Hüseyin’in bir kızla ilişkisi olup olmadığı da araştırlmıştı, bebek, ilişkide olduğu bir kızdan da olmuş olabilirdi. Ancak ne bebekle ilgili ne de Hüseyin’in rızalı ya da rızasız bir kızla ilişkisi olduğuna dair bir sonuçta elde edilemeyince, DNA testi gibi ileri tesbitlere de gerek olmadığına karar verdildi. Üçüncü günün sonunda komiser Hüseyin’i yeniden odasına çağırttı, bu arada giymesi için farklı kıyafetler ayarlanıp verilmişti. Çocuğun hikayesi ortaya çıktıkca, aslında hepsi üzülmüşleri ama görevlerini de yapmak zorundaydılar.
Hüseyin, nezarette uzun zamandır olmadığı kadar dinlenme imkanı bulduğundan, biraz daha iyi görünüyordu. Komiser önce bebeğin durumundan bahsetti, çocuğun ailesine dair bir iz bulunamadığı için sosyal hizmetlere teslim edilmişti. Hüseyin sosyal hizmetlerin ne olduğunu bilmediği için bir şey sormadı. Koskoca komiser bebeği kötü bir yere teslim etmiş değildi muhtemelen. Kendi hayatından çok, o bebeğin hayatını önemsemişti o tepede, güvende olduğunu bilmek içini rahatlattı, ailesini bulamadıklarını duymak da.
Komiser ona ifadesini doğrulattıklarını söyledi, bebek konusu ve annesinin söyledikleri hariç, Hüseyin’in anlattığı her şey tanık ifadeleri ile doğrulanmıştı.
“Yani suçsuz muyum?” dedi Hüseyin, bunu neredeyse, üzülerek söyelmişti.
“Öyle görünüyor, yaşın daha çok genç, bu yaşta bir sabıkan olmasına gönlüm razı olmuyor. Sen iyi bir çocuğa benziyorsun, başına gelenler gerçekten kolay değil, ancak bundan sonra kendine daha iyi bir hayat kurmak için önüne bakmalısın.”
Hüseyin başını önüne eğdi, bundan sonra bir hayat istediğini pek sanmıyordu.
“O tepeye niye çıkmıştın?” dedi komiser, Hüseyin yine cevap vermedi.
“Yaşın on yedi, getirdiğin bebek gibi seni de sosyal hizmetlere teslim edeceğim. Bir yetiştirme yurdunda kalacaksın on sekiz yaşına kadar. Orada geçen zamanını iyi değerlendir. Bak okula da başlamışsın, tamamla, bir meslek edinmeye çalış.”
“Tamam” dedi Hüseyin, tam olarak ne olacağını anlamasa da, bunun suçun devamı için bir kapalı yer olduğunu düşündü.
“Bir konu daha var! Annenin sırtına açtığı yara için istersen şikayetçi olabilirsin. Sonunda bir şey çıkar mı bilmiyorum. Nefsi müdafaa olduğuna da karar verebilirler, yani kendini korumak için sana saldırdığı demek istiyorum.”
“İstemiyorum” dedi Hüseyin, başını kaldırmadan.
“Emin misin?”
“Evet, eminim!”
Komiser derin bir iç geçirdi, “Nasıl istersen!” dedi arkasına yaslanarak, sosyal hizmetlere gelip Hüseyin’i almaları için çoktan bilgi verilmişti. Odada bekleyen memura işaret edince, memur Hüseyin’i alıp dışarı çıkardı, hapsedildiği odaya götürmek yerine sandalyeye oturtup beklemesini söyledi.
“Sosyal hizmetler yetiştirme yurdunun suçumu tamamlamak için gittiğim bir hapishane olmadığını anlamam çok sürmedi. Benim gibi bir çok çocuğun bir arada olduğu bir barınaktı gittiğim yer. Her yerde evimde gördüğüm değerden fazlasını gördüğümü zamanla anlıyordum. El üzerinde tutulmak değildi tabi kastettiğim, yine de en basit insani bir muamele görmek bile benim için çok değerliydi. Bir kaç ay içinde yurttaki hayata alıştım. Okulla yeniden bağlantı kurulup, kaldığım yerden devam etmem sağlandı. Galip ustanın yanında öğrendiklerim yüzünden elektirik ile ilgili mesleki kurslara yazıldım. Yurttan çıktıktan sonra okumaya devam etmek istediğim için elimde de yaşamak için bir işim olması gerekiyordu. Ustam komiserden nerede olduğumu öğrenmiş, bir kaç kez beni ziyarete gelmişti. Yüzüne kırgınlığımı asla belli etmeden, ona iyi olduğumu söyledim ama pek konuşasım olmadığını anladığı için istediğin zaman gel diyerek gitmek zorunda kaldı her seferinde. Davranışlarından bana karşı vicdan azabı çektiğini anlıyordum ama kimse için zavallı olmak istemiyordum artık. Yurttan ayrıldıktan sonra bir daha eskiden uğradığım hiç bir yere uğramadım. O bir yılda aynaya baktığımda gördüğüm yüz bile değişmişti, biraz yaşımdan büyük göstersem de, kilo almıştım, dalgalı saçlarım uzamış, beni daha hoş göstermeye başlamıştı. Bu yeni yüzü daha çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Bulduğum bebeğe ne olduğunu bilmiyorum ama eminim o çukurun dibinde ya da onu tepeden atmaya razı ailesinden daha iyi durumdadır. Yurttan çıkınca, bana bir iş bulundu. Daha önce çalıştığım gibi bir elektirikçi dükkanıydı burası. Ustam iyi bir adamdı ama bu kez aramda herkesle derin mesafeler tutuyordum. Küçük bir göz oda tutmuştum, yurttakilerin desteği ile durumumu düzeltene kadar orada kaldım. Liseye kadar okudum Lise diplomamı aldığımda neredeyse otuz yaşımdaydım ama hayatımın en güzel günüydü. Çalıştığım pasajda zamanla arkadaşlarım oldu, kimseyle bir sorun yaşamadım, yaşayacak kadar da yakınlaşmadım. Artık kendi kitaplarımı alabildiğim için hiç yaşamadığım kadar kendimi yaşadım. Rüyalarımda hâlâ geçmiş günleri görüyorum, hatırladıkça gözlerim ıslanıyor, yaşım büyüdükçe böyle bir geçmişle barışmanın kolay olmadığını da öğrendim. Olan olmuştu yine de, bebek benim hayatımı kurtarmıştı aslında, ben de onun. Dilerim güzel bir hayatı olmuştur onun da.
Şimdi kırk beş yaşındayım. Ustam yaşlanıp işi bırakmak istediğini söyleyince dükkanı bana devretti. Bir kaç kez tanıdığı bir kaç kişinin kızıyla evlenmem için ısrar etti ama ben istemedim. Kimseye yakın olacak cesaretim hâlâ yok açıkçası. Gerçi, geçenlerde biriyle tanıştım, dükkana gelip giden bir müşterinin kızı, iyi bir insan. Arkadaş olduk, arada bir uğruyor bir çay kahve içip sohbet ediyoruz. Bana iyi geldiğini itiraf ediyorum. Ancak temkini hiç elden bırakamadığım için daha fazlasını yaşamaya hazır değilim sanırım. Bir aile kurmakla ilgili hiç bir zaman hayalim olmadı. Ailem olsun istedim ama kurmak istemedim. Belki bir gün onu da hissederim. Mutsuz değilim, kaçırdığım her şeyi yaşayıp hissetmeye çalışıyorum. İki odalı bir eve taşındım. Mahalledeki çocuklarla yakındaki parkın içindeki sahada top oynuyorum bazen. O zaman sanki o çocuk Hüseyin gibi hissediyorum kendimi. Artık kimse geri zekalı olduğumu düşünüp benimle alay etmiyor. Apartmandaki komşular bekar bir erkekle pek muhabbet kurmak istemedikleri için kimse kapımı çalmıyor, bu da zaten en çok istediğim şey. Hayatın çok içine giremesem de seyrediyorum en azından. Gözlerimden geçip giderken, ben kendi içimdeki boşlukları doldurmaya çalışıyorum bazen. Yalnızlığın güzel olduğunu keşfettim, erken yorulduğum için belki. “
SON
Yazarın notu :
Değerli okuyucu, Hüseyin her şeyi geride bırakıp, kendi için çizdiği yolda ilerlerken, geride bıraktıkları ile ilgili bir hikaye yazmak istemedik.
Hepinizin ona eziyet eden herkesin cezasını bulmasını istediğini biliyoruz. Kötülerin yaptıklarını çekmesi hepimizin içini soğutan bir durum olsa da, biz hikayemize onları eklemedik.
Bu defa bu hikayedeki kötülerin başlarına gelenleri sizin hayal gücünüze bırakıyoruz. Yorumlar da hikayemizin bu kısmını bizim için tamamlar mısınız?
Yürek dolusu sevgiyle
Gülseren Kılınç