Çıkmaz yollar – Bölüm 6

Ayşenur göz yaşları içinde koca evin içinde kalakaldı. Babasına ne diyecekti? Onu şimdi arayıp söylese adamcağızın yüreğine iner, Allah korusun kaza bile yapabilirdi. Hırsla kalkıp, eline telefonunu aldı ve annesini aradı ama annesi cevap vermedi. Salon koltuklarının minderlerini hırsla oraya buraya savurduktan sonra kendini yeniden kanepeye bıraktı.

“Allah’ım bu bir kabus olsun ve gözlerimi açtığımda annem evde olsun lütfen, lütfen!” diye ağlayarak gözlerini kapadı ama ne yazık ki yaşadıkları gerçekti. Ozan’ı aramak istedi ama tam sınavlara girerken göz yaşları içinde onu ararsa, aklını karma karışık eder, emekleri boşa giderdi. Ayrıca annesinin bir başka adamla evlenmek için çekip gittiğini kime nasıl anlayacaktı? Halası aklına geldi, yıllardır o kadar çok böyle şeyler söylemişti ki, sonunda söyleye söyleye gerçek etmişti işte! Şimdi “Ben demiştim!” diye başlayacak ve yıllarca belki susmayacaktı.

Babası kesin giderdi annesinin arkasından, teyzesinin evi bilinmez bir yer değildi. Böyle düşününce, hemen telefonu alıp, teyzesini aradı, o mutlaka annesiyle konuşup onu ikna ederdi Böyle bir şeyden haberi olarak sessiz kalmış olabilir miydi?

Teyzesi dışarıda keyifli bir sohbette olduğunu belli eden bir ses tonuyla açtı telefonu.

“Efendim Ayşenurcuğum, nasılsın?”

“Teyze senin her şeyden haberin var mıydı?” dedi gergin bir sesle.

“Ayşenur? Kızım neyden haberim var mıydı? Ne oluyor?”

“Annemden teyze!”

“Ne oldu annene, bir şey mi oldu yoksa?”

“Teyze annem evi terk etti, size geleceğini ve babamdan boşanacağını söyledi. Bir başka adam varmış hayatında!”

“Ne?” dedi teyzesi şaşkın şaşkın, “Tövbe estağfurullah! Ne diyorsun kızım sen? Ne adamı?”

“Teyze yalvarırım annemle konuş!”

“Tamam! Dur iyice aklımı aldın, kapat bakayım sen! Makbule’yi arayayım hemen!”

Teyzesi de defalarca aramasına karşın, Makbule hanım telefonu açmadı. Bir saat teyzesinden haber alamayınca yeniden arayan Ayşenur, onun da sonuç alamadığını öğrenince, annesinin oraya gitmeyeceğini anladı. Teyzesi o kadar üzülmüş ve inanamamıştı ki, ilk otobüse binip yanına gelebileceğini söyleyince, Ayşenur “Yok teyze babam gelecek zaten! Daha haberi bile yok!” diyerek telefonu kapattı.

Evin içinde dört dönerek ne yapacağını düşünmeye çalıştı ama görünüşe göre yapabileceği hiç bir şey yoktu. Annesi belki yanıldığını anlar geri dönerdi ama bunu babası gelmeden önce yapsa iyi olurdu. Nasıl olup, hem babasını, hem onu, bütün hayatını ardında bırakıp bir başka adamın peşine giderdi. Üstelik de gözünün içine baka baka yalan söyleyerek. Gerçi teyzesi, dur bakalım “Öyle dediyse gelir belki!” de demişti. Manisa nereden bakılsa yedi, sekiz saat yol demekti. Otobüse binip telefonunu kapattıysa, ertesi sabah mutlaka bir haber alırdı.

Bütün gece sıkıntılı bir şekilde oturdu durdu. Annesi ararsa diye elinden telefonu bırakamıyor, iki dakika da bir aramdıysa da belki bir şey yazar diye kontrol ediyordu. Hatta beş altı tane de kendisi mesaj yazmıştı. Bırakıp, gidiyorsa bile kızını da hayatından tamamen siliyor muydu?

Ozan sınavının iyi geçtiğini yazan bir mesaj gönderdiğinde, bir şey belli etmemeye çalışarak cevap verdi. Daha gireceği ki sınav daha vardı. Babası da gelip, gerçekten neye doğru sürüklendikleri ortaya çıkana kadar ona bir şey anlatmamaya karar verdi. Sınavları bitse bile ailesinin şimdiden evleneceği kızın annesinin bir başka adam için evi terk ettiğini bilmelerini istemiyordu. Gerçi halası ve Nursel ablası duyduktan sonra eniştesinden duyacaklardı ama şimdilik güvendiği birinin desteğine ihtiyaç olsa da, babasının duyulmadan annesi ile arasını düzeltebileceğine inandığı için beklemeye karar verdi. Annesi de olmayınca, ev çok sessizdi. Kalkıp anne ve babasının odasına girdi. Gardırobun kapağı ardına kadar açık, annesine ait olan kısım neredeyse boştu. Her zaman kapağını açıp, hayranlıkla seyrettiği o güzel giysilerin hepsini toparlayıp yanına almıştı. Makyaj masasının üzeri de boştu, son kez bu aynanın karşısında makyajını yaparken dökülen, biraz pudra tozu ile kalemini düzelttiği bir ucu kararmış kulak pamuğundan başka bir şey yoktu. İçini kaplayan hüzne engel olmak için tam çıkacağı sırada, yatağın babasının tarafındaki komodinin üzerine bırakılmış evlilik yüzüğünü gördü.

“Ah baba! Şimdi ne yapacağız!” diye inledi kendi kendine. Babası her zaman yaptığı gibi akşam olmadan arayıp, sabah konuşmak için annesine ulaşamadığını söylediğinde, yutkundu ama şimdi kötü haberi duymasını istemediği için annesinin telefonunun bozulduğunu söyleyiverdi. Evde değildi, telefoncuya uğrayıp, oradan da bir arkadaşı ile alışverişe çıkacaktı.

“Hay Allah!” dedi Rasim bey, “Kızım niye bana da haber vermiyorsunuz, yüreğim ağzıma geldi!” dedi gülerek.

“Yok babacığım, merak etme, telefon hemen yapılmazsa ben sana yazar söylerim!”

“Tamam senin telefonundan konuşuruz sabah, gelince beni arasın da sesini duyayım bari!” dedi sevgiyle.

“Tabi!” dedi Ayşenur gözlerinden yaşlar inerek ama babasına bir şey belli etmeden telefonu kapatmayı başardı.

“Teyzem babamı arar bir şey söyler mi acaba?” diye düşündü sonra ama teyzesine ona henüz haber vermediğini eve sağ salim ulaştıktan sonra söyleyeceğini haber vermişti.

Canı ne okula gitmek, ne de birini görmek istiyordu. Saate baktı, annesi gerçekten teyzesine gittiyse, varmış ya da varmak üzere olmalıydı. Kendi şoklarından onu hemen aramayı akıl edemeyeceklerini düşündüğünden, teyzesine “Annem geldi mi?” diye mesaj yazdı. Gelen cevap olumsuzdu.

Gidip dolabı açtı, bir gün önce yaptığı yemeklerden biraz vardı. Ağzına bir peynir attıktan sonra dolabın kapağını kapattı. Canı hiç bir şey yemek istemiyordu. Annesinin söylediklerini düşündükçe durum gözüne daha da vahim görünmeye başlamıştı. Babası büyük bir heyecanla gelip annesine süprizini açıklamaya hazırlanırken olanları duyunca ne yapacaktı? Eğer annesi dönmezse ona teselli verebilecek miydi? Kendine verebilecek miydi daha da önemlisi. On sekizini yaşını geçmiş olması annesinin onları terk ettiği gerçeğini daha kolay kabul edeceği anlamına mı geliyordu. İnsanın hayatının her aşamasında ailesine ihtiyacı olurdu. Annesinin onu bahane ederek, babasına ve bu hayata katlanmış olduğunu ima etmiş olması çok içine oturmuştu. Anneliği görev gibi yapıp, görev süresi dolunca da emekli olup ayrılmış mıydı yani? Anlayabiliyordu, ilişkilerde bir şeylerin eksilmesi hiç görülmemiş bir şey değildi ama konuşarak karşılıklı bir çözüm aramak varken, bir başka adam uğruna her şeyi bırakıp gitmek neydi? Bari onu söylemeseydi diye düşünmeye başlamıştı artık. Madem gidecekti, bir başkasını bize tercih ettiğini niye söyledi ki?

Bir kaç saat daha zar zor oyalandıktan sonra bu defa teyzesini aradı ama telefon cevap vermedi. Duymamış olabileceğini düşünüp, bir daha aradı, belki de annesi gelmiş, hararetle konuşmaya başlamışlardı. Belki de öyle hararetli konuşuyorlardı ki telefonu duyduğu halde açmıyordu. Annesinin en azından oraya gitmiş olma ihtimali içini rahatlattı. İkinci aramaya da cevap alamayınca teyzesi onu geri arar diye beklemeye başladı. Teyzesi annesini geri dönmesi için mutlaka ikna ederdi, en azından babası ile konuşmaya ikna etse o da yeterdi. Rasim bey o koca yüreğiyle karısı ile konuşur mutlaka alıp getirirdi evine. Devam eden bir saat yıllar gibi geldi. Teyzesi iki aramasına karşılık henüz bir dönüş yapmamıştı. Bütün gece uyumadığı için üzerine çöken ağırlığa engel olamadı. Göz yaşları içinde salondaki kanepeye büzülüp, uyudu. Telefonun sesi ile yerinden fırladığından hava kararmıştı. Saate bakamadan teyzesinin aradığı umuduyla telefonu açtı.

“Kızım, annen gelmedi mi daha?” diyen ses babasına aitti.

(devam edecek)

Yorum bırakın