Gençler kendi vicdanları ile doğruyu yapmaya uğraşırken, emniyette de yeni gelişmeler oluyordu. Komiser Nejat’ın en büyük özelliği olayları büyük bir titizlik ve gizlilik içinde değerlendirip, bir anda dosyayı tamamlamasıydı. Ekibi de onun kurallarını bildiği için olan, biten hakkında sessizliklerini koruyorlardı. Kaya’nın araya koyduğu kimse, soruşturmanın nasıl ilerlediği hakkında bir bilgiye ulaşamamıştı. Tanıklar dinleniyor, ifadeler alınıyor, olay yerleri inceleniyor, bağlantılar takip ediliyor ama belirgin bir suçlama sunulmuyordu. Ogeday’ın vurulması ile başlayan süreçten zaten yeterince zarar gördüğünü söyleyen Kaya, bir de adının katil zanlısı olarak geçmesinden rahatsızdı. Bu sadece projeye değil, doğrudan kariyerine, şahsına sürülmüş bir lekeydi. Harika bir oyuncu ve dostunu kaybetmenin acısını yaşıyor, ödül almış projesinin ortada kalmış olmasından sızlanıyor, bir an önce adının aklanması için başvurabildiği her yere başvurup, komiser üzerinde de baskı kurmaya çalışıyordu. Eskiden olsa belki Alev’in ona bu aşamada bir faydası olurdu ama ne yazık ki şimdi Alev bu gücünü sadece Taha için kullanıyordu. Yine de Alev’in de ifadeye çağrıldığı Kaya’nın kulağına gidebilmişti. Laf emniyetten değil yine ışıkçıdan çıkmıştı tabi. Benan, olaydan uzak kalma konusunda kararlı davranınca, Kaya doğrudan Benan’ın kuzeni ile bağlantıya geçmişti. Sonuçta oyuncusunun katili hakkında o da bilgi ve sonuç istiyordu, bunu da saklaya saklaya yapmasına gerek yoktu. Işıkçı da onunla hem fikir olduğundan konuşmakta bir sakınca görmemişti. Her iki ekipte soruşturma sonuçlanana kadar askıya alınmış bekletiliyordu. Kaya Ogeday rolü için kısa zamanda birini bulamazdı, bulsa bile onu oyuna yetiştirmek zaman alacaktı. UNICEF adının bu olaya karışmış olmasından rahatsızdı. Teşvik ödülü verdikleri bir oyunun adına cinayet bulaşmıştı, bu oyunlardan elde edilen gelirler, dünyadaki çocuklar için kullanıldığından, proje hikayesinde böyle bir haberin yer almış olması rahatsız ediciydi, hele ki, ödülü verdikleri yönetmenin katil zanlısı pozisyonuna düşmesi daha da kötüydü. Ne yapacaklarına karar vermek için onlar da soruşturmanın sonuçlanmasını bekliyorlardı. Kaya’nın katil olmadığını söylemesi hiç kimse için geçerli bir söz değildi. Hatta kendi ekibinden olanların bazıları için bile.
Enes’in mesajına “Biz emniyetteyiz! Haber vereceğim!” diye hızlıca bir yanıt gelince, hepsi endişeyle birbirlerine baktılar.
“Adana’dan gidememişler mi yani?” dedi Su hemen.
“Antalya emniyetinde değillerse buradalar! Demek ki yeniden çağrılmışlar!” diye yanıtladı Enes
“Demek ki bir gelişme olmuş!” diye tamamladı Havin.
“Ne yapacağız, yine de gidecek miyiz?”
Çocuklar hocalarından ne olduğunu öğrenene kadar gitmek istemiyorlardı. Onlar çağrıldığına göre, oyuncular da yeniden ifadeye çağrılabilirdi belki ayrıca. Otelden çıkışlarını yapıp, bir yerde Taha hocadan veya emniyetten haber beklemeye karar verdiler. Akşama kadar ikisinden birinden dönüş olurdu herhalde.
Evsiz adamın yağmurluk ve silahla ele geçirilmesinin ardından kamera kayıtları, o yağmurluğu giyen birini yakalamak için yeniden gözden geçirilmiş ve nihayet tam da Enes’lerin bulduğu fotoğrafta duran arabanın yakınlarında aynı yağmurlukla yürüyen ufak tefek biri tespit edilmişti. Aynı yağmurluğu giyen birden çok kişi elbette olabilirdi ama kuru ve nispeten sıcak bir havada, kapüşon ile yüzünü kapayarak yağmurluk giymiş biri sırada değildi, hele ki bu kişi hızlı adımlarla silahı bıraktığı yere doğru yürüyorsa. Ara sokakta kamera kaydı olmadığı için o saatlerde sokaktan geçen herkes taranmaya başladı. Geç bir saat olmadığı ve işlek bir bölge olduğu için kayıtlardan o sokağın iki tarafından da, o saatlerde geçen yirmi beş kişi tespit edildi. Bunların içinden yağmurluğu giyen kişinin boyuna ve fiziğine yakın olanlar elenince geriye yedi kişi kaldı. Bu yedi kişinin sokaktan ayrılınca neler yaptıkları da takibe alınınca içlerinden sarışın ve spor giyimli bir kadının fotoğraftaki arabaya bindiği tespit edildi. Aracın kimin üzerine kayıtlı olduğu araştırılınca, Alev’e ulaşmak zor olmadı. Kamerada yüzü net görünmediği için sadece fiziki benzerlik söz konusuydu. Alev kolayca arabam çalınmıştı diyebilir, görüntüdeki kişinin o olmadığını da ileri sürebilirdi. Geçerli olsa da, olmasa da bunu yapmaması için bir neden yoktu.
Yeni bulgular ışığında yeniden ifadeye çağrıldıklarında, çok önce yola çıkmış olmalarına karşılık, Adana’dan çok uzakta değillerdi. Alev yola çıktıktan sonra ilk bir saat neredeyse hiç konuşmamış sonra, sakin bir dinlenme tesisinde durmalarını istemiş, Taha onun bir ihtiyaç için durmak istediğini düşündüğü için itiraz etmemişti. Alev tesisin içine girmek yerine dışındaki kameriyelerden birine oturup, konuşmak istediğini söyleyince de terk edileceğini sanıp, kalbi sıkışmıştı.
Yaklaşık bir saat sonra, Taha şoka girmiş vaziyette kameriye de otururken, Alev onu bırakıp, arabaya dönmüş ve onu yol üzerindeki bir tesiste bırakıp gitmişti. Taha’nın Alev’den duyduklarından sonra kendine gelmesi bir saat daha sürmüş, ne yapacağına yarım saat içinde karar verip, Adana’ya giden bir otobüs şoförüne rica edip, gece yarısı emniyete gelmişti.
Enes’in mesajı geldiği sırada, uykusuz, yorgun ve yıkılmış bir şekilde, emniyetin önünde bir bankta oturuyordu.
Enes ve çocuklar ondan haber beklemek için bir yerde oturmayı düşünseler de, komiser de çağırsa, hocaları da dönüş yapsa eninde sonunda emniyete gideceklerini düşündükleri için, eşyaları ile birlikte bir dolmuşa binip, doğruca emniyete gitmişlerdi.
Taha’nın boş bakışlarla, berbat bir halde oturduğunu görünce, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anladılar ve sessizce yanına gidip yanındaki diğer banklara oturdular. Sadece Enes gidip, hocasının yanına oturdu ve konuşacak hali olmayacak kadar yıkıldığını yüreğinde hissettiği için, “Biz ne olursa olsun yanınızdayız!” dedi yumuşak bir sesle.
Taha hiç cevap vermeden başını salladı minnetle. Onlara bir açıklama yapması gerektiğini biliyordu ama henüz kendine bile açıklayamadığı için nasıl söylese bilemiyordu.
“Alevmiş!” dedi hırıldar gibi, saatlerdir yorgun ve uykusuz tek başına oturduğu için ağzını açınca konuşamamıştı hemen. Su yolda içmek için çantasına koyduğu şişe suyunu çıkardı ve Taha hocaya uzattı. Taha şişenin kapağını açacak gücü bile bulamadı kendinde, Enes yardımcı olunca, bir yudum içti ve aslında çocukların söylediğini anladıklarını bildiği halde.
“Alevmiş haklıymışsınız!” dedi daha gür bir sesle.
“Neden?” dedi Havin kendini tutamayarak.
“İçeri de mi?” dedi Volkan.
“Hocayı yormayalım!” dedi Enes hemen ama Taha eliyle onu durdurdu, “Yüksek sesle tekrarlamak belki onun da kendine anlatmasını kolaylaştıracaktı. Açık havada da olsalar ortamdaki sessizliğin ağırlığı hepsini etkilemişti. Birazdan duyacaklarının Taha hocanın hayatındaki en zor günlerden birinin hikayesi olduğunu hepsi anlamışlardı. Taha hoca dışarıda, Alev içeride olduğuna göre aslında soracak pek bir şey de yoktu ama yine de onu dinlemek, dinlerken de rahatsız etmemek için hepsi başlarını önlerin eğmişlerdi.
“Tahmin ettiğinizi biliyorum” dedi Taha, “O fotoğrafı ilk bana atma kararında ne kadar zorlandığınızı da tahmin ediyorum ve polis yerine önce bana yolladığınız, bana güvendiğiniz için hepinize minnettarım. O yüzden şimdi anlatacaklarımı sadece size bu kadar açık olarak ifade edeceğim. “
Bunun anlamının onun güvenlerinin karşılıksız olmadığını söyleme şekli olduğunu hepsi yüreklerinde hissetti.
Önce Alev’in yola çıktıktan bir süre sonra dinlenme tesisinde durmak istediğini söylemesiyle başladı. Önce bunu anlatıyordu çünkü çocukların da polislerle aynı sonuca ulaşmış olmaktan ve bunu Taha’ya söylemekten kendilerini suçlu hissetmelerini istemiyordu. Onlar kararlarını verip fotoğrafı gönderdiklerinde aslında olay çoktan ortaya çıkmış, Taha yüzleşmesi gerekenle yüzleşmişti.
(devam edecek)