocuk oyunu değil. Eğer yapamayacağını düşünüyorsan, yarın öbür gün, olanlar yüzünden çocuğa içinde bir düşmanlık besleyeceksen hiç geri dönme. Sen de melek gibi bir insansın, böyle olacağını hiç sanmıyorum ama enişten olarak madem ki beni kattın bu konuşmanın içine, ben de üzerime düşeni söylemek zorundayım. Ne zaman geri dönmek istersen kapımız sana açık, Rasim’e bir şey olmaz ama o çocuğa bir kez sahip çıkacaksan, arkanı dönüp canın isteyince çıkıp gidemezsin bunu sakın unutma!”

(devam edecek)

Yorum bırakın