Rasim ablasını arayıp, Nimet’in çekincelerini söyleyince, Remziye hanım da yerde ararken gökte bulduğu bu fırsat kaçmasın diye kardeşine eve gelmemesini kızı tek başına bırakmamasını söyleyip kapattı. Nimet, Rasim beyin yüz ifadesinden her şeyin istediği gibi gittiğini anlayınca hemen mumları yakıp, Rasim beye bir masa kurdu.
“Huzursuz oldunuz biliyorum benim yüzümden, madem oturup sohbet edelim bir şeyler yer içeriz. Biraz rahatlarsınız!” diyerek, önce meyve suyuna kattığı az votkalarla, arkasından Rasim bey iyice gevşeyince açıktan koyduğu farklı içkilerle Rasim beyi iyice savunmasız hale getirdi. Rasim beyin içince gözü Nimet’e kayacağına Makbule diye ağlamaya başladı. Onu ne kadar sevdiğini, ablasının zora koştuğunu, Nimet’i ne için tanıştırdıklarını bildiğini ama onun böyle bir şey yapamayacağını, içinden geçen, bildiği, yaşadığı ne varsa salya sümük anlattı Nimet’e o gece. O anlattıkça Nimet’in kafasındaki planlar da iyice şekillenip, yerine oturdu.
Sen ne iyi insanmışsın, benim gibi bir genç kızın hayatıyla oynamak istemedin. Bana dostluk, ağabeylik yaptın. Ablan seni kıymetini bilmemiş, ben her zaman sana destek olmaya hazırım, hayatımda senin gibisini görmedim diye diye gazı verdikçe, zaten bunalmış olan Rasim bey de iyice kendini kaptırıp konuştukça konuşup, sonunda kusmaya başladı. Nimet onu güzelce banyoya götürdü, üzerini başını çıkardı duşa soktu, kendisi de soyunup onunla duşa girdi. Rasim beyin ertesi gün kusmadan sonrasını hatırlamayacağı saatlerde, fotoğraflarını çekti, ben sana iyilik yapıyorum, Makbule’yi mutlu etmek için önce biraz tecrübe edinmen lazım diyerek de Rasim beyin tüm zaaflarından faydalandı. Ertesi gün ablasının telefonuyla salondaki kanepede uyanan Rasim beyin kusmaya başlamasından sonrası hafızasından silinip gitmişti. Ablasına da ben içtim diyemediği için elektrik geç geldi, oturduk sabaha kadar sızmışım diye açıklama yaparak, apar topar giyinip, Nimet odasında uyurken çıkıp gitti. Nimet üzerini başını makinaya atmış, kurutmuş, baş ucuna bırakmış, ortalığı da güzelce toparlayıp, akşam ki maceradan hiç bir iz bırakmamıştı.
Remziye hanım, Rasim istemese bu kadar saat kalmayacağını bildiği için içi rahat bir şekilde kardeşinin söylediklerine inandı. Sabaha kadar baş başa konuştuklarına göre aralarında istenen o bağ çoktan kurulmuştu. Rasim bey başında şiddetli bir ağrıyla akşama kadar dolandıktan sonra gece erkenden uyudu. Makbule’si ile görüşüp konuşamadıkları için de ona mesaj yazıp, biraz hastalandığını söyledi.
Olanları zerre kadar hatırlamayan Rasim bey, Nimet’in evinde gece kalmaya zorlanınca, artık Makbule için beklememesi gerektiğine iyice ikna olmuştu. Ona göre henüz bir şey olmadığı için, böyle giderse ablasının onun başına bir iş açacağını anlamıştı. Ertesi sabah kendine geldikten sonra, eniştesi işe gidince, hemen ablasının yanına gidip, “Ben Makbule ile evleneceğim, hemen gidip isteyeceksiniz!” diye diklendi.
Nimet ile aralarında bir şeyler gelişmeye başladığını düşünüp rahatlayan Remziye hanım neye uğradığını şaşırsa da soğukkanlılığı elden bırakmadı. Henüz ahbabı ile de Nimet’le de konuşacak fırsatı olmamıştı. Nimet arar ya da akrabasına anlatır o da Remziye hanımı arar sandıysa da bunların hiç biri olmadı.
“Oğlum tamam!” dedi sakince, “Sen tabi ki kiminle istiyorsan, biz senin mutluluğunu isteriz! Ama şimdi damdan düşer gibi hiç hazırlık olmadan kız istemeye gidilir mi? Gelenek var, görenek var. İnsanlar bizim kızımız değersiz mi demez mi?”
“Ben anlamam!” dedi Rasim bey, “Makbule ailesi ile konuşur, onlar öyle insanlar değil!”
“Ha tanıdın sen yani onları?”
“Yok daha tanımadım ama Makbule anlatıyor biliyorum!”
“Ah! Ah! Cahil kardeşim benim. Ne diyecek Makbule sana, benim ailem şöyle böyle diye açığını mı verecek? Herkes sen gibi saf mı?”
“Bak abla ben Nimet denilen o kızla evlenmem, başkası ile de evlenmem. İnsanların günahına da girme boş yere. Kızın evine beni yollayıp duruyorsun, gitmiyorum bir daha! Hayır kurumu değilim ben. Artık yaşım geldi evleneceğim. Eğer önüme set çekersen gider kendim isterim! Bir daha da sizi ne arar, ne sorarım ona göre!”
“A!” dedi Remziye hanım sinirle, “Sen daha bununla evlenmeden hanım köylü oldun çıktın başımıza. Oğlum evlilik öyle kenarda köşede buluşup oynaşmaya benzemez!”
“Doğru konuş abla, Makbule öyle bir kız değil!”
“Tabi, tabi! Ben abla olarak söyleyeyim, sen dinleme! Sonra gelir ağlarsın, abla ne haklıymışsın diye ama iş işten geçer!”
“Ya Makbule’yi hemen gidip istersiniz ya da ben bu evden ayrılıyorum artık!”
“Tamam uzatma, ben eniştenle konuşayım, benden haber bekle!” dedi ters ters Remziye hanım, kardeşi hırsla dönüp, gidince de “Geri zekalı!” diye söylendi arkasından. Bu Nimet bunun aklına girememiş miydi bütün gece? Rasim’in evden çıkmasını bekleyip, hemen ahbabını aradı.
“Ah sorma!” dedi ahbabı, dertli dertli, “Ben de şimdi seni arayacaktım?”
“Hayırdır ne oldu?”
“Senin oğlan gece kızı iğfal etmiş!”
“Ne?” dedi Remziye hanım bayılacak gibi olmuştu, “Rasim hayatta yapmaz öyle şey!”
“Vallahi kız geldi dün akşama kadar biz de ağladı, üstelik iğfal etmekle kalmamış, hayvan gibi inmemiş kızın üzerinden. Her yanı çürük içinde!”
“Tövbe estağfurullah! Rasim hayatta yapmaz öyle şey!”
“Yalan mı söylüyorum Remziye! Kızın halini gördüm, zor teselli ettim zavallıyı dün gitti!”
“Vah başıma gelenler!” dedi Remziye hanım, “Evlensinler hemen o zaman!”
“Kız korkmuş senin oğlandan daha onu görmek istemiyorum diye ağlıyor!”
“Tüh! Tüh!”
Remziye hanım neye uğradığını şaşırmış şekilde kapattı telefonu. Bir türlü aklı almıyordu kardeşinin böyle bir şey yapacağını ama sabah ki diklenmesine bakılırsa belki böyle bir halt yemiş, o yüzden bir an önce evlenme derdine düşmüştü.
“Eyvah! Bu bir duyulursa var ya rezil oluruz!” diye hayıflanmaya başlayıp, hemen aradı kardeşini ama Rasim bey, Makbule’si ile buluştuğu için açmadı telefonu. Ablası kim bilir gene ne iş yıkacaktı üzerine. Makbule’ye ailesine haber vermesini, ablasının hemen o hafta içinde ya da en geç gelen hafta istemeye geleceklerini söyledi. Makbule hanım o kadar sevindi ki bu habere, iki sevgili mutluluktan ağladılar.
Makbule hanım, Rasim beyin hayatta tanıdığı, en temiz, en dürüst insan olduğuna inanmıştı. Evet güzeldi, varlıklıydı çokta talipleri vardı ama onun gönlü Rasim beye akmıştı bir kere. Babasının da Rasim beyi görüp, tanıyınca hiç itiraz etmeyeceğini biliyordu. O akşam sevinç içinde eve gidip, durumu annesine anlattı. Annesi de babasının huyunu bildiğinden ertesi gün ablasını da çağırıp, detaylıca Rasim beyi anlattırdı kızına. Bir terlik varsa, babadan önce anlayıp, kızını korumak istiyordu.
Remziye hanım bütün gün evde ne yapacağız diye dönüp durduktan sonra Nimet ile konuşup, işin aslını ondan dinlemeye karar verdi. Rasim kim, bir kızı iğfal etmek kimdi? Kız bir işler mi çevirmişti konuşup anlamak istiyordu. Hayır bir iş çevirse, niye bir daha Rasim’i görmek istemesindi. Kendini ağırdan mı satmaya niyetliydi. Adam gibi beraber olsalar, zaten evlendireceklerdi de iğfal etti deyince iş başka yere gitmişti. Kız polise gitmeye de utanıyordu Allah’tan, ablasına da kimselere diyememiş, Rasim’i tanıştıran akrabasına gidip ağlamıştı. Nimet telefonlarına cevap vermeyince, “Kızım adresini ver geleyim bir konuşalım!” diye yazdı. Nimet’ten bütün gün cevap gelmeyince de iyice delirdi. Rasim açmıyordu, Nimet açmıyordu. Ahbabını bir daha arayıp, duyduklarından emin olmak için bir daha anlattırdı. Kadın da iyice gerilmiş, ne yapacağını şaşırmıştı. Aslında o Nimet’i Remziye hanımdan iyi tanıyordu, bir iş çevirme ihtimali olduğunu tahmin ediyordu ama kızın halini de görmüştü. Vardı öyle erkekler, bir kadınla birlikte olurken şiddete eğilimi olan. Bu oğlanın bu yaşa gelene kadar bakir kalması tuhaftı zaten, acaba o kızın ne mal olduğunu saklarken, Remziye’de kardeşinin ne mal olduğunu mu saklamıştı?
(devam edecek)