NİMET’İN ALINAN KÜRTAJ RANDEVUSUNA GİTTİĞİ GÜN
Nimet, “Görüşmeyeceğim seninle!” demesine rağmen sevgilisinin karısından ayrılmak istediği süreçte sürekli aramasından memnun randevu gününü beklemişti. Aslında Remziye’ye inat, Makbule ile Rasim’in evliliğini de bozmak vardı ama “O işi zaten Remziye halleder! Başka şeytana gerek yok!” diyerek gülüyordu kendi kendine. Randevu sabahı bu sürecin artık bitiyor olmasının rahatlığı ile hazırlanıp, kliniğe gitti. Kürtaj o gün yapılmayacaktı, sadece öncesinde yapılacak olan muayeneye gelmişti. Kürtaj günü geri zekalı Remziye’de onunla gelmek zorundaydı ya da salak kardeşi Rasim. Karnı tatlı tatlı büyümesine rağmen hesap verecek kimse olmadığı için hamilelikten kimseye bahsetmemişti. Biraz daha kilo alp formu bozulmadan bu işi çözmek için refakatçi olarak iki kardeşten biri mecbur gelecekti.
Randevu saatinde onu odaya alıp muayenesini yapan doktor, hamilelik için yapılan kan testi sonuçlarını görünce kaşlarını kaldırdı.
“Nimet hanım bu tahlil sonucuna göre, kürtaj için biraz geç kalmışsınız sanırım!” dedi doktor.
“Ne demek geç kalmışız?” dedi Nimet şaşkınlıkla
“Yani bebeğiniz kürtaj olmanız için gereken süreden büyük!”
“Ne alakası var, daha karnım bile büyümedi benim!” dedi Nimet yine.
“Tahlilin hatalı olduğunu düşünüyorsanız, yeniden yapabiliriz. Ancak tahlilin sonucuna göre maalesef size kürtaj uygulamayız!”
“Yapın tabi!” dedi Nimet ama allak bullak olmuştu, “Hemen çıkar değil mi?”
“Bir kaç saat sonra çıkar!” dedi doktor ve hemşireyi kan alması için çağırdı.
“Yani kürtaj yapılamazla tam ne demek istiyorsunuz? Yapılsa ne olur ki?” diye sordu Nimet bu kez.
“Gebelik süresi hamile olduğunuzu öğrendiğiniz zaman başlamaz. Son adet döngüsü ve beraberinde bebeğin ultrason görüntülerinin değerlendirilmesi neticesinde gebelik süreniz hesaplanır” dedi doktor
“Yani?”
“Yasal olarak on haftadan uzun hamileliklerde kürtaj yapamayız! Annenin hayatını tehlikeye atan zorunlu durumlarda on dört haftada da yapılabiliyor elbette ama sizin durumunuzda maalesef geç kalmışsınız. “
“Üç ay diye biliyorum ben! Tam da üçüncü aydayım işte şimdi!”
“Hayır maalesef yasanın belirlediği süre on hafta!”
“Ayrıca bu tahlilin söylediğine göre on iki değil on dört haftalık hamilesiniz!”
“Şaka değil mi bu?”
“Maalesef!” dedi doktor başını iki yana sallayarak, “Kan testi sonucu geldiğinde sizi ararım, gelirsiniz ultrason muayenenizi de yapar ona göre karar veririz!”
Nimet, kendini toparlayabilmek için hızlıca klinikten ayrıldı ve yakınlarda ki bir kafeye gidip kendine bir kahve aldı. Oturup kendi kendine hesap yapmaya başladı. Son adet döngüsü, Rasim’in geldiği akşamın tarihini hatırlamaya çalıştı. Öyle ya da böyle, bu bebek alınamayacaksa, planlarda büyük değişiklik olacaktı ve Nimet kadar Remziye’de şoka girecekti. Sevgilisini bebek doğana kadar oyalayabilirdi, kürtaj olmuyorsa tabi. O bebeği verir kurtulurdu, gerisini Remziye düşünsündü. Gerçi hamilelik kilolarını düşündükçe ruhu daralıyordu ama kendine dikkat ederse kilo da almazdı. Doğumdan sonra hemen formuna kavuşan bir çok kadın vardı. Nasıl kontrol etmemiş olabilirdi bu kürtaj zamanını? Kendi kendine kızıp, planının ayrıntılarını düşüne düşüne doktorun telefonunu bekledi.
Remziye hanım da, Nimet’ten haber bekliyordu, bir sonraki randevu kürtaj için olacağından kendini ona göre ayarlayacaktı. Randevu saatinin üzerinden bir kaç saat geçmesine rağmen Nimet’in aramayışını gıcıklık olarak değerlendiriyordu.
“Nasılsa haber vermek zorunda kalacak!” diye gerindi koltuğunda.
Nimet klinik sekreteri arayınca hemen sonucu sordu ama sekreter doktorun görüşeceğini söyleyince, zaten yakında olduğundan hemen kliniğe geri döndü.
“Nimet hanım bebek maalesef on dört haftalık!” dedi doktor, “Bu durumda kürtaj uygulaması yapmamız mümkün değil!”
“Tamam!” dedi Nimet, “O halde bana bunu raporlar mısınız? İkna etmem gereken birileri var!”
“Kan tahlil sonucunuz zaten bunu gösteriyor ama ben yine de tahlil sonucunu yorumlayan bir rapor yazar size yollarım!” dedi doktor, istenmeyen hamileliklerde yaşananlar hakkında az çok fikri olduğu için yorum yapmadı daha fazla.
Nimet daha eve dönmeden, epostasına raporun geldiğine dair, bir mesaj geldi. Mesajın ekinde hem kan tahlili sonucu, hem de doktorun hazırladığı kürtaj yapılamaz raporu vardı. Raporların ekran fotoğraflarını çekip, eve girer girmez Remziye’ye yolladı.
Alışverişe çıkmak için evden çıkmaya hazırlanan Remziye hanım, mesaj sesini duyunca hemen telefonu eline aldı. Randevu saat ve bilgisi okuyacağını zannederek doktorun raporunu okuyunca önce bir donup kaldı. Anlamadığını düşünerek ikinci kez okudu. Sinirle hemen Nimet’i aradı.
“Kime hazırlattın bu raporu? Ne çeviriyorsun yine?” dedi öfkeyle.
“Raporda doktorun adı yazıyor görmüyor musunuz? Arayıp kendiniz konuşun!” dedi Nimet, “Bu bebek doğacak Remziye hanım. Doğduktan sonra da onu siz alacaksınız, artık ne yaparsanız yapın!”
“Biz niye alıyor muşuz? Sen ne yaparsan yap!” dedi Remziye hanım düşünmeden.
“Unuttunuz mu elimde babalık testi var! Kardeşiniz bu çocuğun babası, ne yapacağım ya, babasına vermeyip de! İstenmeyen bir gebelik benim ki, iğfal edildim! Gidin nereye başvurursanız başvurun!”
“Git bir yurda ver!”
“Artık onu da siz yapıverin bir zahmet! Doğum ve hamilelikteki kontrollerimin masraflarını ödeyeceğinizi de atlamayın tabi! Yoksa dava açarım, herkese sizi rezil ederim, kardeşinizin de ne yuvası kalır ne bir şeyi! Siz beni salak mı sandınız. Apar topar kardeşinizi evlendirip, bu işten kurtulacağınızı düşündünüz herhalde!”
“Allah seni bildiği gibi yapsın!” diyerek telefonu Nimet’in yüzüne kapattı Remziye, “Doymadı yiye yiye!” diye söylendi. Allahtan Makbule ablasının yanına gitmişti, artık kendi evi olduğundan, karısı gitse de ablasına gelip kalmayan Rasim beyin telefonu çaldı az sonra.
Ablası yine öfke kusarak anlattı olanları. Rasim bey olduğu yere çöküp kaldı bir şey diyemeden. Bu Makbule’yi kesin olarak kaybedeceğinin işaretiydi artık. Bebek doğacaksa bunu ondan saklayamazdı.
“Rasim?” dedi Remziye hanım öfkesi dinmediği için
“Abla tamam! Biraz yalnız kalmak istiyorum!” diyerek kapattı telefonu.
Remziye hanım kardeşinin telefonu yüzüne kapatmasından iyice hırslanınca, çantasını kaptığı gibi hemen onların evine gitti. Rasim kapıyı açtığında gözleri kıpkırmızı olmuş hâlâ da ağlamaya devam ediyordu.
“Her pisliğini ben temizlemeye uğraşayım sen de burada bebek gibi ağla!” diye söylenerek içeri girdi Remziye hanım.
“Abla Makbule’ye nasıl diyeceğim ben bunu şimdi, zaten acısı var kızın, artık beni hayatta kabul etmez!”
“Dangalak gibi teslim olmasaydın Nimet’e bana ne! Zaten o kız başka bir neden bulur bırakırdı seni! Bu şeytan yine masrafını bize yıkacak! Sen onu düşün! Eniştenin haberi olmadan nasıl çözeceğiz bunu!”
“Abla ya!” dedi Rasim bey hıçkırarak
“Kes sesini! Bu bela sadece senin başında değil! Sen üç günlük karına ağlıyorsun ben ne yapayım. İki çocuğum var bu yaştan sonra enişten bunu duyarsa beni boşar!”
“Sen şu patronu ara, hazır karın yokken sana bir iş ayarlasın!”
“Bebek doğunca ne yapacağız? O benim çocuğum!”
“Ne demek yapacağız, götürüp yurda vereceğiz, Nimet’in pi.ini büyütecek halim yok benim!”
“Ah Makbule!”
“Remziye hanım kalkıp kardeşinin kafasına bir şaplak patlattı, ara şu adamı hadi! Para lazım!”
“Makbule ile konuşmam gerek önce!”
“Aman ne yaparsan yap!” dedi önce sonra düşünüp, “Bebeğin doğduğunu ne bilecek Makbule?” dedi sinsi sinsi.
“Nasıl yani?”
“Nimet doğurunca, bebeği hemen yurda veririz, sen de karına bir şey demezsin!”
“Abla o çocuğun günahı ne yapma Allah aşkına, biz neye bulaştık böyle, bir çocuğun hayatına mı mal olacağız bir de. Ben ömrü billah bunun vicdan azabı ile yaşayamam!”
“Öl o zaman! Benden bu kadar, şu para işi hallet, bebekle de ne halin varsa gör! Beni karıştırma!” diyerek sinirle kalktı gitti Remziye hanım.
(devam edecek)