Çıkmaz yollar – Bölüm 32

MAKBULE HANIMIN ORTADAN KAYBOLUŞUNDAN İKİ GÜN ÖNCEYE DEVAM

Telefondaki tartışmadan sonra Makbule hanım, Remziye hanımın kavgayı büyütmeye geldiğini anlamıştı. Ablasının sesini duymak içini rahatlatmış olsa da bir an önce toparlanıp, yanına gitmek istiyordu. Ragıp beyin söyledikleri beyninde yankılanıp duruyordu.

“Bana olan borcunuz bitti mi sandınız?” dedi Remziye hanım, “Şimdi de kaçmayı planlıyorsunuz öyle mi?”

“Ne saçmalıyorsunuz siz? Şu an hiç tartışacak havamda değilim!”

“Havasında değilmiş, yıllardır havandan geçilmiyor zaten! Kardeşimin bir hatası yüzünden sömürüyorsun yıllardır. Ben ayrı, kardeşim ayrı seni nasıl mutlu edeceğimizi bilemedik. Elimdeki avucumdakini verdim siz mutlu olun diye, yuvam yıkılabilirdi!”

“Benim size hiç bir borcum yok Remziye hanım!” dedi Makbule, artık gerçekten sabrı taşmıştı ve daha fazla bu saçmalıklara katlanmak istemiyordu.

“Nihayet kardeşime ev aldırıyormuşsun, hangi parayla acaba sorabilir miyim?”

“Ne?” dedi Makbule, “Şimdi sıra o paraya mı geldi, pes gerçekten pes, yıllardır, başına sardığınız bir kadın yüzünden katlandıklarınızı kardeşinize, bana, hatta o zavallı yavrucağa ödetmeye çalışıyorsunuz siz! Ne bitmez hırsınız varmış!”

“Bana bak küçük hanım, ben Rasim’e annelik yaptım. O zavallı kız dediğini de şimdi benim başıma yıkıp gitmekse amacınız, yok öyle yağma! Rasim kendi aptallığının cezasını çekti, ben kimseyi kimsenin başına salmadığım gibi, bir de dertten kurtardım onu. Ben olmasam siz evli bile değildiniz şimdi!”

“Keşke olmasaydık!”

“A! Rasim sen diye ölüp bitmeseydi zaten olmazdınız! Ne sen, ne de o şeytan bu evden içeri giremezdi ama dua et zor zamanımızda gafil avlayıp gelin oldun bu eve. Ayrıca madem öyle Ayşenur’u öğrenince gitseydin, niye kaldın? Biz mi bağladık seni eve! Verir bir yurda kurtulurduk senden de, ondan da!”

“Ben sizin gibi taş kalpli değilim çünkü, ayrıca kardeşinize duyduğum sevgi onları sizin elinize bırakmamam için beni ikna etti. Şimdi bütün bunlar suç mu oldu! Ayşenur’un ne günahı var! O sadece bir çocuk. Hiç bir şeyden haberi olmadan yıllarca mutlu bir aile yuvası verdik biz ona. Bundan sonra da onu arkamda bırakma gibi bir niyetim yok. O benim kızım. Doğurmak şart değil, ben ona kalbimi açtım ve emin olun sizin Rasim’e yaptığınız ve adına annelik dediğiniz o sömürü düzeninden çok daha iyisini anladınız mı?”

“Ben de sırrınızı sakladım öyle değil mi? Kardeşimin hatırına sustum bunca yıl ve fedakarlık etmeye devam ettim!”

“Ne fedakarlığı, elimize üç kuruş düşse kapmak için ortaya çıktınız akbaba gibi, tıpkı şimdi olduğu gibi ama artık yetti. Defolun gidin bu evden!”

“Sen kimi kimin evinden kovuyorsun, kardeşimin evi burası!”

“Kardeşinizin evi falan yok Remziye hanım, burası benim babamın evi hatırladınız mı? Rasim’in elinde olmadığı için kapamadığınız tek mal varlığımız! Onu da size değil, kızıma bırakacağım!” dedi ve sokak kapısına hırsla yürüyüp, kapıyı ardına kadar açtı Makbule.

“Terbiyesiz, nankör, zaten soyu bozuk kızını bir de ağzın gibi yetiştirdin!”

“O sizin öz yeğeniniz Remziye hanım ister beğenin, ister beğenmeyin. Rasim bir gün benden vazgeçer ama kızından asla vazgeçmez! Sırf bu yüzden de onu kaybedeceksiniz bu söylediklerinizin hepsini ona tek tek anlatacağım!”

“Kime ne anlatırsan anlat, o benim kardeşim sana mı inanır bana mı? Gelsin onunla da konuşacağım! Görüşeceğiz daha!” diyerek bir hışımla açık kapıdan çıkıp gitti Remziye hanım.

Makbule kapıyı çarparak kapattığında neredeyse düşüp bayılacaktı artık. Gerçekten ablasına hak veriyordu artık. Bunca yıldan sonra daha fazla çekecek değildi bu hayatı. Dönüp hırsla bütün gardırobunu ve özel eşyalarını çantalara doldurdu.

“Gideyim de, siz de kurtulun, ben de!” diye söyleniyordu bir yandan. Yine de Ayşenur’u öylece bırakıp gidemezdi. Öfkeyle atacağı her adımdan kızı etkilenecekti. Çantaları açmadan gardırobun içine sakladıktan sonra salona geçip plan yapmaya başladı. Evet gidecekti ama öyle bir gitmeliydi ki bir daha ne kocası ne de ablası peşine düşmemeliydiler. Ayşenur’u da alacaktı yanına ama şimdi hızlıca ablasına gitmek isterken çocuğa yıllardır olup biteni söyleyemezdi, söylemeye de hiç hazır değildi. O kadar canı yanmıştı ki Remziye’den intikam almak, gidişi ile onu delirtmek istiyordu artık.

“Sonunda delirttin beni gerçekten!” diye bağırdı tavana bakarak Remziye’ye. Şimdi giderse ve o yokken Rasim gelirse, parayı kesin elinden alırdı bu kadın.

“Tamam Makbule sakin ol, önce kızının ve kendi çıkarlarını koruduğundan emin ol! Öfkeye kapılma!” dedi bu kez.

Sabah Ayşenur okula gidince, ilk iş gidip parayı çekecekti. O evi de hayatı da artık istemiyordu zaten. Para Ayşenur’un hakkıydı. Rasim’in pasifliği ile bir kez daha yüzleşecek hali de kalmamıştı. Boşanacaktı, kesindi artık kararı ama Rasim’in peşini bırakmayacağını biliyordu. Nereye gitse gelir bulurdu onu. Ağlar, yalvarır kendini gözünde iyice küçültürdü. Rasim’i hep sevmişti ama bu kadar güçsüz ve aciz bir adamla artık hayatını tüketmek istemiyordu. Kendi başına kızıyla sakin bir hayat kurabilirlerdi. Öte yandan Ayşenur babasına çok düşkündü tabi, bir de o kısmı düşünmesi gerekiyordu. Babası ile kalmak ister miydi acaba?

“Ah!” diye inledi yeniden.

Gerçeği ona söylemesi gerekiyordu artık, bu çocuk böyle giderse olanı biteni zaten öğrenecekti. Kime güvenip, kime güvenmeyeceğini de bilmesi gerekiyordu. Allah korusun Makbule’ye bir şey olsa olanca iyi niyetiyle ömrü boyu bunlara yem olur giderdi.

“Evet tamam, önce Ayşenur!” dedi kendi kendine ama temelli gidişini ona nasıl açıklayabilirdi.

Başını ellerinin arasına alıp tekrar tekrar düşündü. Onlara başkası olduğunu ve onunla evleneceğini söyleyecekti, ablasının baştan yapmaya çalıştığı plan şimdi işine yarayacaktı. Ayşenur üzülecekti ama sonradan ona gerçeği anlattığında anlayacağına emindi. Başka adam için terkedilmek Rasim’i durdurabilirdi. En azından ablası onun peşinden koşmasını engellemek için ne biliyorsa yapardı. Ablasının yanında olup, parayı kurtarıp, kızına da her şeyi anlattıktan sonra gerekirse Rasim ile de yüz yüze konuşurdu ama burada değil! Bu evi nasılsa elinden alamazlardı, evin tapusu Makbule hanımın üzerineydi. Mine hanım yıllardır evi kızının üzerine yapmasını engellemişti. Ayşenur’u sevmediği için değil, Remziye ve babası onu kandırıp elinden alıverirler diye. Tekrar düşündü, düşündü daha iyisi aklına gelmedi. Kızıyla bu gece konuşsa, onu ağlarken görmeye dayanamaz kalırdı. Sabah parayı çekip, ertesi gün okuldan gelince hızlıca konuşup, kaçmaya karar verdi.

“Ah Ayşenur! Kızım beni affet ne olur!” diye inledi. Sonra yeniden o gece her şeyi anlatsa mı diye düşündü ama kendisinin bile bunları kaldıracak hâli kalmamıştı. Belki o gidince babası anlatırdı kızına gerçeği, öylesi daha mı iyiydi.

“Yok Rasim buna cesaret edemez!” dedi kendi kendine.

Sabaha kadar otuz plan yapıp fikir değiştirdikten sonra ilk planına geri döndü. O gece Ayşenur bir şey anlamasın diye de başının ağrıdığını bahane edip, artık kimse aramasın diye telefonunu da kapatacaktı. Ragıp beyi son kez arayıp, telefonunu yarın geceye kadar açamayacağını söyledi. Ara ara açıp bakardı tabi, o yüzden bir şey olursa mutlaka mesaj atmalıydı.

“Yarın gece bineceğim Ragıp bey, siz ablama bir şey söylemeyin artık!” dedi ama Ragıp bey onun sesinden bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı.

“Makbule hanım başka bir sıkıntınız mı var?”

“Gelince anlatırım!” dedi Makbule, şimdi bir de Ragıp beye laf anlatmak istemiyordu. O ablası gibi değildi, her şeyi herkese öyle kolay anlatamazdı. Ablasından başka tabi. Şimdi bir de onu kaybederse ne yapardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın