Çıkmaz yollar – Bölüm 4

Rasim bey, döndükten sonra bankadaki paraya, getireceği yeni parayı ekleyip, hemen annesinin istediği yere gidebileceklerini söyleyince Ayşenur annesinin çok mutlu olacağını düşündü. Ozan’ın sınavlara sıkı hazırlanması gerektiği için artık daha da az görüştüklerinden annesindeki değişiklikleri fark etmeye o da başlamıştı. Makbule hanım erkenden hazırlanıp çıkıyor, eve geldiğinde ise çok yorgun olduğunu söyleyip, erkenden odasına kapanıyordu. Aslında mutsuz görünmüyordu ama nedense daha ilgisiz olmuştu. Eskiden kızı geldiğinde yesin diye yemekler hazırlarken, artık kendi başının çaresine bakabildiğini düşündüğünden ya yapmıyor ya da günlük yapmak yerine hemen bitmesin diye neredeyse bir haftalık yenecek ölçülerde pişiriyordu.

Rasim bey Makbule hanımın sıkıntısını çözememiş olsa da, kızıyla dertleşirlerken, “Aman anneni üzme, yorgun hissediyor demek ki haklı! Yıllardır her şeyi tek başına göğüslüyor, bıktı belki, sen yapıver kızım!” diyordu.

Baba kız bir süredir Makbule hanımın tükenmişlik sendromu gibi bir şey yaşıyor olabileceğine kanaat getirmişlerdi. Ayşenur da babasını üzmemek için annesini evde rahat ettirmek için elinden geleni yapmaya başlamış, onun babası gelip de sürprizini yapınca ne kadar mutlu olacağını hesaplıyordu. Hele gidip de yaşayacakları evi aldıktan ve oraya taşındıktan sonra çabucak düzelirdi. Şimdi kendisi de Ozan’ı çok özlediği için babasına söylemese de annesinin de onu özlüyor olduğundan emindi ki, hayatları birbirlerini çok sevmelerine rağmen özlemle geçmişti. Babası gelip de her şeyi istedikleri gibi hallettikten sonra artık hiç hasret duymadan ömürlerinin sonuna kadar birlikte olabileceklerdi. Ayrıca onun artık kendi başına bu evde kalıp, yaşamını idare edebileceğine güvenmelerine de çok sevinmişti. Bu kadar güven kazandığına ve herkes çok mutlu olacağına göre belki o da, Ozan’dan bahsedip, saklıyor olmanın verdiği huzursuzluğu üzerinden atabilirdi. Gerçi Ozan sınavlardan sonra mecburi hizmete gideceğini söylüyordu. O zaman geldiğinde ikisinin bu adı konmamış ilişkilerinin de nereye evrileceğini şimdilik kestiremediği için Ozan’ın ne yapacağını anlayana kadar ailesine bahsetmesine gerek olmadığına karar verdi. Nursel ablası ikisini de sık sık denetleme ihtiyacı hissettiği için evlerine davet ediyordu ama zaten ikisi de eskiden olduğu gibi sık görüşemediklerinden gidemiyorlardı.

Ozan, seyrelen görüşmeleri ve Ayşenur’un daha durgun olması yüzünden, onun beklentileri olduğu ve bunları bir yere oturtamayınca da her kadın gibi kendini mutsuz hissettiğini anladığı için ona geleceğe dair plan ve hayallerini anlatmak için beklemenin iyi bir fikir olmadığına karar verdi. Bir aydan sonra ancak buluşabildikleri bir gün, eniştesine de anlattığı tüm planları Ayşenur’un elini tutarak ona da anlattı.

“Ah böyle düşündüğünü neden daha önce söylemedin?” dedi Ayşenur heyecandan durmak üzere olan kalbiyle.

“Üniversitenin ve genç olmanın tadını çıkarmak varken, kendini böyle kesinleşmiş planların içinde sıkışmış hissetmeni istemedim!” diye karşılık verdi Ozan, o Nursel ablası ile konuşurken onu da eniştesi ile bunları konuştuklarını da itiraf etti böylece.

“Geleceğin ne getireceğini ikimiz de bilemeyiz değil mi?” dedi Ayşenur artık duygularını belli eden bakışlarıyla ve aklına ondan başkası ile beraber kurulacak bir gelecek fikri gelmediğini söyledi.

Böylece ilk el ele tutuşmaları ve sarılmaları o gün gerçekleşmiş oldu. Artık resmi olarak sevgili olmuşlardı. Ayşenur’da heyecanla babasının dönüşünü ve yaptığı planları anlattı. Madem ikisi de artık kesin olarak bir gelecek kurma aşamasına geçmişlerdi, belki annesi ve babası gitmeden onları Ozan ile tanıştırıp, bu konuştuklarından bahsedebilirlerdi.

“Hatta eğer isterlerse ailem gelir tanışırlar, bir yüzük bile takarız!” dedi Ozan heyecanla.

Böylece onlar taşınıp yeni hayatlarına başladıklarında, Ozan mecburi hizmete gidecek olsa bile ailesi burada olacağından gözleri arkada kalmazdı. Uzun zamandır ilişkinin bu aşamaya geçmesi için heyecanla bekleyen Ayşenur ve Ozan o buluşma ve sonrasında mesajlarında sürekli bu konuları konuşmaya başladılar.

Ayşenur babasının annesine yapacağı büyük sürprzin önüne geçmemek için, önce onların kendi aralarındaki planları ve gelişmeleri halletmelerini sonra da Ozan ve onun sürprizlerini açıklamaya karar vermişti. Onlar belki bir yıldır bu duygudaydılar ama annesi ve babası yıllardır bu anı bekliyorlardı ve tüm duygu ve heyecanı ile doya doya yaşayıp paylaşsınlar istiyordu.

Ayşenur’un ailesi de öğrendikten sonra duyduğu andan beri bir türlü Ayşenur’u rahat bırakmayan Nursel ablası rahat eder, sorumluluk üzerinden çıkacağı için peşine düşmekten vazgeçerdi.

Gerçekten de Ayşenur hiç beklemediği şekilde Ozan ile görüştüklerini ona söylediğine pişman olmuştu. Kendi yaptıklarını nasıl bu kadar kolay unutup da durmadan Ayşenur’u yargılardı anlayamıyordu. Birsel ablası yapsa daha normal karşılardı, çünkü o herkese daha mesafeli, daha fazla kırmızı çizgileri olan bir insandı. Annesinin bile Nursel ablasından daha hoş görülü ve mutlukla karşılayacağına emindi.

İşin garip tarafı da Nursel ablası aslında aynı halasına, yani kendi annesine benzemeye başlamıştı. Makbule hanım da görümcesi ile bu yüzden pek anlaşamazdı. Görümcesi sürekli Makbule hanımın kocası uzaktayken, süslenip, gezmesini, yetiştirdikleri bir kızları varken paraları süslenmeye gezmeye harcamasını eleştirirdi. Onun kardeşi ana kız rahat etsinler diye yıllardır evinden uzakta direksiyon sallarken, Makbule hanımın yaşam tarzını hoş karşılayamıyordu. Ayrıca alımlı ve güzel bir kadın olduğu için de o yapmamış olsa da insanlar çeşitli sıfatlar uydurabilirlerdi. Tek başına bir kız annesinin bu kadar gösterişli ve çok dolaşması göze batardı. Makbule hanım yıllar içinde görümcesine “Hı! Hı!” deyip geçmeyi öğrenmişti. Daha da doğrusu Rasim bey ablasının huyunu da söyleyebileceklerin de tahmin ettiği için kimseyi umursamadan nasıl mutlu oluyorsa öyle yapmasını söylediği için onun da görümcesinin söylediklerini kafasına takmak için bir nedeni yoktu. Sadece akrabadan kopmuş gözükmemek arada bir de gezme olsun diye evlerine gidip geliyordu. Ayşenur o zamanlar küçük olsa da annesinin halası ile ilgili düşüncelerini bildiğinden, her zaman Nursel ablası ve Birsel ablasının onun gibi olmadığını savunur, annesi de sen küçüksün şimdi anlayamazsın diye onu uyarırdı.

Ancak, Ozanla görüştüklerini söylediğinden beri, Nursel ablası, belki de onun anne-babasının söyleyeceklerinden çok kendi annesinden çekindiği için gençliğinde annesine söyledikleri şeylerin benzerlerini Ayşenur’a söyleyip duruyordu. Üstelik daha aralarında bir şey olmadığını sadece buluşup sohbet ettikleri defalarca vurguladığı halde. Ailenin soyadına leke sürmeden yaşamaktan bile bahsedince, Ayşenur az kalsın eniştesi ile onları da alet edip nasıl gizli gizli buluştuklarını söyleyiverecekti ama Nursel ablasına her zaman saygı ve sevgi duyduğu için yapmadı. Ayrıca onu karşısına alırsa, sırrını annesi veya halası ile paylaşmaya da kalkabilirdi. Bunca kısa zamanda nasıl bu hale geldiğini anlamak mümkün değildi ya da Ayşenur zamanında annesinin sözlerine daha çok kulak vermeliydi.

Ozan da onu rahatlatmak için kendi annesi ve ablasının da aynı olduğunu anlattı. O yüzden o da sadece ağabeyine bahsetmişti şimdilik, onun da nedeni Ayşenur’un eniştesine açıklamaya karar vermeleriydi.

“Yani annenler de şimdi seninle buluşup, geziyorum diye beni mi beğenmez?” dedi Ayşenur canı sıkılarak.

“Onların büyütülme şekilleri, gördükleri, yaşadıkları bizimki ile bir değil!” dedi Ozan onun endişelendiğini görünce, “Ailemin seni nasıl görüp algılayacağı benim elimde! Ben babam gibi karımı kendi ailemle karşı karşıya getirmeyeceğim! Biz çok mutlu olacağız merak etme!” dediyse de, Ayşenur, Ozan’ın ailesinin de sandığı gibi rahat ve mutlu bir aile olmadığını birazcık da olsa anlamaya başladı. Ancak o da Ozan gibi düşünüyordu, aileleri ile dengeleri kuracak olan kendileriydi ve bunu yapabileceklerine dair hiç şüpheleri yoktu. O evlendikten sonra Nursel ablası gibi ailesinin elbisesini giymeyecekti.

(devam edecek)

Yorum bırakın