Çıkmaz yollar – Bölüm 14

MAKBULE HANIM VE RASİM BEY EVLENMEDEN ÖNCE..

Remziye hanım biricik kardeşi Rasim’in Makbule ile evlenmesine hiç razı değildi. Makbule hanımın havasından, giyiminden , kuşamından, özgüveninden, hiç bir şeyinden hoşlanmamıştı. Ancak kardeşine baskı yaparsa geri tepeceğini biliyordu. Rasim bey ne kadar sakin, çekingen, abla baskısı ile pısırıklaşmış da olsa, Makbule hanımı görünce değişen ruh hali, tam bir aptal aşığa dönüştüğünü gösteriyordu. Erkeklerin geneli böyleydi zaten, güzel bir kadın görünce her şey tamam sanıyorlardı. Güzellik gelip geçiciydi oysa, evlilik bir tek güzellikle geçer miydi? Remziye hanımın kardeşi için bulduğu kızların hepsi, Remziye hanımın tam istediği gibiydiler. Hele bir tanesi vardı ki, anne ve babası hayatta olmadığı için neredeyse çöpsüz üzümdü. Kayınvalide, kayınbaba başında olmadan rahat bir evlilik yapmak varken, ne demeye ailesini bile bilmedikleri bu şımarık kızın peşine gitsindi.

“Ama ben biliyorum nedenini!” diyordu kocasına, “Bu aptal daha bir kızın elini bile tutmadı, yakaladığını hacı yakalıyor!”

Remziye hanımın kocası, karısının bu hallerine alışık olduğu için sesini çıkarmadı. Rasim bey bu yaşında bir kızın elini bile tutmadan bakir yaşamışsa bunun nedeni yine ablasıydı ama Remziye hanımla ağız dalaşına girilmeyeceğini herkes bildiği için umursamadı. Rasim’in aptal olduğu konusunda hem fikirdi ama nedeni de ortadaydı zaten. Remziye hanımın, Makbule’yi gelin istememesinin sebebi muhafazakârlığı değil, hükmünü geçiremeyeceğini bilmesindendi.

Remziye hanım, kocasına dert yansa da, zaten onun söyleyecekleriyle yolundan dönecek bir kadın değildi. Aile meselesini elle konuşamayacağına göre mecburen ona anlatıyor, anlatırken de altını böylece çiziyordu. Makbule hakkında komşulara söyledikleri sayılmazdı, daha gelini de değildi, kardeşini bir tuzağa sürüklüyordu. Makbule hanımın, Rasim beyi tuzağa çekecek ne paraya, ne de başka bir şeye ihtiyacı olmaması değil, onun hislerine güvenmesi önemliydi.

Rasim beyin, Makbule hanıma henüz açılamadığını sandığı için kardeşinin aklını çelebilmek için plan peşine düştü. En iyi aday saydığı annesiz-babasız Nimet’le iş birliği yapacak, Makbule’den önce, Rasim’in aklına girmesini sağlayacaktı. Nimet, Remziye hanımın, bir ahbabının yeğeniydi. Ahbabı ile konuşurlarken, kızın evli ablasından başka kimsesi olmadığını, Rasim’in de bekar olduğunu konusu açılmış, merak eden Remziye hanım için ahbabının evinde bir görüşme ayarlanmıştı. Tabi Nimet’e bir şey dememişlerdi. Nimet arada gelip, zaten o evde kalıyordu.

Remziye hanım çöpsüz üzüm Nimet’i daha görür görmez beğenmişti. Kumral uzun saçları, ela gözleri vardı, biraz makyajın dozunu kaçırmıştı ama başında anne olmayınca ne olacaktı. Liseden sonra okumamış, evli ablası ve babasından aldığı maaşla, babasının evinde oturuyordu. Ev İstanbul’un iyi yerlerinden birinde dört oda bir salon yüz otuz metre kareydi. Babasından kalanları ablası ile paylaşmışlar, çeyiz olsun diye bankada tutuyordu. Tabi bunları kız değil, ahbaptan öğrenmişti. Biraz boyu kısaydı ama Rasim’in görünce beğeneceğine emindi. Rasim ile tanışana kadar makyajı, biraz da dar olan giyimi idare edilir diye düşünmüş kız kalkıp gittikten sonra hemen planlara başlamışlardı.

Ahbabının korkusu da kızın gösterişi yüzünden başına bir iş gelmesiydi. Nihayet hayat cahili kızdı, biraz daha dikkatli giyinmesi için akrabası olarak uyarıyor, olsa da Nimet sakince onaylayıp, bildiğini okumaya devam ediyordu. Tabi bunlar Remziye hanıma söylenmemişti. Kızı bir an önce baş göz edip, ailenin adına leke getirmemek için tüm aile seferber olmuştu. Nimet’e Remziye hanımın geliş amacı da söylenmiş, göze girmek için nasıl davranması gerektiği de öğretilmişti. Rasim gibi saf bir adamı parmağında oynatırdı. Remziye hanım akıllı da geçinse, Nimet akıllı olur arasını iyi tutarsa, kapısını kapadı mı, Rasim’e istediğini yaptırırdı.

Nimet o gün rolünü çok iyi oynadı, aslında akrabaların dediği gibi hayatını bir adama adamak gibi bir niyeti hiç olmasa da, herkesten gizli görüştüğü adamın karısından boşanmayacağını anlayınca, o da kendince planlara girişmişti. Başında kocası olursa herkesin gözü üzerinden çekilirdi.

Remziye hanım ile ahbabı, Rasim ile kızı çaktırmadan bir araya getirmek için planlara giriştiler. Remziye hanım bir akşam ahbabını ailesiyle yemeğe çağıracaktı. Tam da Nimet’in onlarda kalacağı güne denk gelecek, gelirken onu da yanlarında getirecekler. Kızın evi uzak olduğundan, Rasim babasının arabasıyla, Nimet’i uzak olan evine bırakacaktı. Böylece en azından karşılaşmış olacaklar, Remziye hanım da sonra Nimet’in nimetlerini sıralayacak, kızcağızın nasıl mağdur olduğundan falan dem vuracak, Rasim beyin yufka yüreğine ne işlerse hepsini kullanacaktı.

Yemeğe gelinmeden önce Nimet akrabası tarafından yine bilgilendirilmişti. Remziye hanımın bu defa itirazı yoktu. Bu zaten kızın gönlünün olduğu anlamına geliyordu. Rasim ile de ayarları tutarsa, çabucak baş göz eder, Makbule denen o kızdan da kardeşini kurtarırlardı.

Rasim bey ablasından gizli gizli aşkından ölüp bittiği Makbule’si ile görüşmeye devam ediyor, ablasına henüz tam açılamasa da, evlilikleri için hayaller kuruyorlardı. Makbule hanımın ailesi, kızlarının iyi bir adamla evlenmesini istiyorlardı. Özellikle babası kızını mutlu edecek, kul köle olacak bir damat adayı arıyordu. Parası, pulu önemli değildi. Ablasını da evlendirirken kılı kırk yarmış, Makbule hanımın eniştesini kızını üzerse başına gelecekler konusunda epeyce sıkıştırmıştı. Çok şükür Mine hanımla, kocasının evlilikleri iyi gidiyordu. Şimdi sıra Makbule’deydi. Makbule hanımın annesine bu konularda söz tanımayan adam, kızları söz konusu olunca, üstlerinden uçan sineği kırıp geçiriveriyordu.

Remziye hanımın planladığı akşam, Rasim’in başka bir yerde olması zaten mümkün değildi. Ayrıca, ablasının misafirleri olduğundan, çocuklar küçük olduğundan onlarla ilgilenmek, alınacaklara koşturmak onu göreviydi. Eniştesi sırf evde ayak altında dolanıyor diye azar yememek için böyle günlerde iş uydurur neredeyse misafirlerle eve girerdi. Elinin altın Rasim olduğundan Remziye hanımın da hiç umurunda değildi.

Nimet gençliğini ve doğallığını ortaya çıkaracak hafif bir makyaj yapmış, görünüşte sade ve usturuplu ama şeytanın aklını çelecek detayları olan bir elbise giymişti. Remziye hanım masada özellikle ikisini yan yana getirecek şekilde bir oturma düzeni ayarlamıştı. Yemeğe katılan iki kocanın da olanlar umurlarında olmadığı için onlar kendi aralarında maç, gündem muhabbeti yaparlarken, Remziye hanımla ahbabı, Nimet’i konuşturuyorlardı.

Rasim’in aklı Makbule’de olduğu için masada sadece bedenen yer alıyor, ablası ne derse yapıyor, konuşulanlara kulak verse de umursamıyordu. Nimet eve girdiği andan itibaren evin kızı gibi davranıp, her işe el attı. Hatta Remziye teyzesine “Büyükler otursun biz hallederiz!” bile dedi Rasim’i kastederek. Rasim zaten ablasına yardıma alışık olduğundan hiç yadırgamadı bu sözleri ve ikisi beraber masadakileri toplayıp, mutfağa taşıdılar. Makine olmasına rağmen, Nimet konuşma ortamı daha çok olsun diye bulaşıkları elinde yıkamaya başladı. O sabunluyor, Rasim duruluyordu. Kurulu robot gibi söyleneni yapan Rasim, Nimet’in yan yana durdukları mutfak lavabosu başında bedenini ona hafif hafif dokundurduğunu hissetse de, bunun dar alanda mecburen olduğuna kendi ikna etmiş, aklına Makbule’yi getirmiş, işini yapıyordu.

Bulaşıklar toparlanıp bitince, Rasim yerlerine koyarken, Nimet’te büyüklere kahve pişirmeye başladı ama aksilik işte elini yakıverdi. Rasim hemen yardımcı olmak için önce kızın elini tutup yanığı kontrol etti. Sonra koşa koşa içeriden yanık kremi alıp, parmağına sürdü. Nimet içeridekiler meraklanmasın diye onlara söylememesini rica etti. Başında anne olmayınca herkes onun iş bilmez olduğunu düşünüyordu kolayca. Çok üzülüyordu buna hem de çok.

“Yok canım olur mu öyle şey!” dedi Rasim, kızın gözlerini yakalamaya çalıştığını bile fark etmemişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın