Çıkmaz yollar – Bölüm 31

MAKBULE HANIMIN AİLESİ VEFAT ETTİKTEN VE MAKBULE HANIM MANİSA’YA ABLASININ YANINA GİTTİKTEN SONRA

Karısı gidince, Rasim bey ablasına ona gerçeği söylediğini itiraf etmiş, ablası da onlar bu işi çözerken Makbule’nin olmamasına sevinmişti. Gelinlerinin ailesinin başına gelenler gerçekten çok üzücüydü ancak her şeyin hepsi için daha da üzücü olmaması için bunların halledilmesi gerekiyordu.

Bu arada Remziye hanımın arkadaşı nikah günü gelip, Rasim’in evlendiğini duyunca, Nimet’e bir şey söylememişti ama sonra her iki taraftan da ses kesilince neler olduğunu merak etmeye başlamıştı. Hiç umursamazdı aslında Remziye’yi de Nimet’i de bir daha görmemeyi seçerdi elinde olsa ama ne yazık ki olay iyice sarpa sarmıştı. Her şeyi son anda birinden duyup durduğu için de işin tam olarak çözüldüğünü duymadan rahat edemiyordu. Remziye hanımla konuşmak istemediği için Nimet’i arayıp sormaya karar verdi. Nimet’te olan biteni göz yaşları içinde anlattı fırsat bulunca. Ne kötü insanlardı bunlar, hem genç kızlık hayallerini çalmışlar, şimdi onun hamile olduğunu bile bile hakaretler ediyorlar ve hor görüyorlardı. Remziye hanımın arkadaşının dinledikçe içi şişiyordu. Nimet’in bu sözlerinin arkasında aracı olduğu için onu suçladığı olduğunu biliyordu. Gözünü Remziyelerden ona çevirirse hayatta baş edemez, korktuğu her şey başına gelirdi.

“Rasim’in Makbule ile evlendiğini sana söylediler mi?” dedi pat diye. Aklı sıra Nimet’ten kendi kurtulmak için dikkatini hep Remziye’nin üzerinde toplamaya çalışıyordu.

Bunca zamandır ilk kez şok olma sırası Nimet’teydi.

“Hayır!” dedi sesini titreterek ama Remziye’nin kendince oyunlar oynamaya çalışmasına sinir oldu içten içe.

“Neyse zaten sen nikah istemedin!” dedi kadın, “Çocuğu da aldırınca kurtulursun bunlardan!”

“Ortada bir çocuk yoktu ama nikah istemediğimde!” diye inledi Nimet, “Ben de günaha girmek istemiyorum, babası belli çocuk, niye benim mutlu bir yuvam olmasın!”

“Yok sen bunlarla yapamazsın, aldırman en iyisi!” dedi kadın ve daha fazla uzatmak istemediği için de kapının çaldığını bahane edip kapattı telefonu.

Demek Nimet’ten kurtuluş olarak apar topar evlendirmişlerdi Rasim’i. Hem de onca zaman istemedikleri Makbule ile. Sevgilisi karısından boşanma işlerine ciddi ciddi girmemiş olsa bir oyun ederdi onlara ama şimdi çocuktan kurtulmanın daha iyi fikir olduğuna karar verdi.

“Zavallı Makbule! Belanı bulmuşsun!” dedi gülerek kendi kendine.

MAKBULE HANIMIN ORTADAN KAYBOLUŞUNDAN İKİ GÜN ÖNCE

Remziye hanım telefonu kapamış ama öfkesi tavan yapmıştı.

Ozan artık Ayşenur ile evleneceğine kesin gözü ile baktığı için ailesinden tek bilen kişi olan ağabeyine Ayşenur’un babasının, annesinin yıllardır istediği sahil kenarındaki evi bu son işinden sonra gelip alacağını, onlar yerleşip gitmeden önce ailesi ile tanışmak istediğini söylemişti. Ayrıca onlar gidince Ayşenur da burada tek kalacağından, kendi ailesinin o mecburi görevdeyken, müstakbel eşine sahip çıkmasını istiyordu. Henüz Makbule hanımın ortadan kayboluşu gerçekleşmediği için, ağabeyi de Ozan adına sevinmiş, o yokken Ayşenur’u merak etmemesi gerektiğini söylemişti. O da karısına söylemiş ama anne ve babalarına Ozan’ın kendi söyleyeceğini tembihlemişti. Aradan bir süre geçtikten sonra Nursel ve eşi, Ozan’ın ağabeyi ve karısı ile bir araya geldiklerinde, Ozan’ın artık evleneceğini ve akraba olacaklarını düşünen Ozan’ın yengesi, zaten beraber olduklarını bildiklerini düşündüğünden, pat diye Rasim bey karısı ile sahildeki eve taşınınca Ozan ve Ayşenur’un nişanlanmayı planladıklarına çok memnun olduğunu deyiverdi. Nursel’in yüzündeki ifadeyi görünce bir çam devirdiğini anladı ama nişan planlarından haberleri olmadığını sandı. Oysa Nursel’in takıldığı konu ikisinin nişanlanması değil, dayısının, karısı ile sahile taşınma planını duymasıydı. Ozan’ın ağabeyi ailelere henüz söylenmediğini, karısının bilmeden ağzından kaçırdığını ve Ozan ile Ayşenur açmadan konunun aralarında saklı kalması gerektiğini söyleyince, Nursel ve kocası da “Tabi ki!” dediler. Ayrıca Ayşenur’un babası karısına sürpriz yapacaktı, o yüzden bu konuda herkesin ağzını sıkı tutmaları gerekiyordu. Ozan’ın ağabeyi o gece eve gidince, boşboğazlı olması yüzünden karısına kızsa da, artık olan olmuştu. Nursel ve kocası kimseye bir şey söylemedikleri sürece sır yine sır olarak kalabilirdi. Ertesi gün Nursel sabahın köründe annesini arayıp, Ozan’ın ağabeyinin karısından duyduklarını hemen anlattı.

“Ne zaman gideceklermiş?” dedi Remziye hanım sinirli sinirli, “Ayşenur’un uydurmasıdır o, Rasim’in parası mı var neyle alacaklar o evi!”

“Vallahi orasını ben bilemem dayım karısına sürpriz hazırlıyormuş!” dedi annesi ile dedikodu yapmaya bayılan Nursen.

“Bak sen şu Rasim’e, ben öğrenirim işin iç yüzünü, hele bir gelsin! Bizden kaçıyorlar herhalde, bu kadının sonunda bunu da yapacağı belliydi. Kız da burada kalacakmış öyle mi?”

“Valla öyle dediler!”

“Bana güveniyorlarsa avuçlarını yalarlar! Gizli saklı işler çevirmek de moda oldu!”

Remziye hanım, bu sözlerin Ayşenur’un Ozan’a anlattığı bir hikaye olduğunu düşünse de, bu kadar detaylı olması kafasını karıştırdı. Rasim ablasından gizli ev parası mı biriktirmişti. Gizlilik de neyin nesiydi? Kesin o Makbule sokmuştu aptal kardeşinin aklına, aklı sıra kızı da burada bırakacak, kendisi de kardeşini alıp kaçıp gidecekti. Yoktu öyle yağma!

O gün misafirleri geleceği için mutfağa gidip hazırlıklarını yaptı ama bütün gün içi içini yedi. Rasim’i arayıp sorsa yollarda şimdi kaza falan yapardı, gelince hesaplaşacaktı onunla, o gelmeden önce Makbule’nin ağzının payını verecekti önce. Bunlar beraber plan yaptılarsa, Rasim’in yanında ne dese, karısının önüne geçer ablasına karşı gelirdi.

Söyleyeceklerini bir bir kafasında tekrarladıktan sonra Makbule hanımı aradı. Ragıp beyden gelen telefondan hemen sonra ve Makbule’den hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşınca iyice şoka girdi. Demek ki gerçekti, artık kaçıp gidecekleri için de Remziye hanıma böyle kolayca yükselebiliyordu. Hırsı bir türlü geçmediği için evin içinde dolanmaya devam etti. Sonra edemedi yeniden aradı ama Makbule telefonu açmadı.

Makbule kendinden bile beklemediği Remziye hanım çıkışının ardından, aklını yine ablasına vermiş, çantasını hazırlıyordu. Telefon bir daha çalınca Ragıp beyse diye koşa koşa gitti ama görümcesinin aradığını görünce açmadı. Yarım saat kadar sonra telefon yeniden çaldı. Arayan bu kez gerçekten Ragıp beydi.

“Makbule benim ablan!” dedi Mine hanımın yorgun sesi. Ragıp bey doktorlar izin verdiği için yanına girmiş, Makbule’yi de haberdar ettiğini hemen söylemişti. Kardeşinin çoktan paniğe kapılmış olabileceğini tahmin eden Mine hanım da kendi telefonu olmadığı için Ragıp beyin telefonundan kardeşini arattırmıştı.

“Abla!” dedi Makbule hanım sesi titreyerek, “Ne oldu, nasılsın?”

“İyiyim kızım ben! Merak etme! Ragıp bey telaş etmiş! Ufak bir bayılma işte!”

“Hastanede değil misin?” dedi Makbule hanım, ablasının sesini duyunca içi biraz rahat etmişti.

“Hastanedeyim ama çıkarım herhalde, Ragıp bey hemen koşup gelmiş zaten sen telaş etme!” dedi Mine hanım ama sesi konuşurken bile ne kadar zorlandığını belli ediyordu.

“Tamam ben seni görmeden rahat edemem şimdi, toparlanıyorum zaten!” dedi Makbule hanım, o sırada odaya doktor girdiği için Mine hanım telefonu Ragıp beye uzattı. Ragıp bey de telefonu alıp odadan çıktı.

“Siz üzülmeyin diye öyle söylüyor ama hemen çıkabileceğini sanmıyorum!” dedi Ragıp bey, “Ayarlayabiliyorsanız bence gelin!”

“Tamam!” dedi Makbule hanım, “Siz beni habersiz bırakmayın, ben toparlanıyorum, yola çıkınca size mesaj atarım!” diyerek kapattı telefonu.

O sırada kapı çalınca, kafası iyice dağıldığı için delikten bile bakmadan gidip açtı kapıyı. Gelen Remziye hanımdı, davetsiz bir şekilde Makbule’nin çekilmesini bile beklemeden içeri girdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın