“Annem geldi ama biraz yorulmuş sanırım, uyuyor şimdi” diye yanıtladı Ayşenur babasını.
“Hasta falan da bana mı söylemiyorsunuz Ayşenur?”
“Yok babacığım hasta değil, dedim ya yorulmuş, uyanınca aratırım ben seni!” diyerek babasını zor ikna etti Ayşenur. Telefonunu da yapılsın diye bıraktığını söylemek zorunda kaldı. Tüm bunları söylerken gözlerinden inen yaşları babası fark etmesin diye sürekli dişlerini sıkmak zorunda kalıyordu.
Rasim bey kızının sesindeki huzursuzluğu hissedecek kadar duyarlı bir adamdı. Ayşenur’un ondan sakladığı bir şey olduğundan emin olsa da, onu daha fazla zorlamamak için kapattı ama içini kaplayan sıkıntıya engel olamadı. Dönüş yolundaydı, son bir alım yapıp, mal getirmesi gerekiyorsa da, eve bir kaç gün daha erken dönmek için, arayıp, acilen eve dönmesi gerektiğini ve alımı yapamayacağını bildirdi. Rasim beyin güvenilir taşımacılığından emin olan müşterisi, zorda kalmasa böyle bir şey yapmayacağı için bir şey diyemedi. Rasim bey kendi yerine boş olan bir başka arkadaşını ayarlamış, müşterisinin de işinin aksamamasını sağlamıştı. Telefonla halledeceği işleri hallettikten sonra mola yerinde bir çorba içtikten sonra hemen ayrıldı. Bir an önce eve gidip neler olup bittiğini kendi gözleri ile görmek zorunda hissediyordu. Tam yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişken Makbule hanım gerçekten hasta mı olmuştu acaba?
Yine de edemeyip, karısının hoşlanmayacağını bilse de, ertesi sabah ablasını da aradı. Ayşenur’un sesinin biraz kötü geldiğini karısının rahatsızlandığından şüphelendiğini, iki güne zaten eve döneceğini ama o zamana kadar içi rahat etsin diye gidip bakmasını rica etti.
Remziye hanım telefonu kapattıktan sonra “Kocası geliyor ya naz yapıyor gene kesin!” diyerek söylense de, kardeşinin içi rahat etsin diye hazırlanıp çıktı evden. Zaten evleri uzak olmadığından konuşmanın ardından yarım saat sonra kardeşinin kapısının ziline basıyordu.
Ayşenur delikten bakıp da halasının geldiğini görünce, hızlıca yüzünü gözünü toparlamaya çalıştı ve açtı kapıyı.
“Kızım alışverişe gidiyordum da, geçerken bir uğrayıp kahve içeyim dedim!” diye gülümsedi Remziye hanım, Rasim bey benim yolladığımı söyleme diye tembih etmişti telefonu kapatmadan.
“Tabi hala, buyur gel! Yalnız annem evde değil!” dedi Ayşenur tedirgin olarak.
“Nerede gene? Vallahi bu hayatı annenle siz yaşıyorsunuz kızım!” diyerek içeri girdi halası.
“Bir işi vardı da, telefonu da bozulmuş, onu vermişti dün. Yapılmış mı diye bakmaya çıktı!” diye yanıtladı Ayşegül. Halası onlara sık uğramazdı. Makbule hanımın, gezmeyi sevip, eve pek misafir sevmediğini biliyordu. Rasim bey de karısı zaten yoruluyor, misafirle de yorulmasın diye o çağırmadıkça eve kimseyi davet etmezdi.
“Ara da söyle madem geldiğimi, yakınlardaysa gelmişken onu da göreyim!” dedi Remziye hanım koltuğa yerleşirken.
“Nasıl arayayım halacığım, telefonu bozuk dedim ya!”
“Neyse gelir o zaman belki birazdan! Haydi sen yap kahvelerimizi madem!”
“Tamam hemen yapıyorum!” diyerek mutfağa koşturdu Ayşenur. Babasına yalan söylemiş olmak zate berbat hissettiriyorken şimdi bir de halası çıkıp gelmişti. İçine mi doğuyordu kadının ne?
Kahveleri yapıp, gelip halasının karşısındaki koltuğa oturdu.
“Senin de rengin solmuş, hasta falan mısın yoksa?”
“Yok hala, sınavlar falan vardı okulda, geceleri ders çalıştım biraz bu arada ondandır!”
“Vitamin falan al! Annen gezmekten fırsat bulursa bir kelle paça çorbası yapsın sana!”
“Yapıyor hala merak etme!”
“E! Baban da geliyor az kaldı. Zavallı yıllardır uzaklarda, kolay değil! Sizin için yapıyor. Saatlerce direksiyon başında, git, gel!”
“Evet, babam çok yoruluyor gerçekten!” diyebildi Ayşenur sadece.
“İşin falan mı vardı pek durgunsun bu gün de?” dedi halası kahvesinden koca bir yudum alırken.
“Yok hala, dedim ya ders çalışıyordum. Nursel ablamlar, enişten, Birsen ablam nasıl iyiler mi?”
Halası kendi kızlarından bahsetmeyi pek sevdiği için uzun uzun anlattığı gündelik konuları dinledi sessizce Ayşenur. Bu arada kahveleri de bittiği için halasının gideceğini umuyordu.
“Hangi telefoncuya gitti annen uzak mı?” dedi Remziye hanım sıkıntıyla, kardeşine söylemek için bir laf alamamıştı henüz yeğeninin ağzından.
“Yok değil de, bir yere daha uğrayacaktı hemen geleceğini sanmıyorum!”
“Ayşenur anneni son gördüğümde biraz halsiz gibiydi kızım, bir şeyi yok değil mi? Hani bak doktora falan gitti de söylemiyorsan. Aileyiz biz, bak babanız da yok başınızda sizi bize emanet ediyor. Ben Makbule’yi bilirim kocası üzülmesin diye bize de söyletmemiştir sana!”
“Yok hala! Allah korusun, iyi annem çok şükür!”
“Pek dikkat edemiyorsunuz siz kendinize, bir adım ötedeyiz bak! Bir ihtiyacınız olursa hemen alo de sen bana! “
“Tabi ararım öyle bir şey olsa!”
“Hah! Bak kızım bu devirde ne varsa aileden var, elden yar olmuyor kimseye. Sen de genç kızsın, herkese güveneyim deme sakın. Şimdiki erkekler gezmek için kız istiyor. Aklını başına al!”
“Yok hala merak etme sen!”
“Var mı görüştüğün falan biri ha?”
“Yok hala!”
“Ah! Gençlik işte bir kulağınızdan giriyor, bir kulağınızda çıkıyor! Kardeşim başınızda duramıyor ki sahip çıksın size!”
Ayşenur iyice gerilmeye başlamıştı artık, “Halacığım biz kendimize sahip çıkıyoruz, senin için rahat olsun!” dedi ama annesinin yaptıkları aklına gelince az kalsın gözleri doluveriyordu.
“Neyse madem, annenin geleceği yok! Kalkayım ben alışverişi yapayım!”
“Tamam hala!” diyerek hemen ayağa kalkınca Ayşenur, Remziye hanım göz ucuyla bir bakış atıp, kalktı koltuktan.
“Dersini çalış bar sen de, zamanını aldım kusura bakma!” dedi çıkarken imalı imalı. Sonra da ayakkabısını giyip gitti.
Ayşenur kapıyı kapatınca derin bir “Oh!” çekti, şimdi en son katlanmak istediği insandı halası. Biliyordu kötü niyeti yoktu ama bu yargılayıcı, sorgucu tavrı gerçekten insanın ruhunu yoruyordu.
Halası çıkar çıkmaz hemen teyzesini aradı yine ama teyzesi telefonu açmadı.
“Acaba annem oraya gitti de, cevap verme diye tembih mi etti?” diye düşündü sıkıntıyla, sonra teyzesine mesaj atıp, cevap beklemeye başladı ama dönüş olmadı.
İki gündür okula gitmediğinden, derslerini de kaçırıyordu. Ders dinleyecek hali olmasa da, okulunda devam mecburiyeti olduğundan ertesi sabah, kendini toparlamaya çalışıp okula gitti. O gün dersi akşama kadardı kaçırdığı notları da alıp, sınavlardan önce tekrar yapması gerekiyordu.
Ozan’ın da sınavları bitmiş, görüşmek istiyordu ama onu da babam gelecek annemle hazırlık yapıyoruz diye oyalamıştı. Her zaman buluşma isteğini sevinçle karşılayan Ayşegül’ün yorgun bir sesle ertelemesi, Ozan’ın da aklını karıştırdı, bir şeye gücendirdiğini sanmaya başladı. Eskisi gibi mesajlara da uzun yanıtlar vermiyor, sohbeti kısa kesip işi olduğunu söylüyordu.
O gün yorgun argın okuldan gelip evin ışıklarını yanar görünce annesi döndü diye düşündüğünden merdivenleri heyecanla çıkıp eve girdi.
“Anne?” dedi sesi titreyerek
“Ben geldim kızım!” dedi babasının sesi.
Rasim bey ablasından da bir şey öğrenemeyince, neredeyse dinlenmeden saatlerce yol yapıp, eve erken gelmişti.
İçeri girip babasının yüzündeki ifadeyi görünce, bir şeyleri sezdiğini anladı.
“Gitti mi?” dedi Rasim bey yorgun bir sesle.
Eve gelip, odaya girince, boş gardırop ve yüzüğü bulmuş, bir not bile bırakmayan karısının gittiğini anlamıştı ama inanmak istemiyordu.
“Ne zaman?”
“Bir kaç gün önce! Ben sana söyleyemedim, çok özür dilerim!”
“Dönecek mi?”
“Bilmiyorum!”
“Nereye gittiğini söyledi mi?”
“Teyzeme gideceğini söyledi ama teyzeme ulaşamıyorum dünden beri!”
Rasim bey bir şey demeden telefonunu çıkarıp, baldızını aradı hemen. Tavrından onun da ne yapacağını bilmediği anlaşılıyordu.
(devam edecek)