Feride uzun vadeli bir para kaynağı bulamayacağını anlayınca, farklı yöntemler denemeye karar vermişti. Mahallede herkes onun ne mal olduğunu anladığı için kimse yüzüne bakmıyordu. Namus veya ahlak bekçisi olduklarından değil, Feride’ye bulaşanın belaya bulaşmıştan beter olabileceğini hepsi çoktan öğrenmişti. O yüzden başı dara düşünce başlarda yaptığı gibi kimsenin kapısını çalıp, mağdur edebiyatı yapacak yeri kalmamıştı. Daha önce temizliğe gittiği evlerdeki patronlarından telefonlarını silmediği bir kaçını arayıp iş aradığını söyleyince, bir tanesi haline acıyıp, yaşlı annesinin evinde iş görmesi için haftada iki gün gelmesini söyledi. Rahat paraya alışmış olan Feride kendine yeni bir yol bulana kadar mecburen kadının evine gidip gelmeye başladı. Maddi durumları oldukça iyi olan ailenin annesi müstakil güzel bir evde yaşıyordu. Başlarda güler yüzlü, tatlı dilli görünen Feride’nin her geldiğinde evden bir şeyleri araklayıp götürdüğünü fark etmeleri uzun sürmedi. Başlarda buz dolabından ufak tefek bir şeyler alıp götürüken, sonraları evdeki değerli gümüş eşyalar, hatta kadıncağızın rahmetli kocasından kalma mücevherlerinden bir kaçını bile almıştı. Yaşlı kadın rahatsız olmasına rağmen aklı başında olduğu için kızına durumu bildirince, kadın eve gelip, polise vereceğini söyleyerek yaka paça Feride’yi dışarı attı.
“İspatla o zaman kaltak!” diye bağırarak çıktı evden Feride, “Polisler kapıma gelirse, senin de kapın çalınır haberin olsun!” diye de tehditler savurdu bir süre kapının önünde.
Kadın da başına bela almamak için sinirinden ölse de, “Lanet olsun!” diyerek polise haber vermekten vazgeçtiği için çaldıkları yanına kaldı güzelce. Bu arada çalıştığı üç dört ay boyunca, çevredeki esnafla muhabbeti kurup, kendine bir kaynak bulabilir mi diye de bağlar kurmayı unutmamış. Evli iki çocuk babası mahallenin kasabından yüz bulunca, adamın gönlünü etme karşılığında et almayı adet haline getirmişti.
Eve bir adam getirip, kahrını çekmektense böyle yaşamak ona daha tatlı gelince, kendi aklınca yeni avlar aramaya devam etti. Bütün bunların peşinde olduğundan Hüseyin’in eve para getirip getirmiyor olması ile çok ilgilenememişti. Çocuk ilk bir ay para olmayacağını da söylediği için üzerinde durmuyordu. Hüseyin de annesinin ona kazandırdığı bu fırsat sayesinde, hayatında aldığı ilk avansı her akşam sayarak odasında sakladı. Evden götürdüğü salçalı ekmeği akşam üzeri yiyip karnını da doyurduğu için artık çorba içip gelmesine de gerek kalmıyordu. Dükkanda ustasından yemek yapmayı da öğrenmeye başladığı için, annesi olsun olmasın kendi karnını doyuracak bir iki basit yemek yapmaya da başlamıştı kendine.
Ay sonunda ustası kalan parasını verdiğinde avans olarak aldığının iki katı daha para eline geçince, annesine paranın tamamını vermemek için avans kadarını kendine ayırıp, ay sonunda aldığını götürüp eve bıraktı.
“Eşek gibi çalıştırıyor seni bunu mu verdi?” diye masaya bıraktığı paraları çarptı Feride çocuğun yüzüne ama bir şey demeden kilerine girince güzelce toplayıp, sakladı kendi gizli yerine. Aslında tamamı olduğunu bilmese de umduğumdan fazla para geçmişti eline.
“Şımarmasın salak!” diyerek güldü kendi kendine, şimdi parayı beğendiğini söylese havalara girerdi kesin. Artık delikanlı olduğundan dayak atmaya çok cesaret edemese de, dayaktan daha çok iz bırakan psikolojik şiddet uygulamaya devam ediyordu. Kendi deyimiyle evde erkek beslemekten daha kolay para kazanmanın yolunu bulduğu için keyfi yerindeydi artık. Ucuz kuaförlerde de olsa bakımını da yaptırıyor, üzerine başına yeni kıyafetler alıyor, yıllardır yemediği kadar et yiyordu. Kendi karnı doyup geriye bir şey kalırsa Hüseyin’e bile bırakıyordu bir kaç parça. Annesinin ne yaptığı ile çoktan ilgilenmeyi kesmiş olan Hüseyin ise kenara para koymanın ve çalışıyor olmanın özgüveni ile mutluluktan uçuyordu.
Galip bey onunla yakındaki ilkokula da gitmiş okul müdürü ile onun durumunu görüşmüştü. Müdürün söylediğine göre hiç okuma yazma bilmeyen vatandaşlar Halk Eğitim merkezlerinde I.Kademe ve II.Kademe Okuma Yazma Kursları alabiliyordu. Bu kursları tamamlayan kişilere Yetişkinler Eğitimi İkinci Kademe Başarı Belgesi veriliyor ve bu belge ilkokul mezuniyetine denk oluyordu. Bu belgeyle de Açık Öğretim Orta okuluna kayıt yaptırabiliyor, Açık Öğretim Orta okulu mezunlarıda Açık Öğretim Lisesine kayıt yaptırabiliyordu (*)
Okula gitmek için küçük çocuklarla aynı sınıfta okumasına gerek olmadığını öğrenmek çok sevindirmişti Hüseyin’i. Ustasının yönlendirmesi ile yakındaki Halk eğitim merkezine gidip okuma yazma kursuna başvurdu ilkin. Böylece ilkokul mezunu olabilecekti kolayca.
Hüseyin’in hayatında hiç olmadığı kadar iyi ve düzgün giden bir dönem başlamıştı. Hayata dair hiç bir umudu yokken artık kendi geleceğini düşünüp, planlar yapacak kadar tutunmuştu elindekilere Annesinin de kendince keyfi yerinde olup, eve gelip, giden adamların da ayağı kesilince uzun süre düzenli ve mutlu bir şekilde yaşamaya devam etti. Ustasının öğrettiklerini elinden geldiğince çabuk öğrenmeye çalışıyor, vakti olursa yandaki dükkanların bile mal taşımalarına yardım ediyordu. Neredeyse ellerinde büyüyen bu çocuğun varlığından tüm esnaf memnundu.
“İnsanlar canla başla her işlerine koşturduğum için beni seviyorlardı aslında ama ben o sevgiye ve takdire öyle muhtaçtım ki, işim olmayan onca işe koşturup dururken, aslında hakkım olan harçlıkları bile bana vermedikleri aklıma gelmiyordu. Neredeyse yavru bir köpek gibi bahçeye bağlanarak başlayan hayatım, bu küçük çarşı içinde herkesin her dediğine soluksuz koşturarak devam ediyordu. Ellerinde olanakları olmasına ve yapabilecekleri olmasına rağmen sırtımı sıvazlayıp, bir kaç takdir sözünden başka bir şey söylemiyor olduklarını fark etmiyordum bile. Kabul gördüğüm var olabildiğim, diğerlerine benzemek için olanca çabayı sarf ettiğim bu ortam hayatımda sahip olduğum tek güzel ortamdı. Yorgunluktan nefes alacak halim olmadan eve gelsem bile ertesi sabah gülümseyerek kalkıp yine gidiyordum. Daha ilk haftamda ustam bana nazikçe sabahları duş alıp gelmemi tembihlemişti. Hayatın hiç bir alanında bir eğitim almadığım gibi kişisel bakım, hijyen konusunda da kendi kendime fark ettiklerim dışında bir bilgim yoktu açıkçası. Sonra beni çarşıdaki berbere götürüp, saçımı başımı düzelttirdi. Bıyıklarım henüz yeni yeni tüy gibi çıktığından onları elletmedi. Banada kendi kendime jiletle kesmememi tembih etti ama zaten evde bir jilet olduğundan bile emin değildim. Böylece her sabah duş alıp, her ay bir kez saçımı kestirmeye başladım ve gerçekten aynadaki görüntüm değiştikçe ben bile kendimi beğenmeye başladım eskisine göre. Yüzümdeki çocuk ifadesi yavaş yavaş kayboluyordu. Kazandığım üç kuruşla kendimi çok zengin sandığım için sanki hayatın her sorununu çözdüm gibi hissediyordum. Her ay ilk aldığım avans kadar parayı sakladığım için benim için hazine denilecek kadar bir param da birikmişti. Henüz o parayla ne yapacağımı bilmiyordum ama para bana güven hissettiriyordu. Bunu çok erken yaşta öğrenmiştim zaten. Kim ne derse desin parayla adam olunuyordu! Tek derdim okullar da açıldığı halde Kiraz’ı çok uzun zamandır göremiyor olduğumdu ama ona artık çalıştığımı söylediğim için bana kızmadığından ve bekleyeceğinden emindim kendimce. Biriktirdiğim paralarla alabileceğimi düşündüğüm yegane şeyler yine ona olan hediyeler oluyordu. Kendimi o kadar yok saymaya alışmıştım ki, onca ihtiyacıma hatta belki de o uğursuz evden çıkıp gitmeme yardımcı olacak parayı, kalbimi ilk ısıtan insana harcamak için tereddüt bile etmiyordum. Onu kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdım. Hayata bu kadar tutunma çabamın nedeni, arkadaşlarının artık bana gülemeyecekleri ve geri zekalı olmadığımı hepsinin anlayacakları bir konuma yükselme isteğimdi.”
(devam edecek)
(*) Kaynak : okulbilgilendirme.com