Adana’dan ayrılacakları son gece, hocalarını aklayacak veya katili bulacak bir şeyler bulamamış olmanın sıkıntısını yaşıyorlardı hâlâ. Taha hocaları gelip, silah ortaya çıkınca oteldeki resepsiyon görevlisi ile konuşmayı unuttuklarını hatırladılar ve hiç oyalanmadan lobiye geçtiler. Görevli kadın ne yazık ki yine görevde değildi ama arkadaşı ile konuşmuş, o geceye ait elinde hiç fotoğraf olmadığını söylemişti. Zaten yoğunluk yaşadıklarından Enes’i her gördüğünde fotoğraf çekmiyordu. Ancak Enes ile yan yana bir fotoğraf çektirmeyi gerçekten çok istiyordu ve ararlarsa koşa koşa otele gelecekti.
Altan dönüp, Enes ve Nina’ya baktı.
“Bence çektiği tüm fotoğraflara bakalım yine de!” dedi Volkan.
“Tamam gelsin!” dedi Enes, göz ucuyla Nina’ya bakıp onay almıştı.
Resepsiyondaki kız heyecanla arkadaşını aradı hemen ve Enes’in hayranı olan arkadaşı yarım saat içinde geldi yanlarına.
“Ay nasıl sevindim anlatamam! Gizli gizli fotoğraflarınızı çektiğim için gerçekten özür dilerim. Bunun bu şekilde ortaya çıkmasını hiç istemezdim!” dedi Enes’in yakınında olmaktan ne kadar heyecanlı olduğu belliydi her halinden.
“Yalnız önce çektiğiniz fotoğraflara bakmak istiyoruz!” dedi Nina biraz da kıskanmıştı aslında o yüzden kızın neler çektiğini merak ediyordu.
“Tabi!” dedi kız hemen ve telefonundan fotoğraflar bölümünü açıp, Nina’nın göreceği şekilde kaydırmaya başladı teker teker. Arada kendine ait, izin günlerinde çektiği fotoğraflarda denk geliyor, onları hızla geçip, Enes’inkiler gösteriyordu.
“Silerim bunları yani şimdi sizinle bir kaç poz çekersek, hatta belki canlı yayın açmama bile izin verirseniz!” dedi kız heyecanla.
Havin kızın konuştuklarını dinlemeden doğrudan telefonun ekranına bakıyordu.
“Bir dakika versene!” dedi kızın elinden telefonu kapar gibi alıp.
Kızın gösterdiği bir kaç fotoğraf öncesine dönüp, burası neresi diye sorunca, ne olduğunu anlamayan diğerleri de ekrana eğilip fotoğrafı görmeye çalıştılar.
“Kuzenim gelmişti Isparta’dan!” dedi kız alakasız bir fotoğrafın neden sorulduğunu anlamadığı için ama o sırada Enes’de, Havin’in ne gördüğünü anlayıp, telefonu kendisi aldı ve kıza biraz daha yaklaştı, “Gerçekten güzel çıkmışsınız!” dedi önce tatlı bir sesle.
Elini bırakıp, kıza yakınlaşan Enes’in ne yaptığını anlayamayan Nina’nın yüz ifadesi değişmişti ama Havin ile göz göze gelince susması gerektiğini anladı.
“Teşekkür ederim!”
“Neresi burası?” dedi Enes kızın tam yanında durup, ona doğru eğilmişti.
“Kuzenimin ailesinin restoranının önü!” dedi kız bayılacak gibi olmuştu heyecandan.
“Tam olarak nerede?”
“Şu tiyatrocunun öldürüldüğü otelin biraz ilerisinde bir sokakta!”
“Ne zaman çektirdiniz bu fotoğrafı?”
“Neden sorduğunuzu anlamadım?”
“İnan bana bu fotoğraf benim için çok değerli olabilir!”
“Sahi mi?” dedi kız gözleri parlayarak, “O gece, Ogeday Tunç öldürüldüğü gece çektik! Biz silah sesi duymadık ama sonra çıkışta kalabalığı görünce öğrendik olanları!”
“İşte bu!” dedi Havin neşeyle.
Enes ve Havin dışında kimse henüz ne olduğunu anlayamamıştı.
“Anlat!” dedi Enes, Havin’e bakarak, “Bu telefona bir süre polis el koyabilir!” dedi sonra kıza bakarak.
“Anlamadım?” dedi kız şaşkın şaşkın.
O sırada telefonu Enes’in elinden alan Havin görüntüyü büyütüp, fotoğrafta bir kısmı görünen arabayı gösterdi. Otuz dört plakalı araba, aynı gün Alev ve Taha’nın onlarla görüştükten sonra binip gittikleri arabaydı ve Enes ile Havin’in dikkati sayesinde plakayı hatırlamışlardı.
Havin devam etmeden, Enes kızın yanında devamını konuşmalarını doğru bulmadığı için uzanıp telefonu aldı ve “Bunu komisere ulaştırmamız gerek!” dedi diğerlerine bakıp. Herkes Havin’in söylediği kadarından ne olduğunu anlamıştı.
“Durun bir dakika!” dedi Nina, “Yani Taha hoca da mı?”
O ana kadar kimsenin aklına bu ihtimal gelmediği için bu söz hepsini durdurdu yeniden.
“Hayır ya! Sanmıyorum!” dedi Su hemen.
Hiç biri sanmıyordu ve Alev’e hiç ısınamadıkları, arabada ona ait olduğu, daha da doğrusu hocayla bu arabaya binip gittikleri için hepsi ondan şüphelenmişti.
“Şöyle yapalım!” dedi Altan şaşkınlığını atınca, “Siz bu fotoğrafı şimdi söyleyeceğim numaraya atın. Benim numaram bu! Eğer bu arabayla ilgili emin olabilirsek, polisle iş birliği yapmak için size dönelim ya da dönsünler olur mu? Siz de bu fotoğrafların hiç birini o zamana kadar silmeyin!”
“Polisle ne ilgisi var, Ogeday Tunç cinayetini mi araştırıyorsunuz siz?” dedi kız konuşmalardan zaten anlamıştı az çok bir şeyler.
“Ogeday benim çok yakın dostumdu!” dedi Enes yine tatlı tatlı, “O kadar üzüldük ki, elimizden geleni yapmak istiyoruz ve sizin de bize yardım etmeniz çok değerli. Eğer bu fotoğraf bir kanıtsa, hayatım boyu sizi hiç unutmayacağım. Bana inanılmaz bir iyilik yapıyorsunuz şu anda!”
“Tabi ki!” dedi kızın dili tutuldu tutulacaktı Enes’in yakınlığı ve ilgisinden.
“Kimin peki bu araba?” dedi merakla
“Kimseyi emin olmadan zan altında bırakamayız değil mi? Belki de alakasız bir şey çıkabilir!”
“Peki fotoğraf çekilecek miyiz?”
“Tabi!” dedi Enes ve telefonu en yakınında duran Nina’ya uzatıp göz kırptı.
Nina, araba olayının etkisinden tam kurtulamadığı için çok doğalmış gibi sevdiği adamın kızla bir bir kaç fotoğrafını çekti ve telefonu geri uzattı.
Kız o kadar mutlu olmuştu ki, “Sizden haber bekliyorum, numaramı yazmayacak mısınız?” diye sordu hemen.
“Ah tabi bu fotoğrafı bende saklamayı çok isterim. Siz buraya yazın numaranızı ben size dönüş yapacağım!” diyerek kendi telefonunda rehber kısmına kıza numarasını kaydettirdi ama kendi numarasını vermedi.
“Bizim odaya çıkalım mı?” dedi Havin kız yanlarından ayrılınca, hepsi birden konuyu hiç açmadan sessizce odaya girdiler.
“Yok ya!” dedi Su yine heyecanını zor zapt etmişti, “Taha hoca bu işin içinde olamaz. Ne kadar üzüldüğünü hepimiz biliyoruz!”
“Taha hoca değilse ve Alev hanımsa hoca yine çok yıkılmayacak mı?”
“Bir dakika ya!” dedi Volkan, “Araba orada diye niye katil olsun kadın, belki hoca ile gizlice buluşmuşlardır olamaz mı?”
“Olabilir!” dedi Havin düşünceli bir sesle, “Birbirlerini özlemişlerdir, zaten Mersin’deymiş kadın.”
“İyi de hoca o gece bizimleydi hep, sonra da doğruca Ogeday’ın oteline gitmiş!”
“Belki ondan sonra buluşacaklardı!”
“Polise bunu söylememişler midir?” dedi Su yine.
“Bilmiyorum!” dedi Enes, “Acaba doğrudan onlara mı sorsak?”
“Ne diyeceğiz, sizden şüphelendik de bu araba neden o gün oradaydı mı?” dedi Nina, “Eğer hiç konuyla ilgisi yoksa bu aracın ve sadece iki aşık gizlice buluşmuşsa, Taha hoca bunu neden sorduğumuzu anlayıp üzülmeyecek mi?”
“Taha hoca her durumda üzülecek!” dedi Altan.
“Ne yapacağız o zaman?”
“Doğrudan komisere versek, o da kendi bulmuş gibi araştırsa!” dedi Nina
“Resepsiyondaki kız ya da komiser fotoğrafı bulanın biz olduğumuzu yumurtlarsa?” diye araya girdi Volkan bu sefer.
“Ya tamam da arkadaşlar, sonuçta biz yine bir fotoğrafla Enes için de delil bulmadık mı? Hoca bunu yaptığımızı ve niyetimizin ne olduğunu zaten biliyor!”
“İyi de ondan önce komisere verirsek, o zaman da arkasından iş çevirmiş oluruz! Bu araba Ogeday Tunç’un öldürüldüğü gece yakınlardaymış. Taha hoca oradaydı ve bu gün de ikisi bu arabaya binip gittiler! Bu gizli bir buluşma olacaksa da olanlardan sonra zaten olmamıştır. Sonra da Alev hanım ortaya çıktı.”
“Cenazeden sonra ortaya çıktı!” dedi Altan.
“Başa döndük ne yapacağız?”
“Bence doğrudan Alev hanıma soralım diyeceğim, zaten gizli bir buluşma ise bize söyler biz de fotoğrafı görmemiş gibi yaparız. Yani polise zaten söyledik de der herhalde!”
“Yalan da söyler!”
“Hocaya da atarız o zaman! Yok bu da çok saçma oldu!” dedi Volkan.
Hepsinin iyice kafaları karışmıştı.
(devam edecek)