Rasim bey, Makbule hanımın kız kardeşine ulaşmaya çalışırken, Ayşenur’da annesinin söylediklerini babasına nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Eniştesi yıllar önce vefat ettiği ve teyzesi evde tek yaşadığı için arayacak başka kimse yoktu.
“Tamam sabah yola çıkarım ben!” dedi Rasim bey şaşkın yüz ifadesi ile, “Sana bir şey demedi mi giderken?”
“Dedi!” dedi Ayşenur. Aylar sonra babası ile kavuşmuşlardı ama karşılaşır karşılaşmaz konuşacakları ilk konu ne yazık ki annesinin gidişiydi.
Yine de babasını üzmemek için annesinin başka biriyle gittiğini söyleyemedi. Diğer söylediklerini göz yaşları içinde anlattı. Rasim bey kızı ağlamaya başlayınca onun günlerdir yaşadığı stresi anlayabildi ve hemen sarıldı sıkıca. Büyük hayallerden sonra öylesine şoka girmişti ki, Ayşenur’un da aynı yükü sırtlandığını anlaması biraz zaman almıştı. Üstelik günlerdir onu üzmemek için kıvranıp duruyordu zavallı kız.
“Sen merak etme, annenin haklı olduğu yerler var! Ben yarın sabah yola çıkarım, dönüşte de onu alır gelirim. Yine her şey planladığımız gibi güzel devam eder!”
Ayşenur babasının kollarında ağlarken, annesinin hayatındaki diğer kişiyi duyduğunda neler hissedeceğini düşündü ama sesini çıkaramadı. Belki de annesi sahiden ikna olur, diğer adamdan hiç bahsetmeden, geri gelirdi. Burnunu çekerek babasının göğsünde biraz daha durdu. Günlerdir bu güvenli sarılışa o kadar ihtiyacı vardı ki, bırakmak istemiyordu. Rasim beyin de gözleri dolmuş, karısının söyledikleriyle dolu bir düşünce alemine sürüklenmişti.
“Halama söyleyemedim!” diye inledi Ayşenur.
“İyi yapmışsın!” dedi Rasim bey de, ablası o gelmeden bunu öğrenmiş olsa, yol boyunca arar Rasim beyin başının etini yerdi, “Ben hallederim onların haberi bile olmaz! ” dedi tekrar sevgiyle, “Annen bir daha gitmeyeceğimi duyunca, hele de evimizi alacağımızı duyunca heyecanlanır çocuk gibi unutur bunları! Sen söylemedin değil mi bir şey?”
“Şey! Aslında söyledim!” dedi Ayşenur suçlu, suçlu, annesini kalmaya ikna etmek için söylemişti.
Rasim beyin umudu biraz daha kırılsa da, kızına bir şey belli etmedi, “Olsun, benden duyunca farklı olur!”
Sonra babası ile birlikte mutfağa girip, bir şeyler hazırladılar. Babasının varlığı Ayşenur’a iyi gelmişti, Manisa’ya gidip annesini getireceğine de inancı vardı. Telefonu açmıyor olsalar da, en azından kapıyı açmak zorunda kalırlardı. Aslında o da babası ile gitmek istiyordu ama bunun karı koca baş başa çözecekleri bir mesele olduğunu düşündüğü için babasına söylemedi.
O gece içi biraz daha rahatladığı için erkenden uyuyup kaldı. Rasim bey, sabaha kadar oturdu salonda tek başına. Karısını bu noktaya getirecek kadar kırdığını, ihmal ettiğini hiç düşünmemişti. Ayrılık tabi ki zordu, her şeyi onun sırtına yükleyip, para kazanmaya gitmişti ama kazanılan para ile aile sevgisi ve güvenini beslenmiyordu. Onun halini anlamış olsa, bu son yolculuğa bile çıkmazdı. Makbule hanım bu kararı bir iki gün içinde almamıştı muhakkak. Dönmesine bu kadar az bir zaman kalmasına rağmen beklemeden gittiğine göre, epeydir hesapladığı ve sonunda karar verdiği bir durumdu. Mutlaka karısını ikna etmenin bir yolunu bulacağına inanıyordu. Yaptığı bütün hataları telafi edecekti. Makbule hanımı ikna etmesi zor olsa bile, kocasının yüzünü görünce dayanamayacağını düşünüyordu. Onların aralarındaki aşk öyle mesafelerle kopacak bir şey değildi, yorulmuştu Makbule hanım sadece, biraz kafasını dinleyip, toparlanınca, geri dönmesi gerektiğini mutlaka anlayacaktı.
Sabah erkenden yola çıkmak istediği için, mutfağa girip kızına bir kahvaltı hazırladı, çayı demledi. Kendisi de bir şeyler yedikten sonra Ayşenur’un kapısını tıklatıp odasına girdi ve yanağından öperek, yarı uyanık olan kızına, “Ben çıkıyorum, inşallah annenle döneceğim!” diye fısıldadı. Ayşenur yataktan doğrulup, sıkıca sarıldı babasına. En çok istediği şey ikisinin birlikte geri dönmesiydi.
“Halan ararsa döndüğümü söyleme!” dedi Rasim bey, ben önce annenle konuşayım.
“Tamam! Habersiz bırakmayın beni!” dedi sonra ağlamaklı bir sesle.
Rasim bey kızına bir kez daha sarılıp, öptükten sonra gitti. Ayşenur yatağın içinde oturdu biraz. Babasına diğer adamdan bahsetmediği için iyi yaptığını düşünüyordu ama oraya gidince ikinci bir şok yaşayacaktı şimdi. Geceden beri ikisi de annesini aramışlar ancak artık hattın kullanımda olmadığı sinyalini almaya başlamışlardı. Annesinin onları görmek bir yana, konuşmak bile istemiyor olması gerçekten içini acıtıyordu.
Rasim bey, karısını şehirde olduğunda gezmeye götürmek için aldığı arabasının brandasını açıp, hemen yola çıktı. Bu arabaya her zaman Makbule hanım ile binerlerdi. Makbule hanım ya da Ayşenur henüz araba kullanamadıkları için o yokken üzeri örtülü olarak bekliyordu. Arada bir apartman görevlisi anahtarı alıp, aküsü boşalmasın diye olduğu yerde çalıştırıyor sonra anahtarı geri getiriyordu. Rasim bey, artık hiç gitmeyeceği için karısına ve kızına araba kullanmayı da öğretmeyi hayal etmişti. Ayşenur zaten istiyordu, yaşı da gelmişti ama Makbule hanım “Sen kullanıyorsun işte yeter!” diyerek itiraz ediyordu. O taksiye binmeyi seviyordu kocası yokken, gelince de bu araba ile ikisi birlikte gidiyorlardı her yere.
Şimdi yan koltukta karısı olmadan yolculuk etmek Rasim beyin içini iyice acıtmıştı ama dönüşte yine birlikte olacakları ve kafasını çevirdiğinde yan koltukta karısının güzel yüzünü göreceğinin hayali ile kendini avunmaya çalıştı. Baldızının bile telefona cevap vermiyor olması aklını kurcalıyordu. Yol boyunca düşüne düşüne sonunda akşama doğru Manisa’ya vardı. Baldızı, kocası ölüp, çocukları da yurt dışına gittikten sonra birlikte yaşadıkları büyük evi satmış, paranın bir kısmı ile kendine kadar iki oda bir salon küçük bir ev almıştı, eski bir ev olsa da, paranın çoğunu bankaya yatırmak daha çok işine gelmişti. Sonunda ev çocuklarına kalacaktı, kalan para ile de o hayatını geçirmek zorundaydı, kocasından bağlanan maaş ile çocuklarının her ay yolladıkları paralar da eklenince, bankadaki paraya neredeyse dokunmadan yaşamaya başlamıştı. Rasim bey dar sokakta arabayı park edecek yer bulduktan sonra inip, binaya doğru yürümeye başladı. Kafasını kaldırıp, salon camına bakınca, perdelerin olmadığını gördü ama temizlik zamanı, cam silinince, Makbule hanım da gelen kadına perdeleri indirtip yıkatırdı.
Üç katlı binada toru topu yedi daire vardı. Bina ana kapısına gelip, baldızının ziline basıp beklemeye başladı. Arada bir de kafasını kaldırıp, belki kapıya gelen kim diye camdan bakan olur diye kontrol ediyordu. Bir kaç kez basıp bekledikten sonra kapı açılmayınca, iki kardeşin dışarı çıkmış olabileceklerini düşündü. Karşı kaldırıma geçip, beklemeye başladı. Girişin hemen üzerinde olan dairenin penceresi oradan daha net görünüyordu. Tavandaki avizenin de olmadığını fark edince içine bir kurt düştü. Pencerenin hemen önündeki kanepenin sırtı da gözükmüyordu ama temizlik için onu çekmiş olabilirlerdi de avizeyi niye söksünlerdi.
Zaten evde geçirdikleri vakit sınırlı olduğundan, karısı ile birlikte sık sık baldızına gelemezlerdi. Eğer Makbule hanım kardeşini özlediğini söylerse, Ayşenur ile ikisini kendi yola çıkmadan gelip buraya bırakır, sonra kendisi dönüp, tırı alır yola çıkardı. Bu gelişlerinde bazen bir gece kalır, bazen de hiç dinlenmeden geri dönerdi. Uzun yol şoförü olduğundan yolculuklarla ilgili bir sorunu yoktu.
Gözü pencerede dalgın dalgın dururken, alt kattaki kadın pencereyi açıp, elindeki masa örtüsünü çırpmaya başladı. Kadını tanımasa da, hemen yanaşıp, üst kata geldiğini ama evde kimseyi bulamadığını söyledi. Kadın Rasim beyin kim olduğunu bilmediği için ters ters baktı yüzüne, tam içeri girecekti ki, Rasim bey atılıp üst komşunun eniştesi olduğunu karısının da burada olduğunu ve onu almaya geldiğini söyledi.
“Karını bilmem ama Mine hanım geçen hafta taşındı!” dedi kadın aynı terslikle.
“Taşındı mı? Peki nereye taşındı biliyor musunuz?”
“Onu karına sor ben ne bileyim? Kardeşi miyim?” diyerek hızla içeri çektiği masa örtüsünün arkasından pencereyi pat diye kapattı kadın.
(devam edecek)