Benim Hikayem – Bölüm 9

Hırlısı, hırsız dahil, her tür insanın yaşadığı gece kondu mahallesinde, geliri elvermediği için başka mahalleye gidemeyen bir kaç düzgün aileden başkası kalmadığından, Feride’nin kendine kurduğu yeni düzenden ilk başlarda pek kimse rahatsız olmamıştı. Hüseyin zaten ezelinden mahallenin zavallı geri zekalısı olduğu için umurlarında değildi. Yaşı küçükken acıyıp, koruyup kolladıktan sonra biraz serpilmeye başlayınca, çocukları içinde potansiyel tehlike olabileceğini düşünüp iyice uzaklaşmışlardı.

Fadime’nin kocası da kızlarının “o çocuk” la muhatap olmalarını istemiyordu.

“Öyle bir çocuk değil o!” dese de Fadime, Metin de sırf Hüseyin’e gıcık gittiğinden babasını gaza getirip, annesinin söylediklerini çürütmüştü.

“İlk fırsatta gideceğiz bu mahalleden!” demişti yan evde olan biteni öğrendiği ilk gün kocası ve dediği gibi de gücünün yeteceği bir ev bakmaya başlamıştı. Karısı da dahil o günden sonra kimse o evde yaşayan kimse ile selamlaşmayacaktı bile. Cici babanın geldiği ilk günler evden yükselen aşırı müzik sesi ve arsız kahkahalar yüzünden polisi arayacaktı neredeyse ama çocuklarının başına bir iş gelir diye karısı ikna edince vazgeçmişti. İçeride ki adamın ne olduğu bile belli değildi, bu tür bir kadının evine kapağı attığına göre, konuşulacak bir adam olmadığı ortadaydı.

“Allah korusun, silahı olur, bıçağı olur, gözünü seveyim karışma!” diye yalvarmıştı Fadime. Şahit olmadıkları, duymadıkları olaylar olmadığından adam da sakinleyip geri çekilmişti.

Gece kondu mahallesi olsa da, evler öyle iç içe birbirlerine çok yakın sayılmazdı. Geniş bahçelerin içinde aralarında boşluklar da vardı. Her eve bilinçli olmasa da yeterince mahremiyet alanı tanınmıştı.

Kiraz’a rastladığı için yine de sevinen Hüseyin o haftadan sonra arada bir uyuyakalmış gibi yapıp geç çıktı evden ona rastlayabilmek için. Sonuçta memur gibi birilerinin denetiminde bir mesaisi yoktu ya. Annesi de cici babasından başkasıyla ilgilenmediği için o da kendi özgürlük alanını olabildiğince genişletmeye çalışıyordu.

“Babam seninle konuşmamızı yasakladı!” dedi Kiraz ikinci karşılaşmalarında, “Polise verecek sizi öyle söyledi de annem durdurdu geçen gece!”

“Neden ki?”

“Neden olacak salak, annen nikahsız yaşıyormuş o adamla neyini anlamıyorsun!”

“Ne yapayım benim suçum değil ki!” dedi Hüseyin saf saf.

“Benim mi suçum?” dedi Kiraz bu sefer kıkırdayarak, “Merak etme, babam ne bilecek konuşuruz gene biz seninle, okulun önüne gelsene sen ayakkabı boyamaya!”

Hüseyin’in gözleri sevinçle açıldı hemen.

“Sahi mi diyorsun?”

“E tabi, babam da, annem de görmeden rahatça konuşuruz beraber!”

“Tamam!” dedi hemen sandığını sırtına daha bir şevkle asıp.

“Haydi yürü benimle de sana nerede duracağını göstereyim!” dedi Kiraz, “Şu çantamı sen taşıyacaksın ama!”

“Tamam!” diyerek hemen pembeli, cicili okul çantasını aldı elinden Kiraz’ın ama kız birden ciddileşip durunca, baktı yüzüne ne söyleyecek diye.

“Dur! Şimdi bizi biri görürse söyler babama! Ver şu çantayı, sen arkamdan gel ama belli etme takip ettiğini!” dedikten sonra çantasını çekerek aldı Hüseyin’in elinden, hızlı hızlı başladı yürümeye.

Hüseyin’de keyiften dört köşe takıldı onun peşine. Okul oturdukları eve uzak olmasa da, mahallenin sınırının biraz dışındaydı. Kiraz onları kimsenin görmeyeceğine kanaat getirdikten sonra durup eliyle işaret etti gelmesi için. Koşar adım yanına gelen Hüseyin’e uzattı çantasını, ikisi yolun kalan beş dakikasını yürüdüler yan yana.

“Kitap okuyor musun gene?” dedi Kiraz at kuyruğunu savura savura.

Hüseyin kendini ne kadar geliştirdiğini ispatlamak istercesine anlatmaya başladı hemen. Geçmişte Kiraz öğretmenine onun gelmesini soracağını söylediğinde bilmek isterdi bunları, o zamanlar okula neden kabul edilmediğini anlıyordu şimdi öğrendiklerini fark edince.

“Okula almazlar seni gene biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum!” dedi başını önüne eğip.

Kiraz’ın öğretmeni, Fadime ile de konuşunca, bir şey yapacakmış gibi üst perdeden konuşmuştu ama aslında hepsi oydu işte tepkisinin. Zaten gelmek bile istemediği bu kenar mahalle okulundaki çocukların da ailelerinin de ne kadar belalı olabileceklerini öğrenmiş, öğretilmişti. Bir de geri zekalı olduğu belli olan bir çocuğu okula göndersinler diye uğraşmaya gerek yoktu. Özel sınıf bile yoktu o okulda. Eski okul müdürü iş güzârlık edip bir kaç aileye çocuklarını okula göndersinler diye baskı yapınca, evinin önünde ağzı burnu kırılmıştı bir kere. Yasa da, olsa kural da olsa, böyleydi bu işler. Hüseyin gibi nüfusa bile kaydı olmayan bir çocuğun varlığından bile haberi yoktu yasanın, yasa koyanın. Başka veliler Fadime’nin Hüseyin için konuştuğunu duyunca, arkasından hemen anlatmışlardı öğretmene çocuğun zaten geri zekalı olduğunu.

“Allah acısın!” demiş geçmişti öğretmen de. Kiraz da okula gidip arkadaşlarını görünce unutup gitmişti zaten Hüseyin’e söylediğini, Fadime’nin söylediği ile kalmıştı konu öylece.

Hüseyin gözlerini aça aça Kiraz’ın yolunu kesip sorunca da, “Geri zekalıları almıyorlarmış!” demişti daha o zamanlar.

Okulun yanına vardıklarında “Arkadaşlarım seninle görmesinler beni anneme söylerler!” diyerek, Hüseyin’e nerede bekleyeceğini, okuldan kaçta çıkıldığını belletmişti güzelce. O saate kadar istediği yerde de durabilirdi tabi ama o saat olunca mutlaka burada olsundu.

Hüseyin okulu olduğu gibi gören köşeye geçip, bahçedeki çocukların gürültülerini dinlemiş, ders zili çalıp hepsi içeri doluşunca da, Kiraz’ın o pencerelerin hangisinde olabileceğinin hayalini kurmuştu. Eski beklediği yerden az müşterisi de olmadığı için, hiç olmadığı kadar sevinçle geçmişti günü.

Okulun son zili çalıp, çocuk kalabalığı okul kapısından çıkıp dört bir yana savrulurken, Kiraz’ı bekleye başlamıştı heyecanla her bir çocuğun yüzüne bakıp.

On dakika sonra Kiraz onun bakmadığı yönden gelip, karşısında belirince de hemen sandığını koluna asmıştı, daha çalışması gerektiği halde.

“Baksana şu adamın sattığı şekerleri çok seviyorum ben!” demişti Kiraz çantasını ona uzatırken, “Yanımda param da yok, alır mısın sen bana?”

Her zaman uzaktan seyrettiği o pembe pamuk şekerlere bakmıştı Hüseyin yutkunarak, daha kazanması gerektiği kadarı olmamış olsa da, Kiraz’la yürüdükten sonra döner çalışmaya devam ederim diye düşündüğünden, hemen yürüdü o tarafa ve kendine de alıp, parayı eksiltmek istemediğinden bir tane şeker aldı Kiraz’a. Kendine almış kadar mutlu olduğu için yürüdükleri beş dakika boyunca, onun ağzının kenarlarına yapıştıra yapıştıra şekeri yemesini seyretti. Kiraz yan yana yürüyemeyecekleri yere gelince durup, şekerin kalanını parmakları ile sopasından ayırıp tıktı ağzına ve şekerin tahtasını eline tutuşturup, aldı çantasını geri.

“Ben döneyim gene çalışmaya!” dedi elindeki kemirilmiş şeker sopasına gülümseyerek bakan Hüseyin.

“İyi sabah görüşürüz o zaman!” diye el sallayıp, dönüp yürüdü Kiraz.

Onun savrulan at kuyruğuna bir süre baktıktan sonra eksilen ve eksik kalanı tamamlamak için hemen geri koştu yerine. O saatten sonra dünya yıkılsa umurunda değildi. Yerine doğru yürürken, tahta sopanın üzerinde kalan şeker tadını yaladı güzelce. Sopayı da boya kutusunun içine sakladı.

Artık her gün Kiraz’ın okula gitme saatine kadar evden çıkmıyor, her gün de dönüş beş dakikasında ona aldığı şekerin sevinci ile günlerini geçiriyordu. Kiraz annesi görmeden şekeri bitirebilmek için hiç konuşmuyor olsa da, hayatının en güzel dakikalarını onunla yaşıyordu. Kiraz’ın okul arkadaşlarına, onu annesinin güvenle getirsin götürsün diye tuttuğu uşakları olduğunu söylediğini bilmiyordu tabi. Bilse de umursamazdı belki de.

Günler geçtikçe Kiraz’ın istekleri de değişebiliyordu bazı gün karnı ağrıdığı için şeker istemiyor, kırtasiyeden bir kalem, kokulu bir silgi, ihtiyacı bile olmayan ufak tefek bir şeyler aldırıyordu ona. Fadime bir kaç kez kızının çantasında onun olmayan şeyler görüp, kızınca da sadece yiyecek, çikolata ve sakız aldırmaya başladı.

“Arkadaşımın bana karışmış!” demişti annesine sonra da kaldırıp atmıştı o kalemlerle silgileri.

(devam edecek)

Yorum bırakın