Çıkmaz yollar – Bölüm 9

“19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!”

Kadın sinirle pencereyi kapatıp içeri girince, Rasim bey de pencerenin önünde kalakaldı. Makbule hanım kız kardeşinin taşındığından hiç bahsetmemişti. Gerçi belki de aklına gelmediği için söylememişti. İyi de nereye taşındığını nasıl bilecekti şimdi? Telefonunu çıkarıp baldızını yeniden aradı ama yanıt alamadı. Esnaftan belki bilen olur diye arabasını park ettiği yerin yakınındaki bakkala doğru yürüdü. Ne bakkal, ne yanındaki yufkacı Mine hanımın nereye taşındığını, hatta taşındığını bile bilmiyorlardı. Yeniden binanın önüne gidip, bilse bilse karşı komşusu bilir diyerek onun ziline bastı. Kapı açılınca, yukarı çıktı.

Kapı aralığından geleni görmeye çalışan komşu kadın, Rasim beyi görünce hatırlar gibi oldu. Daha önce Makbule hanımla, komşusuna gelip gittiklerini görmüştü.

“Kusura bakmayın!” dedi Rasim bey, “Baldızıma uğrayayım dedim ama alt komşu taşındığını söyledi!”

Komşu kadın, onun haberi olmamasına biraz şaşırdığını belli ederek, “Taşındı evet! Daha güzel bir ev bulduğunu söyledi!” dedi.

“Görüşüyor musunuz peki? Size söyledi mi nereye taşındığını?”

Adamın haberi olmamasını şüpheli bulan kadın “Yok, taşındıktan sonra hiç haber vermedi!” diye yanıtladı soruyu, “Karınız bilmiyor mu?”

“Ben uzun yol şoförüyüm karım ben yokken kardeşine geleceğini söylemiş kızıma, ben de sürpriz yapayım dedim ama taşındığından haberim yoktu!”

“Bilmiyorum, karınızı da görmedim, Mine hanım da gittikten sonra hiç arayıp sormadı”

Rasim bey çaresiz teşekkür edip, indi aşağıya. Komşu kadın Mine hanımın nereye taşındığını gerçekten bilmiyordu ama akrabadan birinin bilmemesinden rahatsız olduğu için zaten bilse de söylemezdi. Televizyonlarda ne haberler duyuyorlardı. Mine hanımın durup dururken taşınmaya kalkmasına da bir anlam verememişti zaten. İnsan bunca yıllık komşusuna doğru dürüst bir veda etmeden çeker gider miydi?

Yeniden sokağa inen Rasim bey ne yapacağını bilemez vaziyette sağına, soluna bakındı. Başka kime ne sorsa bilemiyordu. Sonra Ayşenur’u aramaya karar verdi. Teyzesinin taşındığını o biliyordu belki de bu karmaşada söylemeyi unutmuştu.

“Hayır benim de haberim yok!” dedi Ayşenur şaşkınlıkla, “Annem hiç böyle bir şeyden bahsetmedi!”

“Allah Allah!” diye yanıtladı Rasim bey, “Ne yapacağım şimdi?”

Ayşenur da beklemediği bu durum karşısında şaşkındı, yurt dışında yaşayan kuzenleri ile de haberleşmedikleri için onların telefonları da yoktu.

Rasim bey kızının da diyecek bir şey bulamayacağını anlayınca, “Buralarda sorayım bakayım ben yine de, seni ararım!” diyerek kapattı telefonu. Esnafa gidip muhtarın yerini sordu. Adresini başka yere aldırdıysa, muhtarın haberi olabilirdi. Geçerken taksi durağına da sordu ama onlar da bir şey bilmiyorlardı. Muhtar söylenen isim ve adresi kontrol etti, henüz adres değişikliği için bir başvuru yapan olmamıştı. Zaten yapılacaksa da gidilen yere başvururlardı.

Mecburen yeniden binanın önüne döndü, başka komşuların kapısını da çalmak istemiyordu. Karşı komşu ile alt komşu bilmiyorsa diğerlerinin de bileceğini sanmıyordu. Çaresiz bir şekilde arabasına bindi yeniden. Bütün gün araba sürmüştü ama burada da kalacak bir yeri yoktu. Mine hanımın Manisa’da olup olmadığı bile belli değildi, belki de başka bir şehre yerleşmişti. Biraz düşündükten sonra, yapacak bir şey bulamadığı için yeniden yola çıktı ama hem umudu kırılmış, hem de morali çok bozulmuştu. Kızını arayıp, dönüş yolunda olduğunu söyledi. Onlardan ses çıkana kadar beklemekten başka çare yoktu belli ki.

Ayşenur, telefonu kapatınca oturup uzun uzun ağladı tekrar, iki kardeş birden buhar olup uçmamışlardı ya. Eğer birlikte hareket etmişler ve bunca zaman gizli gizli plan yapmışlarsa durum gerçekten içler acısıydı.

Rasim bey eve döndüğünde saat gecenin üçüydü. Ayşenur yorgun argın ve moralsiz gidip gelen babasını merak ettiği için uyumamış beklemişti. Zavallı adamın yüzünde giderken olan heyecan ve umuttan eser yoktu.

“Ne düşüneceğimi bilmiyorum artık!” dedi çaresiz bir şekilde, “Bütün bunların ne anlamı var! İki kardeş nereye kayboldular, ne çeviriyorlar benim aklım ermedi!”

Ayşenur’un da buna bir cevabı yoktu, hadi annesi birini buldu diyelim, teyzesine ne olmuştu? Hadi taşındı annesi de onlara bahsetmeye gerek görmedi veya unuttuysa, telefonlara neden cevap vermiyordu. Belki de kız kardeşini korumaya çalışıyordu kendince, gerçekten onların adına bir şeyler üretip neden aramak bile imkansızdı.

Bir şok da ertesi gün Rasim bey getirdiği parayı bankaya yatırmaya gittiğinde yaşandı. Makbule hanım giderken bankadaki tüm parayı da çekmişti.

Banka güvenliği, hesabın boşaldığını duyunca fenalaşan Rasim beye ambulans çağırmayı teklif etse de, kabul etmedi. Biraz toparladıktan sonra eve döndü. Ayşenur okula gittiği için evde değildi.

Ozan günlerdir onunla görüşmek istiyor ama Ayşenur her seferinde bir bahane bulup onu erteliyordu. Sonunda Ozan’da gerilip, ilişkiyi bitirmek isteyip istemediğini sorunca ona evde bazı sorunlar olduğunu, ancak şimdilik paylaşmaya hazır olmadığını söylemek zorunda kalmıştı. Gelecekte karı koca olmayı planladıkları halde Ayşenur’un bir şeyler saklıyor olması, Ozan’ı pek mutlu etmese de, saygı gösterip, o arayıp, sorana kadar bir daha aramayacağını ama bekleyeceğini söyledi.

Remziye hanım kardeşinin artık dönmüş olacağını bildiği için aradığında, Rasim beyin sesinden hiç iyi olmadığını anlayınca, hemen koşup onlara geldi. Rasim beyin artık olanları saklayacak hali yoktu. Bildiği kadarını kız kardeşine anlattı. Remziye hanım o kadar öfkelendi ki, bir süre kendi öfkesini dışa vurduktan sonra, giderek rengi solup, göğsünü tutan kardeşinin halini görünce toparlandı ve onunla ilgilenmeye başladı. Kolonya ile bileklerini ovdu, yakasını gevşetti. Rasim bey toparlanır gibi olsa da, iyice paniğe kapıldığı için kocasını aradı. İkisi beraber Rasim beyi bir hastaneye götürdüler. Strese bağlı bir kalp spazmı geçiriyordu. Kardeşinin halini görüp daha fazla üzerine gidemeyen Remziye hanım, doktorlar onu içeri alınca kocasına söylenmeye devam etti. Adamcağız da ne olduğunu anlayamamış, şaşırmış kalmıştı.

“Rasim toparlansın, karı koca arasında olur böyle şeyler. Konuşur hallederler!” deyince, Rasim beyin anlatırken bahsettiği ev planı ve giden paraları kastederek, “Neyi halledecekler, kardeşimi soyup, soğana çevirmiş! Daha da ortaya çıkar, Rasim de affederse vallahi, yedirtmem ben kardeşimi!” diye söylenmeye başladı.

Doktorlar, Rasim beyin yanına girebileceklerini söyleyince, konuşmayı kesip hemen gidiler. Rasim bey, Ayşenur eve gelince telaş eder diye kardeşinden aramasını rica etti. Görünüşe göre o geceyi hastanede geçirmesi gerekecekti.

“Abla kız zaten kahrolmuş kaç gündür, yalnız bırakma sen olur mu?” diye de tembihledi.

Ayşenur, halası aradığında daha okuldan dönmemişti, önce annesinden bir haber almış olabileceğini düşünerek açsa da, babasının fenalaştığını duyunca hemen okuldan çıkıp hastaneye geldi. Gece de babasının yanında kalmak için ısrar edince, Remziye hanım ile kocası mecburen döndüler.

Annesinden sonra bir de babasını kaybetme düşüncesi, Ayşenur’u mahvetmişti. Onu daha da üzmemek için ağlamamaya çalışıyordu ama elinde değildi. Elinden geldiğince havadan sudan konuşmaya çalışıp, sonra tuvalete gitme bahanesi ile koridora kaçıyor, göz yaşlarını toparlayınca geri içeri giriyordu. Rasim bey kızının ağladığını anlıyordu elbette, o kadar dermansız düşmüştü ki bir anda, bir şey olup, kızının tek başına kalacağı korkusu onu da sarmıştı iyice. Son çalıştığı işten kazandığı parayı bankaya yatırmamış, getirip eve koymuştu. Ayşenur’a parayı koyduğu yeri söyledi. Ayşenur babasının fenalaşma sebebinin bankadaki paranın da gitmiş olduğunu anlaması olduğunu ancak o zaman öğrendi. Artık uyuşmuş gibi şok da olsa, duyduklarına tepki veremeyecek hale gelmişti. Bir anda kontrol edemediği bir kahkaha krizine girince, babasına karşı kendini suçlu hissettiği için bir şey söylemeden yine koridora kaçtı. Kapının önündeki sandalyeye oturup, gözlerinden yaşlar aka aka gülerken, hemşire durumu fark edip yanına geldi. Ona bir bardak su verdikten sonra, tansiyonunu ölçtü. Ayşenur iyi olduğunu söyledikten sonra da yerine döndü. Ayşenur da babasının yanına girdi. Rasim bey bitkinlikten uykuya dalmıştı. Sabah olana kadar babasının baş ucunda oturdu.

(devam edecek)

Yorum bırakın