Rasim bey, Makbule ile evlenmeyi garantilediğinden emin mutlu mutlu eve girdiğinde, daha kapıdan girer girmez ablasından okkalı bir tokat yiyince neye uğradığını şaşırdı.
“Allah senin belanı versin, her iş gibi bunu da yüzüne gözüne bulaştırmışsın. Bu kadar mı azdın hayvan oğlu hayvan, seni kızı koru kolla diye yolladık o eve!” diye bağırdı Remziye hanım. Bütün gün ne yapacağını şaşırmış deliye dönmüştü. Ahbabı da telefon da benim de yuvamı yıkarsın, kendi yuvan da yıkılır, ne yap et, bu pisliği temizle diyerek telefonu neredeyse yüzüne kapatmış, Nimet’te de ses soluk çıkmayınca iyice paniğe kapılmıştı.
“Ne saçmalıyorsun ?” dedi Rasim bey yüzündeki acıyı hissederken ama kendi hatırlamadığı saatler olduğunu bildiği için de o an da canı bedeninden ayrılıyor sanmıştı korkudan.
Eniştenin eve gelmesine az kaldığı için Remziye hanım, kızın evini bilen kardeşini alıp, hemen Nimet’in evine de gidemiyordu.
“Yarın sabah ikimiz gidiyoruz o kızın evine, ne bok yediysen halletmeye çalışıyoruz anladın mı?” dedi öfkeden titreyerek.
“Bir bok yemedim ben, ne anlatıyorsun anlamıyorum!” dedi Rasim bey içler acısı bir sesle. Eğer gecenin hatırlamadığı kısmında bir şeyler olmuşsa Makbule’ye ne diyecekti?
Remziye hanım bir tokat daha patlatacaktı ki kapı açılıp eniştesi içeri girince ikisi de öylece kalakaldılar. Karısının yüz ifadesi ile kardeşinin yüzündeki tokat izini görünce, eniştesinin de sinirleri gerildi hemen, belli ki ters giden bir şeyler vardı.
“Ne oluyor be?” dedi diklenerek, “Ne bu haliniz?”
“Hiç işte!” dedi Remziye hanım toparlanarak, “Yıllardır annelik ettiğim kardeşim utanmadan diklenince ben de kendimi tutamadım!”
“Niye ne oldu ki?” dedi adam Rasim’e bakarak.
Eniştesi işin içine girerse neler olacağını tahmin edemeyen Rasim afallayıp kaldı öylece.
“Evlenmek istiyormuş!” dedi Remziye hanım, Nimet ile evlendirmenin bir yolunu bulacaklarını düşünerek ama aslında içten içte işin içinde bir iş olduğunu da düşünüyordu. Yine de o anı kurtarmak için aklına bir iş gelmediği için öyle çıkıvermişti ağzından. Yıllardır asalak gibi karısının kardeşi ile yaşamaktan bıkan adam hemen Rasim’den yana çıktı, “Ne olacak kaç yaşında adam oldu artık, evlenecek tabi, neyin kavgasındasınız!”
“Rest çekiyor bana, giderim evlendirmezsen diye tahdit ediyor ona gerildim!” dedi Remziye hanım sesini yumuşatarak, “Ben bunları hakkedecek bir kadın mıyım, sen söyle?”
Eniştesi dönüp ters ters baktı Rasim’in yüzüne, bunca zaman ablasının hükmünden çıkmayan oğlan delirmişti demek sonunda.
“Kimle evlenmek istiyorsa evlensin! Evini barkını bilsin!” diyerek homurdandı ve geçti içeriye.
“Allah belanı versin senin, benim de yuvamı yıkacaksın!” diye tısladı Remziye hanım hemen sonra kolundan tuttuğu gibi odasına sürükledi kardeşini.
“Bir karı görünce uçkuruna sahip olamıyor musun sen?” diye hırladı sessizce, “O Makbule denilen şeytanla da işi pişirdiniz değil mi? Ondan bu acelen!”
“Ne işi pişirmesi abla ne söylüyorsun sen? Ben kimseyle iş miş pişirmedim. Bunlar Makbule’nin kulağına giderse yüzüme bakmaz bir daha!”
“Mala bak bala! Daha hâlâ Makbule diyor! Ulan beni rezil ettin ahbabıma da, kız polise falan giderse ne olur biliyor musun ahmak! Sapık damgası yersin! Ne bok yedin sen dün gece?”
“Hatırlamıyorum!” dedi Rasim bey acınası bir halde.
“Ne demek hatırlamıyorum?”
“İçki içtik biraz sonra kustuğumu biliyorum gerisi yok!”
Bir tokat daha indirdi Remziye hanım kardeşinin suratına, o güne kadar ağzına alkol almamış adamın bir kızın evine gider gitmez yediği haltları aklı almıyordu bir türlü.
“Yarın öğreneceğiz ne halt olduğunu!” dedi kocası daha fazla işkillenmesin diye kapıyı çarpıp çıktı.
Rasim beyin kafası karmakarışık olmuştu, Nimet’in evinde sabah uyandığında sadece iç çamaşırları vardı üzerinde. Ama kıyafetlerini kendi çıkardığını sandığından aklına hiç başka bir şey olacağı gelmemişti. Kustuktan sonra sahiden kızla bir şeyler mi olmuştu acaba? Ne kadar hatırlamaya çalışırsa çalışsın fayda etmedi. Eğer öyle bir şey olmuşsa ki kıza zorla bir şey yapmadığından çok emindi, değil o kızla kimseyle öyle bir şey yapmamıştı daha önce, Makbule’ye ne diyecekti. Kıza git ailene haber ver demişti daha dün.
Sabaha kadar uyuyamadı, eniştesinin yanında ablasına bir şey soramadığı için o da Nimet’i aradı ama Nimet telefonlarına cevap vermedi. Eğer gerçekten ablasının dediği şeyi yapmışsa ne olacaktı şimdi?
Makbule’den “Bu gece konuşamadım misafir vardı, yarın mutlaka söyleyeceğim!” yazan kalp dolu bir mesaj gelince, oturup ağlamaya başladı. Remziye hanım da kocasına belli etmemek için sabaha kadar kurdu durdu, adam kapıdan çıkar çıkmaz bir hışımla girdi Rasim beyin odasına, Rasim bey akşam odaya girdiği gibi oturuyordu yatağın üzerinde.
“Hadi yürü seni geri zekalı, ne pislik yapmışsan gidip şunu halledelim!”
Rasim bey evi bildiği için kahvaltı falan yapmadan hemen bir taksiye binip, Nimet’in evine gittiler. Henüz sabahın sekiz bile olmamıştı. Yaptığından oldukça memnun Nimet henüz uyuyordu. Kalkıp, delikten bakınca “Aha düştü salaklar!” dedi kendi kendine ama kapıyı açmadı. İçeriden gelen tıkırtıyı duyan Remziye hanım kardeşini sert bir hareketle arkaya itip, kapıya yanaştı.
“Kızım? Nimet! Aç kapıyı konuşacağız yavrum. Çözeceğiz sen sakın merak etme!” dedi yumuşak bir sesle.
“Gidin buradan!” diye bağırdı Nimet ama neredeyse kahkaha atacaktı kapının arkasında.
“Yavrum hadi aç da konuşalım, bak ocağına düştük, ayağına geldik, ne dersen, ne istersen yapacağız. Yeter ki aç konuşalım!”
Nimet onlar kapıda dil dökerlerken içeri koşturup, gözleri kan çanağına dönene kadar ovuşturduktan sonra tekrar kapının arkasına geldi. İnandırıcı olmak için kendi vücuduna morluk ve çizikleri kendisi yapmıştı zaten ve henüz izler geçmemişti. Kapının zincirini çıkarmadan araladı ve olabildiğince dağınık bir sesle, “Korkuyorum, açamam!” diye inledi.
Rasim bey şok geçiriyordu, “Ne yaptım ben sana? Hiç bir şey hatırlamıyorum!” deyince, ablası “Sus Allah’ın belası!” diyerek onu azarladı. Sonra yeniden sakinleşmeye çalışarak, “Tamam hadi giyin gel bir yerlerde konuşalım o zaman!” dedi yalvarır bir sesle.
Nimet, kapıyı yeniden kapatıp, içeri gittiği anlaşılsın diye ayaklarını vura vura yatak odasına gitti. O giyinene kadar onların kapıdan gitmeyeceğine adı kadar emindi. Evde giydiği eşofmanlardan birini giyip, makyajsız çıkmaya alışık olmadığı için gözüne de bir güneş gözlüğü takıp, kapıyı açtı.
“Canım yavrum, ah ne olmuş sana?” dedi Remziye hanım aslında kızın kollarındaki morlukları görünce şoka girdiği halde.
“Yalnız buralarda bir yer olmaz!” dedi Nimet, komşular zaten o gece sesleri duymuşlar, herkese rezil olacağım.
“Yok, sen nereye dersen gideriz!” dedi Remziye hanım, kardeşine dönüp, eliyle kızdan uzak durmasını işaret etti.
Beraber çıkıp, bir taksiye bindiler ve bir alış veriş merkezinin altındaki, merkez açılmadan önce erken açılan bir kafeye girdiler. Remziye hanım, Rasim beyi kızdan uzak bir yere oturttu, konuşmaları duyacak ama karışamayacak kadar uzağa.
“Anlat kızım ne oldu?” dedi Remziye hanım. Aslında içindeki şüphe büyüyordu ama kızın halini de görünce bir daha dinlemenin faydası olacağını düşündü. Nimet iki gözü iki çeşme, güya Rasim’den korkarak, arada korku dolu gözlerle onu takip ederek, akrabasına uydurduğu yalanları ona da anlattı.
Evde ablası ile kocası geldiğinde içtikleri, içkilerden vardı. Karanlıkta kaldıkları için Rasim çok huzursuz görünüyordu. İçkileri sorunda o da rahatlamak istiyor herhalde deyip, istersen içebilirsin deyivermişti. Dokunacak dediyse de dinlemeyen Rasim içtikçe ablasından şikayete başlamıştı önce, hatta ağlamıştı da, Nimet’te ağladığına üzülüp, “Olur böyle şeyler aile içinde!” deyince bu defa sarılıp ağlamaya, sonra sarılmayı sertleştirmeye en sonunda da kızın üzerini başını parçalayıp, iğfale girişmişti. Nimet bağırıp mücadele etmek isteyince de yüzüne bir tokat atıp, kızın telefonunu aldığını ve fotoğraflarını çekip, kendine göndermiş, kimseye bir şey anlatırsa onu herkese rezil edeceğini söylemişti. Zavallı Nimet yine de direnmiş ama Rasim sonunda onu bir tokat daha atarak bayıltmış ve ondan sonra daha bilmediği kim bilir neler olmuştu. Sabah kendini yatağında çıplak bulmuş, Rasim’de çekip gitmişti.
“Yalan bunlar!” diye yükseldi Rasim bey ama garsonlar başlarını çevirip bakınca, ablası “Kapa çeneni!” dedi hırsla.
“Kızım sen de bekar bir adam evine gelmiş, ne demeye içki veriyorsun?” diye dönüp Nimet’te yükselmişken, Nimet neredeyse krize girmiş bir şekilde, “Konu bu mu? Gönlü mü var diyorsunuz şimdi de! Hayatımı bitirdiniz benim!” diye bağırmaya başladı. Remziye hanım, kardeşini susturduğu gibi kızı susturamayacağını anlayınca, “Dur sen!” diyerek kalkıp, kasaya koşturdu hesabı ödemeye, anlaşılan bu konuyu sessiz halledemeyeceklerdi bari bir de burada ele güne rezil olmasalar diye düşünüyordu aklınca.
(devam edecek)