Çıkmaz yollar – Bölüm 1

Ayşenur’un babası tır şoförü olduğu için bazen aylarca, bazense haftalarca eve dönemediği oluyordu. Rasim bey kızını ve karısına o kadar çok düşkündü ki, sırf onlara daha iyi bir hayat sunabilmek için uzakta kalmaya razıydı. Kazancının bir kısmını ailesinin geleceği için biriktiriken, onlarla olduğu süre boyunca da karısı Makbule ve kızı Ayşenur’un mutlu olması için ne gerekiyorsa yapıyordu. Yorgunluğunu bahane etmeden onları kısa seyahatlere çıkarıyor, hediyeler alıyor, hiç bir şeylrini eksik etmiyordu. Sürekli şehir dışında veya yurt dışında olduğundan karısı Makbule hanımla otuz yaşında evlenmişti. O zamanlar henüz yirmi beşinde olan makbule hanım ise şimdi otuzlu yaşlarının sonuna gelmek üzereydi. Orta okul öğrencisi olan Ayşenur tek kızlarıydı, ikisi de güçlerinin buna yeteceğini düşünüp, başka çocuk yapmamışlardı. Rasim bey sürekli ev dışında olduğundan, evin de, çocuğun da tüm yükü ona kalıyordu. Karısının yorulup, tükenmesini istemediği için gençliğinde daha çok çocuk hayali olsa da vazgeçmişti.

Ayşenur her zaman güzel hediyelerle dönen babasını dört gözle beklerken, sırf dönüğünde mutlu olsun diye derslerini hiç ihmal etmiyordu. Babası gelir gelmez boynuna atlıyor, uyuyana kadar hiç yanından ayrılmıyor, o yokken okulda, evde, bahçede ne yaptıysa teker teker anlatıyordu. Kızı kadar karısını da özlemiş olan Rasim bey, kızının gönlünü etmeden, karısına uzaktan gülümsüyor, karı koca ancak Ayşenur uyuyakaldıktan sonra yakınlaşıp, sohbet edebiliyorlardı.

Makbule hanım, sürekli kocasından uzakta kaldığı için, kızıyla kendine rahat bir dünya kurmuştu. Rasim bey de onlardan bir şeyi esirgemediği için istediği her yere gidiyor, ne istiyorsa rahatlıkla alıyordu. Gezmeyi, tozmayı ve tabi bunları yaparken de süslenmeyi seven bir kadındı.Hele kocası ona yurt dışından bir şeyler getirdiği zaman hemen ertesi gün onu giyer veya kullanır, bundan da son derece mutlu olurdu. Kocası onun hediyelere çocuk gibi sevinip, bayramlıklarıymış gibi hemen kullanmak istemesine bayılıyordu. Kırkına merdiven dayamasına rağmen hâlâ çok hoş bir kadındı. Evlendiklerindeki o çocuksu havası gitmiş, olgunluk karısına çok daha fazla yakışmıştı. Yol boyunca tırın ön canıma dayadığı karısının ve kızının resmine bakıp, sağ salim bir an önce varmak için işini heyecanla tamamlıyordu. Ayrı oldukları her sabah karısını, akşama da uyumadan önce kızını arayıp konuşuyordu.

Makbule hanım ailesinin evinde de varlık içinde yaşamış olsa da, kocasının ona gösterdiği bu ihtimam yüzünden, her geldiğinde ona başka bir isteğinden bahsediyordu. Aslında bu hediyelere elbette çok memnun oluyordu ama artık kocasının da yaşı tır şoförlüğü için ilerliyordu. Kolay bir iş değildi, saatlerce uzun yolda, evinden barkından ayrı yaşamak. Karısı ve kızına sağladığı konforun tadını kendisini çıkaramıyordu. Tüm bu gerekçelerle Makbule hanım bir an önce sahil kenarında şöyle bahçe içinde güzel bir ev almak taraftarıydı. Hemen gidip yerleşmeseler bile ara sıra giderler, işlerini yoluna koyunca da temelli yerleşirlerdi. Rasim bey de karısının her hayali gibi bu hayalini paylaşıyor olduğundan, gizli gizli para biriktirmeye başlamıştı. Parayı tamamladığından onu alıp, istediği yere götürecek, gücünün yettiğince istediği evi de alacaktı. Onun nereleri sevdiğini bildiği için azıcık araştırınca ortalama yetecek parayı hesaplamıştı. Ancak zaman geçtikçe Makbule hanım bu eve olan arzusunu o kadar çok anlatmaya başladı ki, dayanamayıp biriktirdiği parayı ona söyledi, mutlu olsun biriktiğini görsün diye de ikisinin üzerine ortak açtığı bir hesaba yatırdı. Böylece o olmadığından başları sıkıştığında da o paranın bir kısmını kullanabileceklerinden içi de rahat etmişti.

Makbule hanım kocasının bu jestine o kadar çok sevindi ki, Rasim bey paradan çok onun yine çocuk gibi mutlu olması ile mutlu oldu. O günden sonra da alacakları evin yeri, nasıl olacağı, orada neler yapacakları ile ilgili hayaller kurmaya başladılar. Tabi artık aklı erdiği için Ayşenur’da bu hayallere ortak oluyordu Oradaki, odası, bahçede neler olacağı hakkında babasına sürekli kendi hayallerini anlatıyordu artık. Bahçeli bir evde oturacakları için de bir köpek alabilirlerdi mesela. Babası ile annesi çalışmayacakları için o okulda bile olsa tatlı köpekçik ile ilgilenebilirlerdi. Hatta köpeğin ismini bile koydu sonunda. Rasim beyin evde olduğu zamanlar durmadan hayaller kuruyor, bazen akıllarına yeni bir şey gelince eski hayallerinden vazgeçip, yeniden düzenliyorlardı. Makbule hanımın bahçede çiçekleri ve ağaçları olacaktı. Tabi bir de salıncak olması şarttı. Rasim bey her sabah karısına kendi yetiştirdikleri taze çiçeklerden bir tane getirecek, kendi ekip, yetiştirdikleri sebzelerden, meyvelerden yiyeceklerdi. Bahçeye bir tane şömine yapılacak, gidecekleri yere göre havalar çok serinliyorsa kışın kapatabilecekleri şekilde düzenleyeceklerdi. Rasim bey, hem karısı, hem de kendi adına emeklilik sigortası da yatırdığı için karı koca alacakları maaş ve kalırsa birikimleri ile mutlu mesut yaşarlardı.

Ayşenur anne ve babasının bu tükenmeyen aşklarını o kadar hayranlıkla seyrederdi ki, büyüdüğünde babası gibi güzel bir adamla evlenmenin hayalini kurardı. Annesi henüz yaşının küçük olduğunu söyleyip, her yerde anlatmasını yasaklasa da, o bir kaç kez babasına hayalini fısıldamış, babası da saçlarını okşayarak “İnşallah güzel kızım, kıymetini bilecek insanlar çıksın karşına!” demişti. Sonra o uyuduktan sonra da büyüdüğünde kızını nasıl vereceklerini söyleyip hayıflanıp durdu.

Rasim beyin büyük kız kardeşi evlerine yakın oturduğu için Makbule hanım kocası yokken kızını alır sık sık onlara oturmaya giderdi. Görümcesi ile tam anlaşamıyor olsalar da, gezmeyi sevdiğinden orayı da bir kapı olarak görüyordu. Görümcesi Remziye hanımın da Ayşenur’dan dört beş yaş büyük iki kızı vardı. Ayşenur onlara gelince, annesinden izin alıp, sokağa arkadaşları ile muhabbete giderken onu da yanlarında götürüyorlardı. Evdeyken, annesi apartmanın bahçesi dışına bir yerde oynamasına izin vermediğinden, ablaları ile sokaklarda dolaşmak, Ayşenur’un en sevdiği şeydi. Kendinden büyük olan iki kuzeni de onun idolüydü. Büyüyüp, onlar gibi giyinmek, onlar gibi gezip, tozmak için can atıyordu. Hatta söylememesi için yemin vermişlerdi ama büyük olan kuzeninin bir tane erkek arkadaşı bile vardı. Ayşenur’u da yanlarına alıp çıktıkları zaman da büyük kuzeni Nursen, erkek arkadaşı ile buluşuyor, dördü beraber, dondurma yemeğe ya da güzel bir yerlerde oturup bir şeyler içmeye gidiyorlardı. Ersel ağabeysini Ayşenur’da çok seviyordu. Annesi ile babasından hiç bir şey saklamadığı halde Nursen ablasına yemin ettiği için asla Ersel ağabeyden bahsetmiyordu. Ersel ağabeyi onun en sevdiği dondurmayı öğrenmiş, havalar güzel olduğunda mutlaka o dondurmadan ısmarlıyordu. Hatta annesinin dondurma yeme diye tembihlediği günlerde bile karşılıklı sır tuttuklarından bir tane yemeyi ihmal etmiyordu. Nursel ablası ile Ersel ağabeyi evleneceklerdi ama ikisinin de önce okullarını bitirmeleri gerekiyordu. Halası ve eniştesinin henüz bu karardan haberi yoktu, duysalar daha erken diyecekleri için şimdi bilmelerine gerek yoktu, çünkü o zaman laf, söz olur diye görüşmelerini engelleyebilirlerdi. Birsen ablasının henüz bir erkek arkadaşı yoktu. Ablasının erkek arakdaşı ile buluşurken onu da yanına alıyor olmasından mutluydu. İkisi baş başa kalalım diye Birsen’i kendilerinden uzaklaştırmıyorlardı. Birsen’de onlarla gezip tozmaktan memnun olduğu için ablasının arkadaşını ailesine ispiyonlamıyordu. Zaten iki kardeş her zaman iyi anlaştıkları için aralarında çok az sorun yaşanırdı. Nursen üniversiteye başaldığında, Birsen henüz lisede olunca, biraz ortamları farklılaşmıştı ama yine de her yere beraber gitmeye devam ediyorlardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın