KÜRTAJ ZAMANININ GEÇTİĞİ ÖĞRENİLDİKTEN SONRA
Rasim bey bu işin altından kalkamayacağını biliyordu artık. Bir yanda Makbule’si, bir yanda ondan olduğu kesinleşmiş bir bebek vardı. Bebeğin bilerek ve isteyerek babası olmamış olsa da tek başına bir yurda bırakamazdı. Öte yandan Makbule’den de geçemezdi.
“Yok bunu kesinlikle Makbule ile konuşmam lazım!” dedi kararlı bir sesle, “O benden akıllıdır. Artık karım, ne istiyorsa öyle yaparız!”
Sonra telefonunu alıp karısını aradı. Telefonda bir şey diyemeyeceği için onu merak ettiği için aradığını söyledi önce ki zaten gittiği günden beri her gün iki üç kez arıyordu.
“Bu böyle olmayacak Makbule!” dedi yumuşak bir sesle, “Ben geleyim yanına, ne yaşanacaksa birlikte atlatalım ha?”
Bebekle ilgili kocasının bir şey diyemediğinden zaten ondan olduğunu çoktan hissetmiş olan Makbule hanım “Rasim şimdi hiç sırası değil! Biraz uzak kalalım böyle daha iyi!” diye cevap verdi.
“Makbule, böyle uzaktan uzağa bir şey çözemeyiz, bak acında bile yanında olmama izin vermiyorsun!”
“Vermiyorum çünkü acımın tek kaynağı ölüm değil!” dedi bu kez Makbule hanım, Mine hanıma kalsa bir daha asla o eve dönmesine izin vermeyecekti zaten, bir de Rasim’in geleceğini duysa kıyameti koparırdı.
“Biliyorum, canımdan çok sevdiğim, yalvarırım geleyim!” diyerek bu kez ağlamaya başladı Rasim bey, “Seni canımdan çok seviyorum, sensiz nefes bile alamam ben! Yüz yüze konuşalım her şeyi ne olursun?”
“Bebek senden mi?” dedi Makbule hanım soğuk bir sesle. Rasim beyin dili “Evet!” demeye dönmedi, fazlası da olduğunu karısına nasıl açıklayacaktı.
“Boşanalım Rasim biz!” dedi sonra Makbule hanım, “Güvensizlik üzerine bir yuva kurulmaz!”
“Olmaz! Makbule yapma ne olur! Geleyim sana her şeyi anlatayım, konuşalım, böyle telefonda olmaz!”
“Her şeyi anlatmak için geç kalmadın mı?”
“Kaldım haklısın ama inan işlerin buraya varacağını hiç tahmin etmedim. Ben o kadına elimi sürdüğümü bile hatırlamıyorum, sana defalarca anlattım, bana tuzak kurdu, içki içirdi!”
“Benden böyle bir şeyi nasıl saklarsın?”
“Korktum Makbule, hâlâ korkuyorum, seni kaybetmekten korkuyorum. Ben seni aldatmadım. Ne olursun bana bir şans daha ver, en azından konuşmak için. Ablanın adresini söyle geleyim, dışarıda konuşalım sonra ne istersen onu yap!”
“Tamam!” dedi Makbule hanım biraz konuştuktan sonra, gerçekten seviyordu Rasim beyi, ağlamasına kıyamamıştı bu sefer. Olanların bir tuzak olduğuna kendini inandırsa bile, sonucun yarattığı hayal kırıklığını, güvensizliği nasıl yenecekti, “Ben sana adresi yazarım!” diyerek kapattı sonra.
Mine hanım, kardeşi konuşurken yanında olduğu için anlamıştı Rasim’i affetmeye meyilli olduğunu. Biliyordu kardeşinin bu adamı sevdiğini ama daha ilk günden bir evliliğin güvensizlikle başlamasından sonra gerisi nasıl gelecekti. Koskoca adam altı yaşındaki çocuk gibi davranıyordu ayrıca, Makbule bu adamın sorumluluğunu alırsa hayatı boyunca sadece yorulurdu.
“Canım kardeşim!” dedi sakin bir sesle, “Zor günler yaşıyoruz! Kafan çok dağınık, kalbin acıyor, illa konuşmak istiyorsan konuş ama sana yalvarıyorum bir karar verme şimdi. Bırak biraz zaman geçsin, zaman her şeyin ilacı olmasa da, en azından olayların üzerini soğutur, daha sakin ve mantıklı kararlar verirsin!”
“Abla ben ne yapacağım?” diyerek ağlamaya başladı Makbule hanım, “Seviyorum Rasim’i! Özledim de!”
“Ah Makbule canım kardeşim!” diyerek sarıldı Mine hanım kız kardeşine, sevenleri ayırmak günah derlerdi ama bu sefer sanki sevap olurdu ikna edebilse.
Adres gelir gelmez, Rasim hemen bir otobüs bileti aldı eniştesinin arabasını alıp da onlara laf anlatmak istemiyordu. Gerekirse gece gündüz kapılarında yatardı ama karısını almadan geri dönmezdi. Tabi bebek konusu vardı bir de ama mutlaka bir yol bulurlardı beraber. Karı koca olmak da bu demek değil miydi zaten. Karısının yanında olmak, onun yaralarını sarmak, ne istiyorsa yapmak, kul-köle olmak istiyordu. Biliyordu Makbule’nin de onu sevdiğini, şu nikah olana kadar aşkları ne kadar güçlü ve güzeldi. Zamanı geri alabilse de keşke o Nimet’in evine hiç gitmemiş olsaydı.
Rasim ancak sabaha karşı varabildi Manisa’ya, sabahın köründe rahatsızlık vermemek için otogarda saat on olana kadar bekledi. Beklerken de karısına neyi nasıl söyleyeceğini uzun uzun düşündü ama olanları anlatmanın makul ve kolay bir kısmı yoktu ne yazık ki.
Saat tam on olduğunda karısına telefon etti. Mine hanımın eşi işe gitmiş, abla kardeş kahvelerini içiyorlardı. İkisi de Rasim’in arayacağını bildiği için sessizlerdi. Mine, Makbule’yi bunaltmak istemiyordu.
“Önce bir konuşsunlar bakalım!” diyordu kendi kendine.
Makbule hanım daha ilk çalışta açtı telefonu, “Yok sen gelme!” dedi hemen, “Ben otogara gelirim, oradan da bir yere gider konuşuruz!”
Konuşurken bir yandan da ablasının gözünün içine bakıyordu ama Mine hanım saygı gösterip, hiç bir şey demedi. Sadece evden çıkarken “Beni habersiz bırakma!” diye tembihledi.
Rasim bey bir süredir görmediği ve kaybettiği karısını görünce ağlamaya başladı yine ama Makbule hanım sarılmasına izin vermedi. Etraftan görenler olmasın diye yakındaki bir çay bahçesinde oturabileceklerini söyleyip, yürümeye başladı. Başını çevirip kocasına bakmıyordu bile, içten içe her şeyi çözmek istiyor ama ablasının dediği gibi şimdi zayıf düşüp, hatalı kararlar almak da istemiyordu.
Ağaçların altında bir masaya geçtiler, saat erken olduğundan henüz fazla insan yoktu. Bir semaver istedikten sonra, “Anlat ne söyleyeceksen!” dedi Makbule hanım ciddi bir sesle.
Makbule’nin sert duruşu, Rasim beyi iyice korkuttuğu için karar verdiği bütün sözleri unuttu bir anda, eli ayağı titremeye başladı. Makbule hanım neredeyse yumuşayacaktı ama tuttu kendini.
“Çocuk bendenmiş Makbule, utanıyorum ama maalesef gerçeği değiştiremem. Hayatımda ilk defa içki içtim ve hayatımın en büyük hatasını yaptım. Beni affetmek çok zor biliyorum”
“Git o kadınla evlen bence!” dedi Makbule hanım sesi titreyerek, onuruna dokunuyordu başlarına gelenler.
“Asla! O kadınla evlenecek olsam bunu nikahtan önce zaten sana söylemez miyim Makbule. Senden başkasını istemiyorum ben! Ablam kadınla konuştu, çocuğu aldırmak için!”
“Bana anlatma Rasim bunları, pis günahınıza ortak olmak istemiyorum!”
“Çocuğun alınma zamanı geçmiş!” dedi Rasim bey başını önüne eğip, hıçkırarak ağlamaya başladı.
Makbule hanım taş kesmişti ve ne diyeceğini bilemiyordu artık.
“Doğacak yani!” diye inledi Rasim bey.
“Geri zekalı değilim!” diyecekti Makbule hanım ama dudakları kilitlenmiş gibi bir şey diyemedi. Gözlerinden sicim gibi yaşlar inmeye başlamıştı artık.
“Ağlama Makbule, bunların hepsi benim hatam! Seni de bu hataya bulaştırdığım için çok özür dilerim ama ne yapacağımı bilmiyorum artık. Sana çok ihtiyacım var!”
“Gidip o kadınla evlen!” dedi Makbule hanım yeniden, “Ben buna daha fazla dayanamayacağım!”
“Kadın benimle evlenmek istemiyor Makbule! Ben de istemiyorum! Çocuğu doğurup ablama getirecekmiş!”
“Beraber büyütün o zaman!” dedi Makbule hanım acısı iyiden iyiye hırsa dönmeye başlamıştı.
“Makbule ablam çocuğu yurda vermek istiyor!”
“Ne istiyorsun benden!” diye bağırdı Makbule kendini tutamayıp, garsonlar başını onlardan yana çevirince, sakinleşmeye çalıştı ama kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu hırsla.
“Makbule!” dedi Rasim, “O çocuğu yurda verirsem bunun vicdan azabı ile yaşayamam ama sensiz de yaşayamam!”
“Ne yapalım biz mi büyütelim?” dedi Makbule hanım, o kadar şoka girmişti ki yüzüne bir ifade bile veremiyordu artık.
“Yapar mıyız?” dedi Rasim bey başını kaldırıp saf saf, “O çocuğun bir günahı yok, biraz erken çocuk sahibi olmuş oluruz. Bana şimdi sırtını dönersen, ablam zaten yurda verecek, o zaman da buna dahil olmayacak mısın?”
“Rasim lütfen yeter artık!” dedi Makbule hanım ve ayağa kalktı.
Rasim bey atılıp bileğinden tuttu, aynı zamanda da önünde diz çökmüştü, “Bırakma beni ne olursun Makbule?”
(devam edecek)