Çıkmaz yollar – Bölüm 19

Ablası masadan kalkınca, kıza Makbule’yi ve olanları hayal meyal anlattığını hatırlayan Rasim bey, “Doğru söyle bunları mı yaptım ben sana? Tamam bir şeyler anlattığımı hatırlıyorum ama sana tokat falan da atmadım sarılmadım da. Sen bana anladığını söyledin.”

“Zil zurna sarhoştun sen, hatırlamıyorsun bile!” diye bağırdı Nimet. Remziye hanım kasadan duydu kızın bağırtısını, aceleyle hesabı ödeyip, ikisine de çıkacaklarını işaret etti.

Nimet, Rasim beyin gölgesinden korkar gibi durmadan refleksiymiş gibi uzaklaşıyordu ondan. Dışarı çıktıktan sonra iyice beyni dönen Remziye hanım, alışveriş merkezinin karşısındaki parkı görünce, ikisini alıp oraya götürdü. O saatte bomboş olan parktaki bir kameriyeye oturdular yeniden.

“Fotoğraflar nerede?” dedi Remziye hanım.

“Korkumdan hepsini sildim!” dedi Nimet.

“Rasim aç bakacağım telefonunu!”

Rasim telefonunda Makbule ile yazışmaları olduğu için ablasına göstermek istemiyordu “Fotoğraf falan yok benim telefonumda!” dedi hırsla, “Yalan bunlar, bana zorla içki içirdi, sonrasında olanları da ya kendi uydurdu ya da plan yapmış bu belli!”

“Ne biliyor o zaman her şeyi ha?” dedi Remziye hanım kendi hakkında kardeşinin anlattıklarını duymuştu az önce, “Makbule’ye kadar her şeyi ne biliyor?”

Sonra esas konunun kızı ikna etmek olduğunu düşünüp, yeniden toparlandı ve Nimet’te döndü.

“Tamam, şimdi söyle ne istiyorsun kızım?” dedi

“Ben bu adamla kesinlikle evlenmem! Beni tuzağa düşürdünüz, namusumu kirlettiniz! Sahipsizin diye beni kullandınız! Şikayet edeceğim sizi!”

“Yok kızım ne şikayeti, o sana daha çok zarar verir. Nikahınızı yaparız hallederiz bu işi!”

“Katiyen olmaz!” dedi Rasim ayağa kalkıp, “Ben Makbule’ye söz verdim!”

“Onu bu b.kları yemeden düşünecektin?” dedi Remziye hanım ama kızın bir iş çevirdiğini ispatlayabilse aslında Makbule’yi tercih ederdi şu anda.

“Evlenmezsen ne yapacaksın?” dedi Remziye hanım tekrar kıza dönüp, “Hem resimleri de sildim diyorsun elinde delilde kalmamış!”

“Siz beni neyle tehdit ediyorsunuz?” dedi Nimet birden diklenerek, “Komşular duymuşlar diyorum, ayrıca telefondan silinen resimler, kolaylıkla geri getirilebiliyor. Hem iğfal edileceğim, hem de bir de ispata mı çalışacağım. Siz yolladınız bunu benim evime, akrabamla bir olup, beni kötü emmelerinize alet ettiniz. Genç kızlık hayallerimi söndürdünüz siz benim!”

“Tamam kızım dur celallenme, biz de erkektir elinin kiridir demedik bak, çözmeye, konuşmaya geldik!”

“Herkese anlatırım, rezil ederim sizi herkese, başımda ailem yok diye beni kolay lokma yaptınız. Kendimi öldüreceğim yemin ederim. Ben bu utançla yaşayamam!”

“Tamam kızım ne istiyorsun söyle onu yapalım!” dedi Remziye hanım da gerilerek, “Nikah yapalım namusunu temizleyelim diyoruz yok diyorsun, ne istiyorsun?”

“Çok kötüyüm ben, öldüreceğim kendimi!” dedi Nimet yeniden.

Kardeşini kendi eliyle kızın evine yollamış, kalsın diye ısrar etmiş, kardeşi kızı iğfal etmiş, kız da intihar ederse neler olabileceğini bile artık aklı almayan Remziye hanım.

“Nikah yapalım bak gel sen beni dinle, sonra bir ay sonra sanki evlenmiş de anlaşamamış gibi ayrılırsınız! Ha? Böylece namusun da temizlenir, o süre boyunca da hiç yan yana gelmezsiniz. Rasim’i de yollarız bir yere, herkese de balayındalar deriz. Sonra da anlaşamamışlar ayrıldılar deriz ha? Sana altın, takı ne isterse takarız nikahta!”

Nimet başını kaldırıp Remziye hanımın yüzüne bakınca, Remziye hanım bu işi parayla çözebileceklerini anladı hemen. Hiç istemiyordu ama bu beladan kurtulmaları lazımdı. Ahbabının dediği gibi bu olay sadece herkese rezil olmalarıyla kalmaz, kendi yuvalarını da yıkardı.

“İmam nikahı yapalım o zaman!” dedi Nimet, “Hiç değilse içim rahat etsin”.

“Kızım imam nikahı da resmi nikah da yaparız, ne kadar mehir istiyorsan da veririz! Sonra bakarsın ısınırsınız birbirinize yuvanız olur, o zaman ev eşya hepsini hallederiz ha? Güzel kızım, biz senin için geldik bu gün!”

Rasim bey öfkeden uzaklaşmıştı yanlarından, kızın yalan söylediğinden adı kadar emin olsa da ispatlayamıyordu işte.

Remziye hanım da istemiyordu bu kızı artık, Rasim o kadar akıllı olsa, Makbule ile hallederdi işini, bununla değil, çoktan ben kızla beraber oldum evlenmem lazım derdi çıkıp. Aklı ona yeterdi de bu kızın anlattıkları içine sinmiyordu bir türlü ama bunca zaman bakir kalmış adamın da alkolü alınca uçkuruna sahip çıkamamış olabileceği de aklının bir tarafını kemiriyordu. Öyle bile olsa, Rasim bey birini bu kadar hırpalayamazdı, bilmez miydi kardeşini. Bu kızın anlattıklarında bir bit yeniği vardı ama öyle de güzel oynuyordu ki, bir türlü anlattıklarından bir şey yakalayamıyordu. Allah muhafaza bu kız bir de gelinleri olsa kim bilir başlarına neler gelirdi, daha altın der demez gözleri parlamıştı.

“İmam nikahı yapalım tamam!” dedi toparlanıp. sonra bakarız isterseniz resmi nikah da yaparız.

“Ama herkesin bilmesi için kalabalık bir törenle falan olması lazım!” dedi Nimet, “Kına gibi, yoksa insanları dul olduğuma nasıl inandıracağım, genç kızlığımı çaldınız benden!”

“Sanki dul olmak iyi b.k!” dedi Remziye hanım içinden öfkeyle ama kızın parayla pulla ikna olacağını anladığı için belli etmedi, “Tamam takılan altın para pul ne varsa da senin olur!” dedi içine sinmeye sinmeye.

Aslında resmi nikaha yanaşmıyor olması da ayrı bir acayiplikti ama imam nikahı işine geldiği için böylesi daha iyiydi, o zaman bir de onların malı mülkü devreye girerdi.

Nimet onun aklından geçenleri anlamış gibi, “Zaten başkasını seviyormuş onunla evlensin de görsünler başlarına geleni! ” dedi hırsla “Bir de bana nikah yaparsa boşanma falan iyice rezil olurum herkese, taşınıp gideceğim buradan zaten. Daha da duramam!”

“İyi tamam nereye istersen git!” dedi Remziye hanım iyice tansiyonu yükselmişti.

Nimet bir şey söylemeden bir anda kalkıp gitti yanlarından, “Gördün mü ne işler açtın başımıza, dua et resmi nikah demedi, hayvan oğlu hayvan!”

Kız gidince Rasim bey de kontrol edemedi kendini, “Ben sana dedim yollama bu kızın evine beni diye dinlemedin!”

“Ulan hayvan ben sana git kızı iğfal et mi dedim?”

“Makbule bunu duyarsa artık benimle evlenmez!”

“Evlenmesin meraklısı değiliz!”

“Tamam ben gidiyorum o zaman!” dedi Rasim bey dönüp, hızlı hızlı yürürken, “İmam nikahını da kendine kıy o zaman, nasıl baş ediyorsan et bu işle!”

“Tamam ulan tamam, şu işten kurtulalım kimle evleniyorsan evlen, dön geri!” diye bağırdı Remziye hanım arkasından.

“Bu kıza nikah düğün yapacaksın Makbule beni hiç affetmez!”

“Bilinmedik bir yerde kimseyi çağırmadan yaparız, bu kimini çağırmak isterse çağırsın, kendi tarafının taktığı altın maltın ne varsa da alsın gitsin!” dedi Remziye hanım. Rasim çekip giderse işler iyice sarpa sarardı, o yüzden şimdilik onu da idare etmek zorundaydı.

Rasim beyin hiç içine sinmedi bu söylenenler ama çekip gider kız da polise giderse zaten daha büyük rezillik çıkacağını düşündüğü için geri geldi. Zaten gidecek yeri de yoktu, giderse Makbule ile olma ihtimalini hepten kaybederdi.

Remziye hanım derin bir “Oh!” çektikten sonra oturduğu yerden hemen kalkacak mecali bulamadığı için ahbabını arayıp, kıza imam nikahı yapacaklarını bir de düğün gibi bir şey tertip edeceklerini söyledi. Kız Rasim ile evlenmek istemiyordu.

“Remziye ne yapıyorsan yap, bu işi hallet, ondan sonra da sen sağ ben selamet kardeşim, daha da arayıp, sorma beni. Durduk yere başımı belaya soktunuz!”

“Ben mi başını belaya soktum, sen istedin illa Rasim olsun diye!”

“Ben ne bileyim senin oğlunun ne mal olduğunu, gül gibi kızı soldurdunuz! Annesi babası sağ olsa vallahi yüzüme tükürürlerdi benim! Söz de kızı koruyacaktık hale bak!”

Remziye hanım ağzına aklına geleni sayardı şimdi ama bir de bu kadının eline koz vermiş bulunduğu için bir şey diyemedi. Herkese sanki normal bir evlilikmiş gibi söyleyeceklerdi. Herkes derken, kendi kocası ile ahbabının ailesine. Rasim kendi tarafı olduğu için kocasının akrabalarını işin içine sokmak şart değildi. Çocuklar böyle olsun istediler, kızın anne babası olmadığı için hüzünleniyormuş aile içinde bir imam nikahı yeter dedi diyecekti kocasına.

(devam edecek)

Yorum bırakın