“Bebek talihsiz kaderini yeniden fark eder gibi tam karakolun kapısından girerken yeniden ağlamaya başladı. Kapının hemen dışında duran polis memuru, şüpheli gözlerle yüzüme bakınca, anlatacaklarım var dedim. Bir bebeğe, bir bana baktıktan sonra, beni içeri götürüp, bir sandalyeye oturttu ve beklememi söyledi. Sonra bir başka memur gelip, şikayetçi olacağımı düşündüğü için bana bir form uzattı. Bir şikayetim olmadığını söyleyince, neden geldiğimi sordu. Bebeği nasıl bulduğumu anlattım hızlıca, bu arada bebek yeniden ağlamaya başlamıştı. Senin ne işin vardı diye sorunca da, uzun hikaye dedim ama pek hoşuna gitmedi bu cevap, ben de elimden geldiğince kısaca hikayemi anlattım. Memur yine beklememi söyleyip gitti. Evden kaçıp gittiğim gece gelen polisler bu karakolda görevliydiler ama o gece nöbetçi olmadıklarından o saatte yoklardı. Biraz sonra beni kucağımda bebekle bir odaya soktular. Sonradan komiser olduğunu öğrendiğim kırk yaşından fazla, ciddi yüzlü bir adamın oturduğu masanın önüne oturtup, sonradan o gece tutulan rapor olduğunu anladığım dosyayı önüne koydular. Yaşım küçük ve görünüşümden de belli olacağı şekilde dermanım bitik olduğundan sanırım beni tehlike bile görmemişlerdi. Az önce dışarıda anlattığım hikayeyi, bu defa detaylarıyla yeniden anlatmam istenince, önce bebeğin aç olabileceğini söyledim. Komiser telefonu açıp birini çağırdı, bebeğin acil olarak sağlık kontrolüne gitmesi gerekiyordu. Gelen memur bebeği kucağımdan alıp, dışarı çıktı. Ağlama sesi kulaklarımdan eksildiğinden kendimi kocaman bir boşlukta hissettim. Hastaneden çaldığım ayakkabı ve monta kadar aklıma gelen her şeyi tam bir saat boyunca anlattım. Tabi masadaki raporda annemin anlattığı ifade de vardı. Komiser hiç bölmeden sonuna kadar dinledi beni onca zaman. Yüzündeki ifadeden ne düşündüğünü anlayamıyordum, aslında anlayasımda yoktu. Gelip teslim olmuştum işte, bebek yüzünden olmuştu ama bunu dert etmiyordum, zaten ne olacaksa oluyordu.”
Komiser Hüseyin’i dinleyip, bir kaç soru da kendi sorduktan sonra, “Seni biraz misafir edelim burada!” dedi, görevli memur gelip Hüseyin’i odadan çıkardı ve içinde tek kişilik yatak olan bir küçük yere götürdü. Üzerine de kapıyı kapatıp, kilitleyince, Hüseyin buranın hapishane olduğunu düşündü. Bir yargılanma süreci olması gerektiğinden veya hapishanelerin karakolların içinde olup olmadığından haberi olmadığı için umursamadı bile, kıvrılıp uzandı yatağa, biraz sonra kapı açıldı, içinde sıcak yemek olan bir tepsi getirdi polislerden biri sonra da bir şey demeden çıkıp gitti.
Komiser uzun süredir bu veya benzeri mahallelerde görev yapıyordu, Hüseyin’i dinlerken, çocuğun suç işleyecek birine hiç benzemediğini düşündü ama yine de böyle şeyler hiç belli olmazdı. Hikayesini doğrulatmak için ertesi sabah, söylediği hastane, çalıştığı dükkan sahibinden bilgi alınmasını istedi. Annesi de karakola çağırılıp, yeniden ifadesi alınacaktı. Hüseyin sıcak yemeği görünce, yaşamaktan vazgeçtiğini unutup, yanındaki ekmeği neredeyse parçalamadan tüm tabağı yedi. Sonra yeniden yatağa kıvrılıp, bebeğe ne olacağını düşünerek derin bir uykuya daldı. Kapının yeniden açılıp tepsinin alındığını duymadı bile. Ertesi gün bir kaç zeytin, az bir peynir ve bir haşlanmış yumurta ile ekmekten oluşan bir kahvaltı geldi yine tepsiyle. Onları da büyük bir iştahla yedi. Bu küçücük odanın içinde neredeyse kendini mutlu hissetmeye başlayacaktı. Tuvaleti olduğunu söylediğinde bir memur eşliğinde tuvalete gidip, yeniden hapishane hücresi sandığı odaya döndü.
Feride sabah sabah polisleri kapıda görünce Hüseyin’i bulduklarını anladı, karakola yeniden çağırılmaktan hiç hoşlanmadı ama onun içeriden çıkmaması için bunu şart olduğuna karar verip, yeniden ifade vermeye geldi. Ona Hüseyin’in anlattıkları sorulduğunda hepsini red etti, çocuk geri zekalıydı zaten, o aklı kıtın söylediklerine mi ona mı inanacaklardı. Çocuğun engelli olduğuna dair bir raporu olup olmadığını sorulduğunda yok dedi. Annesiydi o, söylüyordu işte, rapora ne gerek vardı. Hüseyin olur da çıkıp geri gelmesin diye, paraları buldunuz mu alıp götürmüş diye de ekletti ifadesine. Para falan bulmamışlardı. Karakoldan çıkınca, bir an önce mahalleden defolup gitmesi gerektiğine karar vermiş bir şekilde karakoldan çıkıp, daha önce ilişki kurduğu kasabın dükkanına gidip, bir yere ihtiyacı olduğunu söyledi. Adamın ona bir ev açıp, bakacağını düşünmüştü ama adam tersleyerek böyle bir şeyin olmayacağını söyleyince sinirlendi. Karısına söylemekle tehdit ettiği için adamdan bir miktar para koparıp ayrıldı yanından. Şehrin başka uzak bir köşesindeki gece kondu mahallesine gidip bütün gün bir yer bakındı. Oturduğu yerden bile berbat tek göz oda bir yer buldu, zaten geçici gördüğü için bir an önce kaçmak için kasaptan aldığı parayı kapora verip tuttu.
Hastane kayıtları ve ifadeler Hüseyin’i doğruluyordu. Sırtında çok derin bir bıçak yarası ile getirilmişti. Çocuğun kendi kendine bunu yapması mümkün bile değildi, annesinin yaraları çocuğun halinin yanında çok önemsizdi. Hüseyin annesine saldırmış bile olsa öldürme niyeti ile olmadığı açıktı ama sırtına yediği bıçak annesinin niyetinin pek de iyi olmadığını gösteriyordu. Galip bey polisler dükkana geldiğinde Hüseyin ile ilgili olduğunu hemen anladı. Sonradan hastaneye gitmiş ama Hüseyin’in kaçtığını duyunca elinden bir şey gelmemişti. Kaçtığı için de suçlu olduğuna karar vermişti. Çocuğun gece kapısına geldiğini ve oğluyla onu hastaneye getirdiklerini, küçüklüğünden beri tanıdıklarını ve çocuğun ne hallerde yaşadığını bütün içtenliği ile anlattı. Çalıştığı veya tanıdığı dönem boyunca hiç bir yanlışını görmemişti. Saf, gariban bir çocuktu, okula da yazılmıştı ve kesinlikle geri zekalı olduğunu düşünmüyordu. Diğer esnaf da polis görünce dükkana gelmiş, olanları dinlerken, Galip beyin anlattıklarını doğruladılar.
“Annesini mi öldürmüş?” dedi Galip bey çekine çekine sonunda.
“Hayır!” diye bir yanıt alsa da, memurlar detay vermeden gittiler.
Mahalleden bir kaç kişinin de ifadesi alındıktan sonra, tüm ifade raporları komiserin önüne konuldu. Komiser çocuğun akıl sağlığının yerinde olup olmadığının anlaşılması için doktor görüşü gerektiğini düşününce, bir memur alıp, Hüseyin’i yakındaki bir devlet hastanesine götürdü. Yarım gün o odadan bu odaya girip, ona sorulan soruları cevapladı ve bu arada yarası açılıp pansuman yapıldıktan sonra yeniden karakola döndüler. Hastane kısmını komiser kendi istediği için yaptırmıştı. Anlatılanlardan çocuğun suçlu olmadığı ortadaydı. Nasıl bir yaşam sürdüğü, nasıl bir annesi olduğu da, mahallenin ifadelerinden anlaşılmıştı. Fadime kapılarını çalan polise her şeyi bir bir anlatmıştı, o saatte kocası ve çocuklar evde olmadığı için zavallı Hüseyin’in nasıl köpek yavrusu gibi bağlandığına, annesinin eve sürekli adamlar getirdiğine kadar onca zamandır içinde tuttuğu her şeyi göz yaşları içinde polise anlattı. Çocuğu kurtarmak için bir şey yapmadıkları için çok vicdan azabı çekiyordu. Hüseyin ne geri zekalıydı, ne de kimseye zarar verecek bir çocuktu. Bebekle ilgili hikayeyi doğrulayacak kimse yoktu, bölgede kamera da olmadığından, tepeye bebeği getiren kızın kim olduğu anlaşılamazdı, Hüseyin’in verdiği tarif net değildi, zaten kafası da yerinde değildi o sırada, panikle kızın üzerindekiler ve örgüsü dışında bir şey hatırlamamıştı. Hastane raporları ertesi gün öğleden sonra geleceğinden, Hüseyin o geceyi de karakolda geçirdi. Ona göre yıllarca kalacağı oda nezaretten başka bir yer değildi. Komiser dosyayı büyütmeden, onu salıvermek istiyordu. Tüm raporlar ve ifadeler tamamlandıktan sonra, tanık ifadeleri ile birlikte annesinden şikayetçi olması için de bir dilekçe vermek isteyip, istemediğini soracaktı. Şimdilik barınacak yeri olmadığını da anladığından, güvende ve rahat olması için tutma hakkı olduğu kadar nezarette konaklamasını sağlıyordu. Henüz on sekiz yaşına basmamış olduğu anlaşıldığı için, sonunda sosyal hizmetleri çağırması gerekecekti.
(devam edecek)