RASİM BEYİN BEBEĞİN DOĞACAĞI HABERİNDEN SONRA KARISI İLE KONUŞMAYA MANİSA’YA İLK GİTTİĞİ ZAMAN
Rasim beyin tüm yalvarmalarına rağmen Makbule hanım elinden kurtulup, “Söyleyeceklerini söyledin, git artık!” dedi ve onu orada öylece bırakıp, hemen bir taksiye binip, ağlaya ağlaya ablasının yanına döndü.
Rasim bey meraklı bakışlara aldırmadan, öylece kaldığı masada ağlamaya devam etti bir süre daha. Garsonlardan biri bir bardak soğuk su getirdi toparlanması için. Bir saate yakın boş boş baktıktan sonra karısını ikna etmek için, bir taksiye binip ablasının evine gitti.
Mine hanım, Makbule hanım göz yaşları içinde dönünce, kavga ettiklerini sanıp, alevlendi hemen.
“Buraya kadar seni ağlatmaya mı gelmiş bu adam!” dedi çaresizce.
Makbule hanım girer girmez olmasa da, anlatacak gücü kendinde bulunca, bebeğin Rasim’den olduğunu, doğacağını ve yurda vereceklerini söyledi.
“Allah’ım sen kötülerin şerrinden koru! Nedir bu başımıza gelenler üst üste!” diye inledi Mine hanım, çocuğun Rasim’den olduğundan o da neredeyse emindi sessizliklerinden ama bebeğin doğacak ve yurda verilecek olması bambaşka bir boyuttu. Babasının o olduğundan şüphelenseler bile içten içe konduramadıkları için doğması durumunda neler olacağını düşünmek bile akıllarına gelmemişti. Anne ve babalarının acısı öyle tazeydi ki yüreklerinde, akılları da her zaman ki gibi çalışmıyordu artık.
Dayanamayıp, o da bir süre kardeşi ile ağladıktan sonra, tam “Boşan artık tamam!” diyecekti ki kapı çalındı. Hiç düşünmeden kapıyı açıp, Rasim’i karşısında görünce, “Ne yüzle geldin sen buraya!” dedi doğrudan. Kapının arkasına ayağını koyup, “Makbule seni görmek istemiyor artık, gelmez bir daha!” diyerek kapıyı Rasim’in yüzüne kapattı.
Makbule içeriden konuşulanları duysa da, hiç müdahale etmedi, “Utanmıyor hiç!” diye söylendi Mine hanım yerine geçip, “Niye verdin ki sen adresi buna?”
Makbule hanım yeniden ağlamaya başladı, iki kardeş, akşam eniştesi gelene kadar birlikte ağlaştılar. Bilmedikleri Rasim’in gidemeyip, apartmanın önünde gözü camlarda beklemeye devam ettiğiydi. Mine hanımın kocası işten gelince, kapıda Rasim’i bekler bulunca şaşırdı.
“Hayırdır niye buradasın sen?” dedi yanına gidip. Makbule geldikten sonra ona zaten olanı anlattıkları için her şeyi biliyordu.
“Elinizi ayağınızı öpeyim ne olur, karımı çok seviyorum!” diye ağlamaya başladı Rasim yine, “Hatam çok büyük biliyorum, düzeltemem de ama ben Makbulesiz yaşayamam!”
Sakin ve iyi biri olan enişte, karısının ve Makbule’nin Rasim’i eve almadıklarını anladığı için, “Bekle bakalım!” diyerek yukarı çıktı. İki kardeşi iyice dağılmış bulunca, “Neler oluyor, Rasim aşağıda ağlıyor?” diye sordu.
“Daha gitmemiş mi o?” dedi Mine hanım sinirle ve bir çırpıda kocasına olanı biteni anlatıverdi kapının ağzında. Eniştesi yan gözle Makbule’ye baktı, “Göndereyim gitsin mi?” diye sordu yumuşak bir sesle. Makbule başını sallayınca da, gerisin geri aşağı Rasim’in yanına döndü. Rasim enişteyi yeniden görünce karısı ile görüştürecek diye heyecanlandı ama adam babacan bir sesle, artık gitmesi gerektiğini, karısının haklı olduğunu. Anne, babalarını yeni kaybettiklerini böyle üzerine giderse hiç bir sonuç alamayacağını söyledi.
“Gidersem boşanır benden!” diye inledi Rasim.
“Delikanlı, bir şey olacaksa önüne geçilmez. Başına gelenlerden pay biç! Burada böyle bekleyemezsin. Sen dön evine! Makbule de biraz toparlansın!”
“Siz konuşursunuz ama değil mi?” dedi Rasim yine.
“Konuşurum hadi sen git artık!” dedi eniştesi ve arkasını dönüp apartmana girdi.
Rasim gitmek istemiyordu ama kalırsa eniştesinin de farklı tepkiler vereceğinden çekindiği için mecburen ayrılıp, yeniden otobüse bindi.
Remziye hanım, kardeşinden ses çıkmayınca, daha o Manisa’ya varmadan aramaya başlamıştı. Rasim açmayınca bu sefer mesaj atmaya başladı. Rasim dönüş yoluna kadar ne mesajlara ne aramalara cevap vermedi. Dönüş yolunda yanındaki yolcuya aldırmadan göz yaşları içinde, “Manisa’daydım, dönüyorum!” diye mesaj attı sadece.
“Patronunu ara!” yazdı Remziye hanım sadece.
Mine hanım, Makbule’nin hemen boşanması gerektiğini düşünüyordu ama kocası, “Haklısın ama bu kararı Makbule versin, sonra pişman olur, üzülürsün!” deyince kardeşini göndermemeye ama boşansın diye ısrar etmemeye karar verdi. Gerçekten de kız kardeşinin toparlanmaya ihtiyacı vardı, ona destek olmak gerekirken, bir şeylere zorlamak, faydadan daha çok zarar verecekti.
Makbule hanım, günlerce sessiz sessiz oturdu. Ablası onu hiç yalnız bırakmadı ama konuşmak isterse kendi anlatsın diye üzerine de gitmedi. Eniştesi de “Bak kızım, annen baban yok artık ama ben varım. Ne karar verirsen ablan da ben de arkanda duracağız! Burada istediğin kadar kal! İyice düşün, taşın. Kafanı toparla!” dedi sadece.
Rasim bey karısını günlerce arayıp mesajlar atsa da, Makbule hiç birine cevap vermedi. Ablasının zoruyla patronu ile konuşup, iki aylık bir iş aldı. Makbule’ye de düşünmek için fırsatı olduğunu, ne kadar isterse onu o kadar bekleyeceğini ve iki ay olmayacağını ama tabi istediği her zaman onula konuşabileceklerini yazarak haber verdi.
Remziye hanım, Makbule geri dönmeyip, kardeşi de iki aylığına işe gidince rahat bir nefes aldı. Ona göre her şey yoluna giriyordu. Şimdi bebek doğana kadar beklemekten başka çare kalmamıştı.
Nimet sağlıklı bir hamilelik geçirmek için klinikten randevular alıyor kontrollere gidiyor, faturaları da ve banka hesap numarasını da Remziye hanıma gönderiyordu. Rasim’in işe çıkmadan önce aldığı avans onda olduğundan, iki ay içindeki iki kontrolün parasını o paradan Nimet’in hesabına geçirdi. Bebeğin cinsiyeti de belli olmuştu, bir kızdı. Nimet sanki çok normal bir süreçmiş gibi doktorun söylediği her şeyi detaylı detaylı yazıyordu. Bu arada sevgilisi karısından boşanmak için yasal başvuruda bulunmuş, kadın da hiç itiraz etmemişti. Hamileliğinden ona bahsetmediği için resmen boşanana kadar görüşmek istemediğini söylediği için adam da sadece telefonla arıyor, çok özlediğini anlatıp duruyordu. Tabi Nimet’e hediyeler, çiçekler gelmeye devam ediyordu yine. Hayatından memnundu, hamilelik düşündüğü kadar zor geçmiyordu. Kilo almamak için doktorun dediklerini harfiyen yerine getiriyordu. Apartmanda da kimseyle görüşmediği için çıkacağı zaman bol bir şeyler giyiyor, arkadaş randevularını geçiştiriyordu. Hayatının en sıkıcı dönemi olsa da, sonunda istediğini elde edeceği için idare ediyordu. Sevgilisinin ek kartı da onda olduğundan, internetten alışveriş yapıyor, kendini onlarla oyalıyordu. Doğumdan sonra vücudunu toplamak için gideceği spor salonunu bile ayarlamıştı.
Rasim beyin iki aylık iş seyahati boyunca Makbule hanım onu hiç aramadı. Ablası ve eniştesinin desteği sayesinde yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı ama yine de konuyu hiç açmıyordu. Ablası, “Kaybedeceğin bir şey yok, ne zaman istersen o zaman boşanırsın!” demişti. Boşanma fikrine o da sıcak bakıyordu ama iyice kendine gelmeden, yeniden Rasim ve ablası ile muhatap olmak istemediği için acele etmiyordu. Ne kadar düşünürse düşünsün olanları bir türlü affedemiyordu.
Rasim bey de seyahat boyunca uzun uzun düşünmüş, Makbule’ye yaptığı haksızlıklar yüzünden kendini çok suçlamıştı. Makbule ondan boşanmak isterse de haklıydı elbette. Ancak çocuğun yurda verilmesi kısmını bir türlü içine sindiremiyordu. O yüzden doğduktan sonra Makbule gelmese de onu kendi büyütmeye karar vererek, geri geldi.
Ablası o yokken olan bütün masrafları zaten hemen bildirmişti, aldığı parayı olduğu gibi getirip ona vermek zorunda kaldı. Üstüne devam edecek masraflar içinse, yakın zamanda yeniden gitmesi gerekiyordu.
“Ben çocuğumu kendim büyütmeye karar verdim!” dedi ablasına büyük bir ciddiyetle.
Remziye hanım kocaman bir kahkaha patlattı, “Dedi kendine bile bakamayan salak!”
“Bu dalga geçilecek bir konu değil, ben çocuğumu yurda yollayamam!”
“Karın seni boşar yakında, çocuğu nüfusuna bile alsan bekar bir babanın elinde bırakırlar mı sanıyorsun!” dedi Remziye hanım.
“Benim çocuğum o!”
“Evet ama evli karından değil, gelir alırlar elinden, salak salak konuşma!”
(devam edecek)