Çıkmaz yollar – Bölüm 22

“Hoşgeldin Haziran”

MAKBULE HANIMIN GİDİŞİNDEN İKİ AY ÖNCEYE DEVAM

Rasim bey ve Ayşenur, çok özledikleri Makbule hanımı karşılamak için otogar da hazır bekliyorlardı. Daha otobüsten inerken onun kızarmış gözleri ve yüz ifadesini görünce, ablası ile ilgili ne kadar üzüldüğünü daha da iyi anladılar. Baba-kız onun sevdiği yemekleri hazırlamış, evi de güzelce temizleyip, yorulmaması için ellerinden geleni yapmışlardı.

Makbule hanımın olmadığı altı gün boyunca, Remziye hanım her gün evlerine yemek taşımış, her geldiğinde de bir kaç saat oturmadan gitmemişti. Rasim bey zaten eve sınırlı zamanlar gelebiliyorken, acele Manisa’ya koşturmanın ne olduğunu anlayamıyordu. İnsan evlendikten sonra sahip olduğu aileye öncelik vermeliydi ama Makbule maşallah ilk günden beri ablası da, ablası diye yanıp tutuşuyordu. Daha bir kere Rasim beyin ailesini aile bile görmemişti ki zaten. Rasim bey kızına kaş göz ettiği için Ayşenur’da sıkıntıdan ölse de halasının anlattıklarını sessizce dinliyor, hatta okul olmasa bile babası sırf kızı dırdır dinlemesin diye “Haydi kızım senin dersin yok muydu?” diyerek ona kaçış alanı yaratmaya çalışıyordu. Tabi Ayşenur’un böyle zamanlarda yanına koştuğu tek kişi Ozan’dı.

Daha Ayşenur çıkar çıkmaz Remziye hanım bu sefer topun ucunu ona çeviriyordu.

“Bak Rasim bu kızı çok şımartıyorsun! Yüz de elli senden aldıysa, yüzde elli de o adını bile anmak istemediğim anasından aldığını unutma!”

“Abla sen de abartıyorsun, Ayşenur benim kızım, onu Makbule büyüttü, melek gibi bir kız!”

“Öyle deme, taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur. Bak bunca yıl sırf kontrol altında tutalım diye Nursel ile Birsen’in dizinin dibinden ayırmadık. Makbule’nin gezmekten çocuğa sahip çıkacak vakti oldu sanki. Baştan yaptık hataları tamam ama bundan sonrasında da kontrolü kaybedeceğiz anlamına gelmiyor bu iş!”

“Tamam abla! Yeter, vallahi ben unutmak istedikçe her dakika kafama kakıyorsun!”

“Geri zekalısın ondan, zamanında akıllı bir adam olaydın, ne Makbule, ne Nimet ile uğramazdık”

“Abla Makbule’den ne istiyorsun ya yeter ama artık! Kadın bütün hayatını adadı bize, kendi çocuğunu bile büyütemedi!”

“Büyüteydi! Ben mi engel oldum!”

Rasim bey uzattıkça, ablasının lafları daha da uzayacak diye başını sinirle iki yana sallaya sallaya sustu.

“Evlenme çağı da geliyor bu kızın onu da düşün!” dedi Remziye hanım konuyu Makbule’den uzatamayınca.

“Ne evlenmesi ya! Çocuk o daha okuyor!”

“Okusun canım, o ayrı, o ayrı, eteğine bir çamur bulaştırmadan baş göz edelim!”

“Yok artık!”

“Ah Rasim! Ayakta uyuyorsun yemin ederim. Ablam dediydi dersin sonra!” diyerek kalkıp gitti Remziye hanım.

MAKBULE HANIM VE RASİM BEY EVLENMEDEN ÖNCE

Nimet, istediklerini Remziye hanımdan tek tek kopartıyordu. Bu arada sevgilisine Rasim beyle çektiği nispeten uygunsuz olmayan fotoğrafları da yollamış, adam deliye dönmüştü.

“Blöf mü yapıyorum sandın!” yazdı adama “Çantada keklik değilim ben!”

Her nasıl etmişse adamı kendine gerçekten aşık etmişti ama adam karısını ve onu bir arada idare etmekten daha memnun yaşıyordu. Nimet’te onu öyle memnun ediyordu ki bir yandan onu da kaçırmak istemiyordu. Karısı ile zaten yatakları ayıralı çok olmuştu, evlendiklerinden beri hiç anlaşamadıkları için sonunda aynı evin içinde iki arkadaş gibi yaşamaya başlamışlardı ama kurulu bir düzeni vardı. Nimet’in, karısının yaptığı işlerin hiç birini yapmayacağından adı kadar emindi. Yine de Nimet’in gençliğinden, işvesinden nazından geçemiyordu bir türlü. Aslında karısı baştan boşanalım demişti ama adam kabul etmemişti. Ne diye bekar hayatına mahkum olup da sefil olsundu. Karısı titiz, düzenli bir kadındı, çok da güzel yemek yapıyordu. Kıyafetleri her zaman ütülü temiz dolabında asılı, her akşam kurulu sofrası, tertemiz bir evi vardı. Eve bolca da para bıraktığından ikisi de bu hayattan memnun öyle yaşıyorlardı. Başlarda Nimet’e böyle tutunacağını hiç akıl etmediği için gönül eğlendirir, daldan dala konarım sanmıştı ama şimdi bir türlü vazgeçemiyordu işte. Nimet bu fotoğrafını yolladığı adamla evlenirse, daha onun yüzüne bakmazdı. Bu yaştan sonra da böyle genç bir kadın bulması zordu.

Rasim ablası ile eve geri gelmişti ama kesinlikle düğün ya da benzeri bir şey istemiyordu. İmam nikahı yapıp sonrasında hemen iptal ederlerdi. Ama işin için öyle organize bir eğlence falan girince, herkesin kulağına giderdi. Remziye hanım da istemiyordu ama bir çare bulamamıştı henüz.

Nimet’in sevgilisi fotoğrafı almasından bir kaç gün sonra kapısına gelip yalvarıp, yakarmaya başlamıştı bile.

“Vallahi de bu defa boşanacağım, billahi de!” diyordu. Karısı ile konuşacaktı, kadının zaten boşanmaya bir itirazı yoktu. Adam evden giderse, kendi düzeninde, onun yükü olmadan daha rahat yaşayacağını düşünüyordu. Nimet bir yandan Remziye’den istediklerini kopartırken, bir yandan da adama kendini naza çekmeye devam etti. Adam Nimet’ten son bir altı ay istiyordu, işleri ile ilgili yeni gelişmeler vardı, karısı ile ayrılırsa, yeni bir düzen, mal paylaşımı gibi bir sürü şey çıkacaktı. Ona altı ay müddet verip, sonunda sözünü tutmamış olursa ayrılmayı da kabul ediyordu.

Nimet diğer tarafa da oyunu devam ettirebileceği için adamın teklifini kabul etti ama bu altı ay içinde öyle görüşmek, buluşmak falan yoktu. Adam Nimet’i ikna etmenin rahatlığı ile çıkıp gitmeden önce biraz yakınlaşmak istediyse de, ret edildi. Nimet’te bir başka adamla nişanlanmak üzere olduğunu bu sürede onun da bu kısmı halledeceğini söyledi ve ayrıldılar. Bu süre içinde adam ona kaynak akıtmaya devam edecekti tabi. Yoksa değil altı ay, altı saat sonra Nimet’i bulamazdı.

Remziye hanım, Rasim’in de direnci artınca, bir kez daha Nimet ile konuşmak için kapısına gitti. Nimet bu sefer kapıyı açıp, onu içeri aldı.

“Bak kızım bu salağın bir sevdiği var, zaten sana a’dan, z’ye her şeyi anlatmış. Düğün, dernek yaparsak kızın kulağına gider diye haklı olarak endişe ediyor. İmam nikahı yapıp, namusunu temizleyelim sonrada bu işi başka şekilde halledip, yollarımızı ayıralım!”

“Anlattı salya sümük, zaten bende gönlü olmayan adama zorla yar olacak halim yok!” dedi Nimet ters ters, o başlardaki salya sümük kız gitmiş, yerine tam bir cadaloz gelmişti “O zaman bana daha büyük bir şey vermeniz gerek, bir bedeli olmalı değil mi bunun?” dedi

“Ne istiyorsun?” dedi Remziye hanım, kızın dişli çıkmasından çok rahatsızdı, başka koşullarda karşılaşsalar kesin saçını başını yollardı.

“Bir ev istiyorum!” dedi Nimet doğrudan.

“Kızım ha deyince ev alınır mı?”

“Ha deyince, namus gidiyor ama değil mi? Vallahi ele güne rezil ederim sizi, mağdurum ben!”

“Tamam tamam, biraz zaman tanı o zaman, şu imam nikahını yapalım onu da hallederiz!”

“Yok öyle!” dedi Nimet, “Tapuyu göreceğim önce! Evi de ben seçeceğim! Siz paranızı hazırlarken ben de evi bulur size bildiririm.”

Remziye hanım canını verir, malını kimseye vermezdi ama salak kardeşi yüzünden şimdi bir de bu durumlara düşmüşlerdi. Kızın caymayacağını anlayınca, uzatmadan kalkıp eve gitti.

“Geri zekalı ev istiyor karşılığında!” dedi kardeşine.

Makbule duymadan çözüm bulduklarına sevinen Rasim bey “Tamam!” dedi hemen.

“Ne tamamı? Evi de kendi seçecekmiş, soyup soğana çevirecek bizi! Eniştene duyurmadan nasıl çözeceğiz bu işi?”

“Ben kredi çekerim!” dedi Rasim bey hemen saf saf, “Yeter ki şu iş bitsin ben de Makbule ile evleneyim!”

“Ben kuruş veremem bilesin!” dedi Remziye hanım bu fırsatı kaçırmadan nikahı halleder, evin parasını da bu salağın üzerine yıkarsa, tereyağından kıl çeker gibi sıyrılırdı bu işin içinden.

“Olur öyle!” dedi sevindiğini belli etmemeye çalışarak.

(devam edecek)

Yorum bırakın