Rasim beyin dönmesine on günden az bir zaman kaldığı için Ayşenur, mutlu sürprizi annesine söylememek için zor duruyor, babası ile mesajlaşıp sürekli annesinin ne kadar sevineceğini konuşuyorlardı. Babası, halasını aramış, halası yine annesi hakkında bir sürü şey söylemişti ama Rasim bey her zaman ki gibi karısına güvendiğini ve ablasının endişelerinin yersiz olduğunu savunarak geçiştirmişti. Ancak bu son konuşmada Rasim bey kız kardeşinden kızının da annesi gibi olmaya başladığına dair lafı duyunca sinirlemiş, ablasına “Ben karıma da, kızıma da güveniyorum abla, lütfen artık dünkü çocukmuşum gibi bana nasihat etmeyi bırak!” diyerek sitem etmişti. Rasim bey kızı üzülmesin diye telefonda bunların hiç birini anlatmıyordu. Kızına güvenmese karısını da alıp, başka bir yere taşınmayı düşünür müydü? Ablasının bunları kötü niyetle söylemediğini biliyordu, annelerini erken yaşta kaybettikleri için ablası her zaman anne rolünü üstlenmek zorunda hissetmişti kendini ama artık o da babaydı ve ailesi karısı ve kızı olmuştu. Uzakta da olsa, hiç bir zaman geride bıraktıkları adına bu anlamda bir endişe taşımamıştı. Ablasından daha çok nasihat duymamak için karısını alıp, başka bir yere gideceklerine dair hayallerinden hiç bahsetmiyordu. Nasılsa hayata geçirdikleri zaman duyacaktı.
Ozan’ın sınav zamanı gelmişti, Ayşenur bir yandan annesi ve babası için heyecanlanırken, bir yandan da Ozan’ın stresini atıp, rahatlaması için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ayrıca sınavda başarılı olamasa bile bu sadece planlarını belki biraz ötelemelerine neden olurdu. Zaten daha Ayşenur mezun bile değildi. İkisi de hayatlarını kurmak için en doğru zamanda, en doğru şeyleri yaşayacaklardı.
Ozan mecburi hizmetine başlamadan önce hem Ayşenur’un ailesi ile tanışmak istiyor, hem de kendi ailesi ile Ayşenur’u tanıştırmak istiyordu. Makbule hanım ve Rasim bey de gitmeden, aileleri işin içine sokup, adı konulursa, herkesin içi daha rahat edecekti. Aileler tanışıp, yüzükleri takılırsa, Ayşenur, kendi ailesi gibi onun ailesine de güven duyar, kendini tek başına hissetmezdi.
Ozan’ın bu nazik düşünce yapısı Ayşenur’un çok hoşuna gidiyordu, tam olarak her zaman hayranlık duyduğu babası gibi bir eş adayı bulmuştu. Babası ile Ozan’ın iyi anlaşacaklarına hiç şüphesi yoktu bu yüzden. Bununla birlikte Ozan’ın ailesi ile eniştesinin ailesi uzaktan akrabaydılar ve görüşüyorlardı. Bu yüzden yüzükler de takıldıktan sonra ne halasının, ne Ozan’ın ailesinin ne de kendi ailesinin artık endişe duyacakları bir konu olmayacaktı. Ayşenur her zaman yaptığı gibi derslerine odaklanacak, Ozan’ın da hizmeti tamamlandıktan sonra o da mezun olma aşamasına geleceği için evleneceklerdi. Yalnız kaldığı dönemde Ozan uzakta olacağından kimsenin aklına da olumsuz düşünceler gelmesine gerek olacak şartlar oluşmayacaktı.
Ayşenur hayatında yaşanacak güzel gelişmelerinin hayallerine kapılmış, neşeyle eve geldiği bir akşam annesini salonda onu beklerken buldu. Kapının yanındaki valizlere gözü ilişince bir an için babasının geldiğini ve onların hiç zaman kaybetmeden evlerini almak için gideceklerini düşündü. Ancak ev babasının olmadığını hissettirecek kadar sakindi ve kapının girişinde babasına ait bir ayakkabı da görünmüyordu.
Annesinin yüzündeki ciddi ifade, onu huzursuz etse de, neşeyle gidip yanına oturdu, “Canını sıkan bir şey mi var? Bu valizler ne?”
“Sana veda etmek için bekliyordum!” dedi Makbule hanım sakin bir sesle.
“Ne vedası?”
“Sen artık kendi ayakların üzerinde duracak yaştasın, babanla çok güzel günlerimiz oldu ancak ne yazık ki gözden ırak olmak, özellikle evlilikte insanın içini soğutabiliyor!”
“Anne ne demek istiyorsun?” dedi Ayşenur endişeyle.
“Ben gidiyorum kızım, son bir iki ayda iyice düşünüp, taşındım. Önce Manisa’da ki ablamın yanına gideceğim. Babanla boşandıktan sonra da..”
“Boşanmak mı?”
“Evet, avukatla konuştum, baban geldiğinde mahkeme kararı da elinize ulaşmış olur! Boşandıktan sonra bir başkası ile evleneceğimi sana kendim söylemek istedim!”
“Anne sen neler söylüyorsun, ne boşanması, ne başkası ile evlenmesi, babam bir iki güne gelecek!”
“Biliyorum, onunla vedalaşmak için bekleyemem, bunlar telefonda da söylenecek şeyler değil. Her ne şekilde söylersem söyleyeyim zaten aynı şekilde hissedeceği için kimsenin bu eziyeti çekmesine gerek yok. Ben kararımı verdim. Bir süredir bana olmadığım kadar değerli hissettiren biriyle görüşüyorum!”
Ayşenur, duyduklarının şokuyla allak bullak olmuş, annesinin yüzüne bakıyordu.
“Boşanana kadar ablamlarla kalacağım. Sonrası da işte söylediğim gibi!”
“Peki ben ne olacağım?”
“Sen babanla yaşamaya devam edeceksin, artık on sekizini geçtiğin için velayet gibi bir durum söz konusu değil! Seni ben doğurdum, her zaman benim kızımsın elbette! Bunca zamandır ne kadar yanlız olduğumu en iyi sen biliyorsun. Babanı çok sevmeme rağmen bütün gençliğim küçük bir çocukla geçti. Sana elimden gelen her şeyi, yapıp vermeye çalıştım ancak benim de hayatım sınırlı ve artık o hayatı kendi istediğim şekilde yaşamak istiyorum!”
“Anne! Yapma, ne olursun! Bekle babamla konuşun, babam artık gitmeyecek bana söyledi. Sana sürpriz yapacaktı, her zaman istediğin o evi de alacak, hayal ettiğiniz birlikte yaşama kavuşacaksınız!”
“Biliyor musun insan hayallerine uzun süre tutunsa da, sonunda zaman bazı şeyleri değiştiriyor. Evet babanla böyle bir yaşam kurmayı çok arzu etmiştim ama o hep uzaklara gitti. Bir başka iş ya da başka bir deneyim düşünmedi. Her defasında göz yaşları ile onu uğurladım ve dönüşünü bekledim. Sen de artık kadınlığa doğru ilerliyorsun. Kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi taze tutan bir şeyler gerekir. Yıllar öncesinde başlayan sevgiye ve hayallere fırsat vermezsen, kendiliğinden sönüp gidiyor.”
“Yani artık onunla olmak ve o evde yaşamak istemiyor musun?”
“Bunu çok düşündüm, gitmemin nedeni bir başka adam gibi görünse de değil. Gitmemin nedeni, bu kadar güzel bir sevgiden sonra, devam ediyormuş gibi yaparak babana ve bana haksızlık etmemek. Tabi sana da! Baban çok iyi bir insan, belki onun da karşısına zamanla başka biri çıkar, hatta belki de o gittiği yerlerde vardır birileri!”
“Anne! Babamı tanımıyormuşsun gibi konuşma lütfen! Onun gözü senden başkasını görmediği gibi, aklı fikri daima bizimle biliyorsun!”
“Evet, belki de öyledir. Bir arada gün geçirmediğin birini zamanla tanıdığından bile şüphe etmeye başlıyorsun, insanlar değişiyor. Ben de değişiyorum ama baban hâlâ o ilk evlendiği kadın olduğumu sanmakta ısrar ediyor. O da değiştiğinin farkında değil!”
“Hayır! Yanılıyorsun, sen de, o da değişmediniz, bence derin bir boşluk yaşadığın için bunları söylüyorsun. Babam geldikten sonra ona bir fırsat daha vermeden, her şeyin böyle kolayca bitebileceğine nasıl karar verirsin!”
“İşin acısı da ne biliyor musun, baban yokken bitti içimdeki o alev. Bir süredir ben de kendimi senin söylediğin gibi ikna etmeye çalışıyorum. Şöyle düşün bir de yıllarca ayrı kaldıktan, alışkanlıklarımız, beklentilerimiz, tecrübelerimiz birbirinden ayrı bir seyir aldıktan sonra, hayal ettik diye her şey başlardaki gibi olabilir mi?”
“Neden olmasın? Denemeden nasıl bilebilirsin!”
“Bilmek istemiyorum Ayşenur. Yaşın ilerledikçe umarım benim yaşadıklarımı yaşamazsın ama sen de ne demek istediğimi anlayacaksın!”
“Hayır! Anlamayacağım. Hele ki babamı bir başka adam için bırakmaya karar vermeni hiç ama hiç anlamayacağım!” diye ağlamaya başladı Ayşenur, “Sen sadece babamı değil, beni de terk ediyorsun!”
“Anlamak ve düşünmek için önünde uzun bir zamanın olacak, ben sana karşı annelik görevlerimi bu yaşa gelene kadar elimden geldiğince en iyi şekilde yaptım. Bu yaştan sonra bir anne olarak sana vereceklerim bitti. Zaten sen de okulun bitince evlenip gideceksin ve kendi aileni kurduğunda, anne olma potansiyelini yaşamaya başlayacaksın. Annelik güzel bir şey ancak, bir evladın ömrünün sonuna kadar başında durma anlamı taşımıyor.”
“Kim o adam?” dedi Ayşenur hırsla.
“Kim olduğu önemli değil, bana ne hissettirdiği önemli. Benim adıma mutlu olmanı dilerim, ben de senin adına her zaman mutlu olacağım!”
“Hayır istemiyorum! Benim adıma uzaktan mutlu olmak için falan kendini yorma! Babam yıkılacak, ben mutsuz olacağım ve sen buna rağmen kendi mutluluğunu düşünüp gidiyorsun!”
Makbule hanım lafı fazla uzatsalar da bir anlaşmaya varamayacaklarından emin bir şekilde ayağa kalktı. Ayakkabılarını giyip, ceketini giydi ve son bir kez dönüp Ayşenur’a baktıktan sonra valizlerini alıp, çıkıp gitti.
(devam edecek)