GÜNÜMÜZ DEVAM
“İstersen, oradaki huzur evlerini arayalım tek tek, belki teyzeni buluruz. Onu bulursak anneni de bulabiliriz!”
Ayşenur daha önce aklına gelmeyen bu fikri duyunca, merakla Ozan’ın yüzüne baktı.
“Sahi yapabiliriz!”
“Tabi yapabiliriz. Bir şey yapamadan oturmak da seni yoruyor. Beraber ararız!”
“Söylerler mi? Yani teyzemin kalıp kalmadığını”
“Söylerler sanırım, neden saklasınlar ki?”
İki aşık hemen telefonlarından, Manisa’daki huzur evlerinin telefonlarını araştırmaya başladılar. Bir yandan buluyor, bir yanan arıyorlardı. Aradıkları huzur evlerinin bir listesini yapıp, sıradakine geçiyorlardı.
MAKBULE HANIMIN GİDİŞİNDEN İKİ GÜN ÖNCE
Ayşenur okulda gittikten sonra ortalığı toplamaya başlayan Makbule hanım, çalan telefonu duyunca, ablasının aradığını düşündü. Ablası bilgisayardan bağlanıp konuşabilsinler diye telefonu bir kez çaldırıp kapatıyor, Makbule hanım da uygun olursa hemen bilgisayarı açıp sohbete başlıyorlardı. Görüntülü bir sohbet programı kullanmaya başlamışlardı. Böylece hem birbirlerini görebiliyorlar, hem de hasret gideriyorlardı. Remziye hanımın, Ayşenur’un Ozan ile olan beraberliğine kafayı takmasından sonra, Makbule hanım kızına bir şey söylememişti ama bu kadının bir şeye taktı mı, arkasına mutlaka bir kuyu kazacağından emindi. Mine hanım da aynı fikirdeydi. Rasim beyin dönmesine çok az kaldığı için de gergindi. Çok iyi bir insan olması evlilik dedikleri bu oyunu buraya kadar getirmişti ama Rasim beyin sürekli sanki her şey çok normal gitmiş gibi davranmasından da yoruluyordu.
Neyse ki Ayşenur kocaman bir kız olmuş ve hiç bir şeyden haberi olmadan bu yaşa gelebilmişti. Aslında Makbule hanım bu konuda da hata yapmış olabileceklerini düşünüyordu. Eğer Ayşenur bu yaştan sonra ondan sakladıklarını duyarsa nasıl tepki verir hiç bilmiyordu. Mine hanım bir kaç kez Makbule hanıma onunla gerçeği konuşmasını söylese de, kızının mutluluğuna gölge düşürmemek için bunu yapmayı ret etmişti. Yıllardır onun için Rasim beyle evli kalmıştı, olanları hiç affedememişti ama yine de onun saf ve iyi niyetli oluşunu sevmeye devam etmişti.
Her şey öyle üst üste gelmişti ki, Mine hanımın dediği gibi aslında Ayşenur eve girmeden Rasim beyi bırakmış olsa, işler bu noktaya asla gelmezdi. O zavallı minicik güzel bebeğin yüzünü görünce, bırakıp gidememişti. Çok zor günlerdi, duygusal olarak tamamen yıkılmıştı. Evliliklerinden hemen bir hafta sonra memlekete gitmek için yola çıkan anne ve babaları bir trafik kazası geçirmiş ve ikisi de hayatını kaybetmişti. Henüz yaşadığı evliliğin ve Rasim’in bir başka kadını hamile bırakmış olması gerçeği ile yüzleşememişken gelen acı haber, tüm düşünme yeteneğini tamamen kaybetmesine neden olmuştu. Mine hanım da daha döner dönmez anne ve babasının acı haberini alınca neye uğradığını şaşırmış apar topar geri dönmüştü, iki kardeş bir haftadan uzun bir süre ailelerine ait evde beraber kalmışlar, cenazeden sonra gelenleri, ailelerinin evinde ağırlamışlardı. Tam da Nimet’in kürtaj olma meselesi sırasında yaşanılan bu acı olayın Remziye hanımın ekmeğine nasıl yağ sürmüş olduğundan elbette ki haberi yoktu ama artık acısını bastıramadığı için o süreçte ablasına her şeyi anlatmıştı. Anne ve babalarının acısının üzerine kardeşinin başına gelenleri duyan Mine hanım, neredeyse aklını kaçırmıştı. Acısından öfkesini kontrol edemediği için “Nasıl nikah yaparsın bunları bile bile!” diye bağırmış, sonra ne yaptığını fark edip, ondan günlerce özür dilemişti. İkisi de on gün boyunca gelen gidenin olmadığı zamanlarda saatlerce eskileri, olanları konuşup durmuşlardı.
On günün sonunda çocuklarını da babalarına bıraktığı için geri dönmek zorunda olan Mine hanım, kardeşini de alıp götürmek isteyince, Makbule hanım da biraz uzaklaşmanın iyi olacağı sonucuna varmıştı. Araya bu acı girince Rasim bey, Nimet’e yapılacak babalık testinin sonucundan hiç bahsetmemiş, Makbule hanım da sormamıştı. Mine hanım da “Sorma boş ver! Zaten çocuk ondan olmasa gelir sana söylerdi!” deyince de, ablası ile gitmenin gerçekten iyi fikir olacağı sonucuna varmış, Rasim bey de bir şey diyemediği için daha evliliğinin ikinci haftasında kocasını bırakıp, ablası bir süre kalmak için Manisa’ya gitmişti.
Makbule hanımın ablası ile yaptığı son konuşmaların hepsinde konu buralara geliyor, Mine hanım artık Makbule ve Ayşenur’un bu ailenin elinden kurtulmasının zamanı geldiğini söylüyordu. Ayşenur’a gerçeği söylemeden de babasından ayrılıp, onu da yanında götüreceğini bal gibi söyleyebilirdi Mine hanıma göre ama Makbule hanım kızının babasına ne kadar düşkün olduğunu bildiği için her durumda kızının üzüleceğini söylüyordu.
“Ömrünün sonuna kadar kızın gerçeği öğrenmesin diye bunu yaşamaya devam mı edeceksin. Kocan seni alıp götürünce ne olacak? Kızın yanında olmayacak o zaman zaten! Bence şimdi tam sırası Makbule. Ne olacaksa olsun. Bunların hiç birine sen neden olmadın. Bir insanın yapabileceğinden, kaldırabileceğinden fazlasını yaşadım kardeşim. Bu adam hayatına girdikten sonra başına gelmedik kalmadı. İyi ki annemle babam bunlara şahitlik etmediler!”
Makbule hanım hayatının en zor dönemi olan o günler aklına geldiğinde her zaman ki gibi göz yaşlarına boğuluyordu.
Telefon bir kereden fazla çalınca, bilgisayar yerine telefona bakmaya gitti, arayan Ragıp beydi. Ragıp bey çok geçmişte de kalmış, artık Makbule hanımla da iyi dost olmalarına rağmen, gerekmedikçe asla doğrudan Makbule hanımı aramıyordu. Makbule hanım bunu bildiği için Ragıp beyin aramasını görünce hemen yüreği ağzına geldi. Ablasına bir şey olmasa Ragıp bey neden arasındı?
Sesi titreyerek telefonu açtı, “Ragıp bey?” dedi endişeli bir sesle.
“Makbule hanım kusura bakmayın rahatsız ediyorum. Mecbur kalmasam aramazdım!” dedi Ragıp bey, “Mine hanım dün gece fenalaştı acile götürdüler! Ben henüz göremedim ama doktorlar durumu pek iyi değil diye söylüyor! Sanırım gelseniz iyi olur!”
Makbule hanımın elleri ayakları daha Ragıp bey sözünü bitirmeden titremeye başlamıştı.
“Tamam! Gelirim ben!” dedikten sonra telefonu şuursuzca kapatmış, ablasının neden acilde olduğunu sormayı bile akıl edememişti. Anne ve babasının kaybını yaşadığı günleri bile henüz atlatamamışken, uzun süredir yaşamaktan korktuğu bu anın gelmesini aklı kabul etmek istemiyordu. Ablası da giderse, hayatta başka kimsesi kalmayacaktı kendi ailesinden. Hiç bir zaman aile olamadıkları Rasim bey ve öz kızı olmadığı halde canından çok sevdiği Ayşenur vardı ama yine de baba ocağından kalan son kişisi ablasını da kaybederse ne yapardı. Her gün ona olanı biteni anlatmak bile dayanak sağlıyordu. Koltuğa çöküp bir süre ağladı ama belli ki oyalanacak vakit yoktu.
Tam kendine gelmeye çalışırken, telefon yeniden çaldı. Bu kez arayan Remziye hanımdı. Açmayım diye düşündü ama Remziye hanımın çıkıp gelmesini istemediği için vazgeçip açtı.
“Ne işler çevirdiğinizi başkalarından mı duyacağım artık?” dedi Remziye hanımın bet sesi.
Zaten kafası allak bullak olmuş olan Makbule hanımın aklında sadece ablası olduğu için görümcesinin ablasının durumunu öğrenmiş olabileceği geldi. Nerden öğrenmiş olduğunu bile düşünecek hali olmadığı için sıkıntıyla, “Her şeyi de bilmeniz şart değil!” diye çıktı ağzından.
“Kardeşimi de benden kopartacaksın sonunda!” diye hırladı Remziye hanım.
“Kardeşiniz de sizin olsun!” dedi Makbule hanım bu kez, “Olanlar ne onu ne de sizi ilgilendirir!”
“Rasim gelsin konuşacağım ikinizle de! Ben yıllardır ona annelik ediyorum!”
“Bence siz ona annelik falan etmiyorsunuz, düpedüz kullanıyorsunuz!” diyerek bağırdı Makbule hanım artık sabrı taştığı için, “Siz kızıma dua edin!”
“Kızıymış!” dedi Remziye hanım dişlerinin arasından, “Karı koca o çocuğa sahip çıkmaya kendiniz karar verdiniz. Bir yurda verip, kurtulabilirdiniz! O kızdan ne sana, ne de kardeşime yar olmaz!”
Canından çok sevdiği kızına laf edilince iyice kontrolü kaybeden Makbule hanım, ağzına aklına geleni saymaya başladı tek tek.
Remziye hanım öfkeden Makbule hanımın yüzüne telefonu kapatmadan önce, “O evi rüyanda görürsün artık! Rasim gelsin anlarsın!” diye bağırdı.
Makbule hanım konunun ne olduğunu anlamamış canı burnundayken yıllardır sustuğu görümcesine susacak gücü kendinden bulamamıştı. Aklı fikri ablasında olduğundan Remziye hanımın hangi evden bahsettiğini bile anlamadı önce.
(devam edecek)