Son Oyun – Bölüm 49

Gençler, ekranlardan zaten tanıdıkları ve şaşırmış olsalar da Taha hocalarının sevdiği kadın olduğunu öğrendikleri Alev ile karşılaşınca, ellerinde olmadan mesafeli davrandılar. Alev gerçekten ilk bakışta soğuk ve insanın kanının kolay kaynayacağı bir insana gibi görünmüyordu. Karşısındaki insanlara biraz yukarıdan bakıyor ve onları rahatsız edici derecede süzüyordu. Aslında bunu kendini korumak için yapıyordu. Onun güçlü ve yenilmez imajının bir parçasıydı. Toplumda sadece kadın olduğu için kolay ezilebilir görünmek istemiyordu ki onun elini uzattığı yerlerde sıradan insanlardan fazlası vardı. Tüm yorgunluğuna rağmen o da Taha’nın öğrencileri ile karşılaşınca elinde olmadan kalkanlarını kaldırmıştı. Onu her haliyle görmesine izin verdiği tek kişi Taha’ydı.

Taha Enes’in aklanması için gerekli delili buldukları için sevindiğini yeniden söylerken, onları ifadeye neden yeniden çağırdıklarını da açıkladı. Ayrıca evlerinde yapılan aramalardan da öğrencilerinin haberi yoktu. Taha onların ellerinden geleni yaptığını ve artık İstanbul’a ailelerinin yanına dönmeleri gerektiğini söyledi. Adana’da geçirdikleri her gün Taha’ya masraf olduğundan buna itiraz edemeseler de hiç biri gitmek istemiyordu.

“Burada yeterince araştırma yapmışsınız zaten, gerisini polis halleder!” dedi Taha son söz olarak, “Haberleşmeye devam ederiz. Bu olay sonuçlanıp, katil yakalandığında, turnemizi tamamlayacağız!”

“İnşallah hocam!” dediler gençler hep bir ağızdan.

Alev sohbetlerine dahil olmamış sessizce Taha’nın yanında onları dinlemişti. Adana da yapacak başka işleri olmadığından, gençlerden ayrılıp yeniden Antalya’ya dönmeye karar verdikleri için çok oyalanmadan, vedalaşıp ayrıldılar. Gençler o geceyi de otelde geçirip, ertesi gün yola çıkacaklardı. En azından gitmeden telefondan çıkacak fotoğrafla ilgili sonuç almak istiyorlardı.

“Bu kadın ve Taha hocayı yan yana düşünmem gerçekten imkansız!” dedi Su, “Gözümle gördüğümü içim almıyor resmen!”

“Ben de hiç sevmedim, aynı televizyonda göründüğü gibiymiş. Taha hocayla, sosyal hayatın içinde farklı görüneceğini düşünmüştüm nedense!” dedi Havin de.

“Aşk herkesi güzelleştirmiyor demek ki!” diyerek hemen kızların dedikodusuna dahil oldu Nina da.

İşin aslı sadece kızlar değil, erkeklerin hiç birinin de içi ısınmamıştı Alev’e.

“Neyse hocanın özel hayatı bizi ilgilendirmez, aralarında gerçek bir bağ olmasa bunca zaman gizli saklı devam ettirmezlerdi değil mi bu ilişkiyi. Kadın sevdiği adamı merak ettiği için koşup gelmiş hemen, onca linç edilmelerine karşılık da kendini artık açık edip, onun yanında durmaktan geri çekilmiyor!”

“Sence Kaya Perçin biliyor muydu ilişkilerini? Yani Taha hocaya asıl takıntısı bu yüzden olabilir mi?”

Aynı soruyu Komiser Nejat’ta sormuştu Kaya’ya.

“Ne münasebet!” demişti Kaya kibirli bir havayla, “O adamla sadece sanatsal alanda rakibiz onda da benim kazandığım başarı zaten ortada! Bence bu başarı yüzünden başrol oyuncumu kıskanmış olabilecekleri üzerine kafa yormalısınız!”

“Biz olayın her boyutu ile kafa yoruyoruz siz merak etmeyin!” diyerek gülmüştü Nejat komiser onun kibrine. Duygularını işine karıştıran biri olmasa da, o da içinden Alev’i, Taha’ya değil daha çok Kaya’ya yakıştırmıştı. İkisi de insanların güçsüzlüklerinden nemalanıyorlardı bir şekilde. En azından görünen öyleydi şimdilik. Hikaye de en masum görünenin katil çıkması da rastlanmamış bir durum değildi.

Berna ve Yusuf, Taha’nın başına gelenleri televizyonlardan ve sosyal medyadan duymuş ve onu hemen aramışlardı. Oyuna davet edildiği halde gelmeyen Cemile, eski arkadaşının başının derde girdiğini duyunca aramış, isterse avukatlığını üstlenebileceğini söylemişti. Taha’nın onunla konuşurken değişen yüz ifadesi ve ses tonu, hayatı insanların sırlarını yakalamakla geçen Alev için pek mutluluk verici olmasa da, yaşanılan olağan dışı durum nedeniyle tepki vermemeyi seçmişti. Taha henüz avukata ihtiyacı olmadığını ancak işler beklenmedik şekilde giderse avukat olarak ilk onu düşüneceğini söyleyip, kapattı. Yıllar sonra yapılan ilk konuşma için oldukça kısa ve resmi olmasına karşılık, Taha için anlamı çok büyüktü. Geçirdiği bu zor günlerde Cemile’nin varlığını hissetmek onu yeniden eski günlere götürmüş, elinde olmadan yüzünde bir gülümseme belirmişti. Alev’in sorgulayıcı bakışlarını kısa da olsa yakalayınca kendini zorla toparlamış ve oyundaki Cemile olduğunu ve yıllardır ilk kez konuştukları için biraz duygusallaştığını itiraf etmişti.

“Zaten avukatların var!” demişti Alev, sesini olabildiğince sakin çıkartarak, “Yine de yardımcı olacağına inanıyorsan davana onu da dahil edebilirsin tabi!”

“Henüz bir davam yok! İddianame hazırlanmadı! Soruşturma sürüyor biliyorsun!” dedi Taha olumsuz düşünmek onu paniklettiği için.

“Biliyorum ben de gerekmemesini diliyorum zaten!” diyerek konuyu çevirdi Alev onun gerildiğini fark edince.

Yine karşılıklı sessizliğe bürünmüşler, Taha, elinde olmadan uzun uzun Cemile’yi düşünmüştü. Bunca yıl sonra mesleki de olsa onun arkasında durmak istemesi, ikisinin arasındaki o sıcak bağın devam ettiğini gösteriyordu ona göre. İnsan sevdiğinin dostluğuna kolayca razı oluyordu başka türlüsü mümkün değilse. Aklından geçenlerin kollarında yatan Alev’e haksızlık olduğunu biliyor olsa da, onu yeniden görme ihtimali ile heyecanlanıyordu. Tabi ki suçlu bulunduğu için değil, geçmişin hatırına bir buluşma olmasını tercih ederdi bunun ama insan ilk aşkını hiç unutamıyordu demek ki gerçekten. Karşılık almamış da olsa ya da belki karşılık almadığı için, saklayıp duruyordu onu göğüs cebinde.

Alev ve Taha Antalya’ya henüz vardıklarında, Enes arayıp, cinayet silahının bulunduğunu söyledi. Aslında Komiser Nejat onu ve telefonun sahibini arayarak emniyete çağırmış, telefonu sahibine iade ettikten sonra fotoğrafı Enes’in o saatte bulunduğu yeri gösterdiğinin delili olarak soruşturma dosyasına eklediğini söylemişti. Enes sevinçten komisere defalarca teşekkür ederken de, komiser cinayet silahını bulduklarını ve artık katile bir adım daha yaklaştıklarını eklemişti. Aslında komiser Nejat o sevinç içindeyken Enes’in duygu durumunda bir değişiklik olup olmayacağını görmek istemişti ama bu haber Enes’i daha da mutlu etmişti.

Otelden ayrılmadan iyi haberi almış olmak herkesi rahatlatmış, Enes müjdeyi ilk oyuncu dostlarına verdikten sonra Taha hocayı aramıştı. Silahı nerede bulduklarına dair Enes’in bir fikri yoktu ama silahın katili ele verecek bir ip ucu olduğundan da hiç şüphesi yoktu.

“Cinayet silahını bulmuşlar!” dedi Taha telefonu kapatınca Alev’e müjde verir gibi.

“Neredeymiş?” dedi Alev

“Bilmiyorum ama bu ciddi bir ilerleme!”

Ogeday’ı vuran silah, üç dört sokak ileride bir evsizin eşyaları içinde ortaya çıkmıştı. Evsiz çöpten bulduğu yepyeni rüzgarlığın cebinden bir silah çıkınca kendini korumak için onu saklamıştı. Ancak sokak köpekleri ile başı belaya girip silahı kullanmaya karar verdiğinde polis, onu yakalamıştı.

Ogeday’ın vücudundan çıkan silahın ne olduğu çoktan öğrenildiğinden, evsizin ifadesi ve silah ile birleşince, bunun cinayet silahı olduğu ortaya çıkmıştı. El konulan rüzgarlık ve silahın üzerinde herhangi bir parmak izi yoktu. Daha detaylı inceleme yapılacaktı. Ruhsatsızdı ve sadece bir kez ateş edilmiş ve başka hiç kullanılmamıştı. Bu da katilin planlı olarak ruhsatsız bir silah edindiğini ve cinayetten sonra da parmak izlerini temizleyip ondan kurtulmaya çalıştığını gösteriyordu. Hiç bir profesyonel katil silahı ve rüzgarlığı iki üç sokak ötede bırakmazdı, zaten başından beri bu cinayetin daha önce adam öldürmeye bile teşebbüs etmemiş biri tarafından işlendiğini düşünüyorlardı. Planlı bir cinayetti ve aradıkları kişi muhtemelen öfkesinin kurbanı biriydi. Ruhsatsız silah edinmek ne yazık ki zor değildi. Ogeday’ı öldüren her kimse nu acemilikle onu sırtından kalbine denk gelecek şekilde vurması bir tesadüf bile olabilirdi. Silah ve rüzgarlık hakkına detaylı inceleme yapılıp, raporlandıktan sonra neler çıkacağına bakacaklardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın