Rasim bey hastane odasında yalnızlığını daha çok hissediyordu. Hemşireye kızı ve ablasının nerede olduğunu sorduğunda doktorun yasakladığını duyunca çok üzüldü. Zavallı Ayşenur her şeyle bir kez daha yüz yüze ve tek başına kalmıştı. Ablasının yıllardır söylediklerini sanki onun suçuymuş gibi kızına söylemesi de çok ağırına gitmişti. Anneleri öldükten sonra Remziye hanım kardeşine evladı gibi bağlanmıştı. Aralarında yedi sekiz yaş olmasına karşılık, ablalık rolünü annelik rolü ile değiştirince, bundan da geri adım atamamıştı bir türlü. Makbule hanımla evleneceği zaman da itiraz etmiş, kendi çevresinden bulduğu bir çok adayın olduğunu söylemişti. Durumları kötü olmasa da, Makbule hanımın ailesi, Rasim beyin ailesinden bir nebze daha varlıklı bir aileydi. Remziye hanımın da ilk söylemi, “Bu kız yoktan anlamaz!” olmuştu bu nedenle. Bir kadının para kazanan ve onu karısından esirgemeyen bir erkekle mutlu olacağı fikrini aklına ilk sokan ablasıydı aslında. Rasim beyin de Makbule hanımdan önce bir beraberliği olduğu söylenemezdi. Her zaman yumuşak başlı ve çekingen olduğundan birilerinden hoşlanmış olsa bile uzaktan uzağa bakmakla yetinmişti. Baskın bir anne rolündeki ablayla yaşamak, hayata karşı cesaretini kırmıştı. Sürekli koruyucu ve endişe üreten ablası, tüm iyi niyetine rağmen Rasim beyi epeyce zorlamıştı. Makbule hanımı ilk gördüğünde, gökyüzündeki bütün yıldızları saçlarında taşıdığını düşünmüştü, bir yaz günü giydiği mavi çiçekli elbisesinin omuzlarına dökülen saçlarından yayılan ışıltı kalbini öyle hızlı doldurmuştu ki, ışığa uçan bir pervane gibi etrafında dolaşarak ömrünü tüketmek için büyük bir istek duymuştu. Onu daha uzaktan gördüğü ilk gün, “İşte benim evleneceğim kız!” dediğini biliyordu.
Makbule hanım, Rasim beylerin evine yakın bir komşularına ziyarete gelir giderdi. Mine hanım o zamanlar evli olduğundan onu aileler işin içine girene kadar tanımamıştı. Görüştükleri ailenin oğlu Rasim beyin arkadaşı olduğundan, tüm çekingenliğine rağmen o kızın kim olduğunu öğrenmek için yanıp, tutuşmuş, babasının uzaktan akrabalarının kızı olduğunu öğrenince de, arkadaşına onunla tanıştırması için neredeyse yalvarmıştı. Ancak arkadaşı da uzaktan akraba kızı olan Makbule hanıma çocukluğundan beri aşık olduğundan bu ricayı olumlu karşılamadığı gibi, Rasim beyi mahallenin kızına, namusuna göz dikmek gibi olmadık bir suçlamayla azarlayıvermişti. Birini görüp de aşık olmak, neden namus meselesi haline gelsindi? Rasim bey arkadaşının da aynı kıza boş olmadığını anlamayacak kadar aptal değildi, böyle bir engeli aşıp da o kıza nasıl ulaşacağını kara kara düşünürken, bir gün şans yüzüne gülüverdi ve taksi ile ziyarete gelen Makbule hanım, inerken tökezlediği için düştü ve iki dizi de kanamaya başlayınca, güzel gözlerine dolan yaşlarla onu fark edip, kalkmasına yardım etmesi için elini uzattı. Bir film sahnesi kadar romantik olan o an, Makbule hanımın dizinden akan sanki kendi kanıymış gibi Rasim beyin canını yakmıştı. Uzatılan bu zarif eli tutmakla kalmamış, taksicinin yardım etmek için inip, şaşkın bakışları arasında, onu kucakladığı gibi koşa koşa yakındaki eczaneye götürmüştü. Böyle bir şeyi beklemeyen Makbule hanım da, tanımadığı bu delikanlının kucağında eteği açılıp orası burası gözükecek diye panik yapmaktan, ne ara eczaneye girdiklerini bile fark edememişti. Eczacı Makbule hanımın dizlerini temizlerken, o da Rasim beyi incelemiş, sanki onun dizine yakıcı ilaçlar sürülüyormuş gibi pamuk her değdiğinde suratının aldığı o içten acıya bakakalmıştı. Yaralar temizlenip sarıldıktan sonra, az önceki kucaklamanın mahcubiyetiyle iyi olup olmadığını soran Rasim beyin gözleri yerden hiç kalkamamıştı. Konuşa konuşa misafir gelinen evin kapısına kadar yürümüşler, o günden sonra da Makbule hanım her geldiğinde onu görebilmek için etrafa bakınmaya başlamıştı. Bir sonraki karşılaşmaları yine aynı sokakta, Rasim bey ablası ile alışverişten gelirken yaşanmıştı. Remziye hanım Makbule hanımı uzaktan incelerken, kardeşinin şekilden şekle girip, gözlerini ondan alamadığını fark edince anlamıştı halini.
“Kim bu kız?” demişti doğrudan
Rasim bey de anlatmıştı olanları ve Makbule hanımın yanına gelince, nazikçe dizlerinin iyileşip, iyileşmediğini sormuştu. Makbule hanım o gün için tekrar tekrar teşekkür ederken, Remziye hanım araya girip, kim olduğunu, niye geldiğini, kimlerden olduğunu ayak üzeri öğrenivermişti. Taksilerle gezip, üzerinden başından varlıklı olduğu anlaşılan bu kızın kardeşi üzerinde bıraktığı etkinin sahte bir büyüden ibaret olduğunu düşünüyordu.
Ancak zaman bu sahte büyünün gerçek olduğunu ve Rasim beyle, Makbule hanımın birbirine olan ilgilerinin de geçici olmayacağını ortaya çıkardı. Makbule hanım, Remziye hanımla olan karşılaşmada bir sonraki ziyaretin gün ve saatini de söylemiş, Rasim bey de bunun yeniden görüşmek için bir mesaj olduğunu hemen anlamıştı. O gün, o saate taksi kapıya yanaşana kadar beklemiş, Makbule hanımın kapısını açıp, yine düşmemesi için elinden tutup yardımcı olmuş, ayak üzeri bir sonraki gelişte Makbule hanımın taksiden farklı bir yerde inerek biraz sohbet edebileceklerine karar vermişlerdi. Evlenme teklifi ile neticelenen bu süreç Remziye hanımın kontrolünden uzakta geliştiğinden, Remziye hanım kardeşinin o kızla evleneceğini duyunca neye uğradığını şaşırmıştı. Oysa o çoktan kardeşi için uygun adayları hazırlamış, ailelerini araştırmış, Rasim beye sadece seçmeyi bıraktığı için kendini çok rahatlamış ve iyi hissetmişti. O sıralar kendisi evli ve iki kızı da doğmuş olduğundan, kardeşini bu fettan kadının büyüsünden kurtaramadığından yakınırdı hep. O boşlukta Makbule hanım, kardeşini kandırıp, hayat arkadaşı olmaya ikna etmişti maalesef.
Remziye hanım, kardeşini ne yaptıysa caydıramayınca, sırf uzakta olsunlar da yürümesin diye bir tanıdıklarının vasıtasıyla tır şoförlüğü işine ikna etmişti. Bu kızın yaşam tarzını sürdürmesi için Rasim beyin kazancı önemliydi, ayrıca yakından bir ev tutacakları için, onun olmadığı dönemlerde karısına sahip çıkma işi de yine Remziye hanım da olacaktı. Daha nişanlılık dönemlerinde bile Makbule hanım olur da bir temizlik gününe denk gelirse, üzerinin başının düzgünlüğüne aldırmadan, eline bir bez tutuşturur, “Sen de şuraları al hadi!” diyerek kendince ona hakimiyetini ilan ederdi. Nursel ve Birsen henüz küçük olduklarından masal prensesi gibi bu ışıl ışıl genç kadına ilgi gösterirler, Remziye hanım kızlarının ona göre bu lüzumsuz ilgilerine sinir olurdu. Kocası bile, kardeşinin çok başarılı bir eş seçimi yaptığını söyleyince, kavga çıkarmıştı. İki elbise, bakımlı saçlarla nasıl en iyi eş olunuyordu acaba? Yıllardır kocası, çocukları ve kardeşi için kendini parçalarken ona hiç böyle iltifatlar edilmemişti.
“Böyleleri hep daha kıymetli olur zaten!” diye söyleniyordu komşularına. Daha Makbule hanım ailelerinin bir parçası olmaya başlamadan tüm mahalleye kardeşini ağına düşüren bu kızın namı yayılmıştı. Tabi Makbule hanımların uzaktan akrabası olan ve aşık olduğu kızı Rasim beye kaptıran arkadaşı da kendi kulislerini yapıyordu. Mahalleli bir yandan arkadaşının sevdiği kıza göz koyan Rasim beyi dinlerken, diğer yandan melek yüzlü şeytan olarak anlatılan yeni gelinin dedikoduları yayılıyordu.
Rasim beyin gözü Makbule hanımdan başkasını görmediği için söylenenleri de, yapılanları da zerre kadar umursamıyordu. Hayatında ilk defa bu kadar mutlu hissediyordu ve tahmininden erken gelişen bu evlilik durumu yüzünden ablasının bulduğu bu işe girmekten başka çaresi de yoktu. Daha evliliğin başında böyle uzak işlere gitmek hiç içine sinmiyorsa da, Makbule hanım onu gözünün arkada kalmaması için sakince ikna ediyordu. Önlerinde koca bir ömür vardı ve zaman mutlaka karşılarına daha iyi fırsatlar çıkaracaktı.
(devam edecek)