Benim Hikayem – Bölüm 12

Okulun son zili çalınca, sandığını toparlayıp okulun kapısına yakın bir yere geçti. Kaç gündür görüşemedikleri için Kiraz onun geldiğini ne bilsindi. Biraz sonra yanında üç beş arkadaşı ile güle oynaya çıkan Kiraz’ı gördü. Nasıl da özlemişti. O güzelim saçları, pembe çantası ile özlenince daha da güzel oluyordu demek. El salladı önce, seslenmeye çekindiği için ama Kiraz ona baktığı halde başını çevirdi. Görmediğini düşünüp yine el salladı ama Kiraz yine tepki vermedi.

“Baksana şu boyacı sana el sallıyor galiba!” dedi yan sınıftan olan arkadaşı.

“Peşimde ne zamandır!” diye kıkırdadı Kiraz, “Annem uşağım olsun diye tuttu onu ama yanıma bile yakışmıyor baksanıza şunun haline!” deyince Kiraz’ın arkadaşları Hüseyin’e bakıp gülmeye başladılar. Kendine gülünmesine alışık olsa da, Kiraz’ın yanında olmasına bozuldu biraz. Üstelik Kiraz da ona bakarak bir şeyler söylüyor arkadaşları gibi gülüp duruyordu. Arkadaşları kendi yollarına gitmek için ayrılınca, artık bir şey yapmadan öylece bekleyen Hüseyin’e bir bakış attıktan sonra, at kuyruğunu savurup çevirdi başını ve hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Hüseyin de alışık olduğu için hemen takıldı peşine. Hızlı da yürüse, Hüseyin’in kendine yetişeceğini bildiğinden arada çaktırmadan bakıyordu arkasına. Tehlikeli bölgeye gelmeden onunla konuşmak isteyen Hüseyin, önce “Kiraz!” diye seslendi fazla bağırmadan, sonra baktı olmuyor koştu yetişti yanına.

“Konuşmuyorum seninle!” dedi Kiraz suratını ekşitip.

“Neden ben sana ne yaptım ki?”

“Neredesin sen kaç gündür?”

“Hastaydım gelemedim!”

O ana kadar şımarık şımarık konuşan Kiraz durdu bir anda ve onun yüzüne bakıp acı dolu bir ifade takındı bu kez.

“Yaaaa! Kıyamam!” dedi bir bebek gibi ama o sırada Hüseyin’in yüzündeki morluğu görünce ciddileşti.

“Kim yaptı bunu sana?” diye sordu hemen.

“Kimse yapmadı, düştüm!”

“Hasta mıydın gerçekten, doğru söyle? Nerede düştün o zaman?”

“Evde düştüm hastaydım ya, dengem şey olunca, bende düştüm, masanın ayağına geldi yüzüm!”

“Ay çok acımıştır!” dedi Kiraz, elini Hüseyin’in yüzüne doğru uzattı, dokunacak gibi yaptı ama dokunmadı.

“Geçti şimdi iyiyim! Bak geldim!” dedi Hüseyin tatlı tatlı gülümseyerek.

“Neyse! Madem hastaymışsın, affettim seni!” diye gülümsedi Kiraz da. Annesinin, Hüseyin’in evde sürekli dayak yediğinden bahsettiğini duymuştu ama gözüyle görünce, bir de yalan söyleyip, düştüm deyince üzüldü biraz. Böylece yeniden düzeldi araları. Kiraz’ı görmek Hüseyin’e zaten iyi geldiği için o da unuttu olanları, unutmayı seçti daha da doğrusu. Hangi birini aklında tutup, hangi birine üzülsündü zaten.

“İnsan çocukluğunda veya gençliğinde daha dirayetli oluyor sanırım. Ne yaşanmış olursa olsun çabucak değişebiliyor ruh hali. Zaten güzelliklere aç olan ruhum Kiraz’ın hayatıma kattığı baharın etkisiyle çabucak toparlanmış gibiydi. Cici baba denilen o adam da eve gelmeyince, annem de sakin bir döneme girince, Kiraz ile gidip gelmeye, kazandığım paralarla ona hediyeler alıp, kalanını da anneme vermeye devam ettim bende. Ta ki evimize yeni bir cici baba gelene kadar!”

Bu sefer ki cici baba artık delikanlı olan Hüseyin’i hiç istemiyordu evde. Başı sıkışınca oğlundan gelen paraya muhtaç olacağını bilden Feride direndi baştan çok iyi anneymiş gibi.

“Ne yapayım, Allah bana bunu nasip etti. Evlat, atsan atılmıyor, satsan satılmıyor!” diyordu adama.

“Eşek kadar herif olmuş bu artık çocukluğumu kalmış!” diye karşı çıkıyordu yeni cici baba.

Hüseyin her gece duyuyordu bu konuşmaları kilerine kapanınca. Annesi “Baban gelince gözüne gözükme!” diye tembih ettiğinden evde zaten silik olan varlığı iyice silinmişti. Cici babası ile annesi uyurken evden çıkıyor, eğer adam ondan önce eve geldiyse, sızıp kalana kadar dışarıda bekliyordu. Feride adam gelince kapının önüne bir süpürge çıkartıyordu. Süpürge kapıdaysa, Hüseyin, annesi kapıyı açıp onu alana kadar kapının önünde bekliyordu öylece karanlıkta. Allah’tan kazandığı paralarla kendine çorba ısmarlamayı bırakmamıştı da aç kalmıyordu en azından. İkinci cici baba geldiğinde bahar sonu olduğundan üşümüyordu da beklerken. Karanlıkta gökyüzündeki yıldızlara bakarak hayal kuruyor, bazen de uyuyup kalıyordu öylece. Feride çıkardığı süpürgenin ucuyla dürtüyordu onu kapıyı açınca, adam fark etmesin diye ikisi de sessiz davranıyorlardı. Bu cici baba ilki kadar bile dayanamadı Feride’ye. Diğerinden para akmasına alışık olan Feride, yeni cici babadan da aynı performansı beklese de, adam gönlü hoş edilecek kadar para veriyor, o da zaten yedikleri içtiklerine bir geliyordu. Pantolonunu da öyle ortalığa bırakmayıp, hemen yanına koyduğu için para çalmak da mümkün olmuyordu.

“Annemin eve gelen bu adamlarla ne yaptığını anlayacak kadar büyümüş olsam da, hiç kanıma dokunmuyordu. Bana dokunulmadığı sürece dünya yıkılsa umursamamayı öğrenmiştim iyice . Annemin yarısı kadar arsız olsam, geri zekalı numarasına girip, mahallenin yarısından toplardım bir sürü şey belki ama ne yazık ki geri zekalı rolü yapmayı akıl edecek kadar da ileri zekalı değildim. Bir tek Fadime teyze gizli saklı bana destek olmaya devam ediyordu. Onun o mis gibi kokan keklerini çok sevdiğimi bildiğinden, bazen akşam gelişimi yakalayıp elime tutuşturuyordu peçeteye sardığı iki dilim keki.”

Yaz gelip, okullar tatil olunca, Hüseyin hemen eski bildiği yere dönüyor. Esnaf da her zaman iyi karşılıyordu onu. Artık delikanlı da olduğundan, daha adamdan sayar gibi davranıyorlar, erkek muhabbetine bile dahil ediyorlardı.

“Oğlum ne olacak senin bu halin?” diyorlardı arada bir. Sonunda esnaflardan bir tanesi ona dükkanda çalışmasını teklif etti. Yıllardır yanında çalışan çırağı evlenip, başka yere gitmişti. Yıllardan beri Hüseyin ile tanışık olduklarından hepsi onun geri zekalı olmadığını anlamışlardı. Tam aksine bu şartlarda çocuk yaşıtlarından bile zekiydi. Hızlı öğreniyor, çabuk kavrıyor, öğrendiklerini kafasında tartıp biçiyordu.

Sonunda normal bir işte çalışma şansını elde edince Hüseyin o kadar sevindi ki, gözleri dolup ağlamaya başladı hemen.

“Dur oğlum ne yapıyorsun lan? Beni de ağlatacaksın!” dedi yılların elektrikçisi Galip bey, “Sabah sekiz buçukta burada ol, çayı demleyeceksin, dükkanı silip süpüreceksin, malzeme taşıyacaksın, ne dersem yapacaksın anlaşıldı mı?”

“Tamam!” dedi Hüseyin heyecanla, Galip bey eski çırağının çalışırken giydiği tulumu da ertesi gün giyip gelsin diye ona verdi.Eski püskü kıyafetlerini saklayacak bir üniforması olduğuna daha da sevindi zavallı Hüseyincik. Okul tatil olduğundan Kiraz ile gelip, gitmiyordu nasılsa, okullar açılmadan da ona söylemenin bir yolunu bulurdu nasılsa. Böyle düzenli maaşlı bir işi olur, hayatı da düzene girerse, Kiraz’a evlenme de teklif ederdi ileride. Fadime teyzesi zaten seviyordu onu. Bir şey demezdi herhalde.

O gece ikinci cici baba da gittiği için nispeten sakin olan evde, heyecandan uyuyamadı sabaha kadar. Aslında girer girmez, annesine söyledi artık çırak olacağını ama bir an önce yolacak bir adamı nereden bulması gerektiğine takılan Feride, umursamadı bile oğlunun başarısını. Onun için eve getireceği para önemliydi. Nerede, ne şartlarda çalışıyor, başına ne geliyor hiç bir zaman umurunda olmamıştı.

Kiraz’ın babası başka yerlere taşınırlarsa üç çocukla ev kiraları ile baş edemeyeceğine kanaat getirdiği için ertelemişti taşınmayı. Kezban üniversiteyi bitirip, işe girsin diye bekliyordu. Bir kaç da talibi vardı aslında, Kezban evlenir giderse, Metin’in de üniversiteyi bitirince işe girer, geriye bir Kiraz kalırdı evde. O zamana da belki emekli olur, ailesini alır babasının memleketine dönerler buralardan, bu şehrin her köşesine saklanmış pisliklerden kurtulurlardı kolayca.

(devam edecek)

Yorum bırakın