Herkesin hayatında yeni bir dönem başlamıştı. Gençler tanınmış olmanın ilk adımındaydılar. Elbette Türkiye de tiyatro seyircisi istenildiği kadar yüksek değildi ve televizyon dizileri ile sinema filmleri kadar rağbet görmüyordu ama alaylı da olsalar, oyunculuk için başlayacakları en iyi noktadan başlamışlar, çalışabilecekleri en iyi hoca ile yola çıkmışlardı. Gidecekleri şehirlerde asılan afişlerde yüzleri görünüp, isimleri yazılsa da, ne Su’nun ne de Havin’in ailesi kızlarının başarılarının farkında değillerdi. Havin’in ailesinin bilmediği bir nikah ve bir de bebek vardı aslında ama zaten onlar çoktan kızlarından vazgeçmiş göründüklerinden, afişi görseler en fazla bir saldırı atağı daha yapar, geri çekilirlerdi Havin’in yorumuna göre.
Nevra hanım, Havin’i üzmemek için daha çok Altan’a soruyordu bu konu ile ilgili sorularını, hatta kadıncağız gelini mutlu olsun diye ailesi ile konuşmayı bile düşünmüştü. Altan da başlarda benzer şeyler düşünüyordu ama şimdi hamileliği zorlaştıracak herhangi bir ek stres istemediği gibi, ailesinin telefonda Havin’e söylediklerini duyunca, o da böylesinin daha iyi olduğu sonucuna varmıştı. Karısına zerre kadar değer vermeyen bir aileyle bir arada olmaya çalışmanın ne tür bir faydasını göreceklerdi.
Aysel hanım oyunun başka şehirlerde oynanması aşaması başlayınca, duygusal davranmaya başladı. Hastalığın sakin kısmında olduğundan, kızının peşinden gitmek ile ilgili talepleri sona ermişti. Nina ile gurur duyduğunu söylüyordu ama bunu söylerken de onu kendisi yetiştirdiği için bu başarıları elde ettiğini de söylemeyi ihmal etmiyordu. Ne kadar sakınsalar da Enes’in kızının elini tuttuğunu da yakalamıştı bir kez “Yakışıklılığı seni kör etmesin!” demeye de başlamıştı çoktan. Kızının çulsuz bir yakışıklının peşine gitmesini istemiyordu. Ha ileride ne olurdu onu bilemiyordu ama Enes şu andaki haliyle nereden gelip, nereye gittiği belli olmayan bir tren gibiydi sadece. Nina’ye verebileceği bir hayat zor görünüyordu. Kızının üniversite mezunu bir yazılımcı olarak, sırf yakışıklı diye böyle bir adama kapılmasını onaylamıyordu. Henüz ünlü de değillerdi, ünlü olsa bu piyasanın içinde neye evrileceği belli olmaz, ünlü olmazsa da zaten ancak iç güveysi gelecek durumda kalabilirdi.
“Anne sadece hoşlanıyoruz şimdilik, bu kadar abartmasan olmaz mı?” dedi Nina turne için götüreceği çantasını toparlamaya uğraşırken ama Aysel hanım, başka bir şehirde aynı odalarda yatma talebi olmasına karşılık, Nina’nın yapması gerekenleri anlatmaya devam etti kapının ağzında.
“Benim kızım çengelde kalan kokmuş et değil!” dedi en sonunda.
“Anneciğim merak etme, bize dua et başarı olmamız için sadece olur mu? Zaten iki oyundan sonra geri geleceğiz. Asıl turne ondan sonra. Hem Taha hocayı gördün. Oyundan başka bir şeye dikkatimizi vermemize izin verir mi sence?”
“Yok! Bak o konuda haklısın! Hakikaten insan televizyonda falan görünce anlayamıyor. Çok beyefendi bir adammış. Zaten ona güvendiğim için kızımı yolluyorum bu seyahatlere, yoksa bu ünlü tayfasının hayatları malum!”
“Bak deme öyle! Kızın da onlardan biri olacak yakında!” diyerek gülümsedi Nina annesi biraz konuyu kapatsın diye ama, Aysel hanım bir konuya sardı mı sonu kolay kolay gelmezdi.
Enes ertesi sabah erkenden Nina’yı almaya geldiğinde, kızını uğurlama bahanesi ile aşağı indi.
“Bak delikanlı, beni kızımı üzeni üzerim haberin olsun!” diyerek, Nina’yı bile şaşırtan bir göz dağı verdikten sonra iki gün sonra görüşecekleri halde göz yaşları içinde kızına sarılıp, elinde getirdiği bir maşrapa suyu arkalarından döküp eve çıktı.
“Kusura bakma!” dedi Nina arabaya binince.
“Sorun değil!” diyerek güldü Enes, “Sanırım artık beni fark etti, daha dikkatli olmamız ya da ona kabullendirmemiz gerek!”
“Kabullenmesi için elimden geleni yapacağım!”
“Ne gerekiyorsa birlikte yapacağız dert etme! Bu ilk seyahatimiz birlikte!” diyerek uzanıp elini tuttu hemen aşkının.
Eve dönme, hesap verme stresi olmadan iki gün de olsa özgür olacakları bir seyahate gidiyorlardı. Taha turne için onları taşıyacak minibüsü, atölyenin önüne getirtmişti. Zaten ekipman yeterince yer tuttuğundan, herkesten fazla eşya getirmemelerini rica etmişti. Kalacakları otelde, Havin, Altan ile Su, Nina ile Volkan da Enes ile kalacak şekilde odalar ayırtılmış olsa da gençlerin kendi aralarında planladıkları oda değişimini Taha’nın görmeze geleceği açıktı. Onlar yetişkin birer oyuncu adayıydılar artık. Diğerlerinin aksine Nina ve Enes’in beraber geçirecekleri ilk kırk sekiz saatleri olduğu için ikisi de çok heyecanlıydılar.
“Sizin gibi olduğumuz zamanları özlüyorum size bakınca!” demişti Havin onların heyecanını görünce, “İnsan elinde yokken her dakikayı birlikte geçirmenin ne müthiş bir şey olduğunu düşünüyor. Sonra onu elde edince de, onsuz geçecek her dakika için korkmaya başlıyor! Bu dakikalar hep sorun yani!”
Altan hemen sarıldı sevgili karısının sözlerini duyunca.
“Vallahi sonra da nasıl kurtulacağını bilemiyor diyeceksin sandım bir an!” diyerek Su tatlı tatlı güldü yan koltuktan.
“Daha değil!” dedi Havin, “Altan artık sadece sevgilim değil, koruyucum, dayanağım, sığınağım, kocam ve çocuğumun babası! Sanırım yükselen bu kariyerle ondan asla vazgeçemem!”
Nina onların hemen önündeki koltukta sessizce başını Enes’in omuzuna dayamış, elini de onun sıcacık avucunun içine bırakmıştı. İkisi de konuşmaları dinlerken gülümsediler sadece.
“Size diyorum kumrular!” diye dürttü arkadan onları Havin.
“İnşallah sizin gibi oluruz biz de!” diye seslendi Nina.
“Amiiiin!” dedi Su hemen, Volkan ile birlikte.
Taha ve diğerleri turnelerde dinlenmenin önemini bildiklerinden gözlerini kapatıp, başlarını geriye dayamışlardı çoktan. Gençlerin susmayacağını anlayınca, Taha onları fırsatları varken en azından gözlerini ve zihinlerini dinlendirmeleri konusunda uyardı. Sonuçta tatile çıkmamışlardı, performans sergileyecekleri iki gece vardı önlerinde ki gündüzler yolda geçeceği için yoldan ister istemez etkileneceklerdi.
Kaya ve ekibi turnelere başlamıştı. Ankara ve İzmir gösterilerinin ardından, bir kaç gün dinlenip, Taha’nın ekibi de onlarla Adana da kesişmiş olacaktı. Gösterileri aynı gün değildi ama bir gece aynı şehirde konaklamış olduktan sonra birer gece farkla diğer şehirlerde de karşılaşmaya devam edeceklerdi. Alev’in planladığı turne takvimi yayınlandığında, Kaya bunun Taha’nın fikri olmadığından yüzde yüz emindi. Taha’nın oyunu ve oyuncuları hakkında çıkan övgü dolu başlıklar ve yorumlardan sonra canı sıkıldıktan sonra şehir şehir peşlerinde dolaşacaklarını duyunca daha iyice sinirleri bozulmuştu. Alev’in de bu takvimi planlarken istediği tam olarak buydu. Kaya gibi adamlar burunları düşse yerden almayacak kadar özgüvenli görünmelerine rağmen, bir kez sinirleri bozulmaya başlayıp, yenilme korkusu hissederlerse doğrudan saldırganlaşırlardı.
Tam da Alev’in tahmin ettiği gibi, Enes’in adı duyulmaya başladıktan sonra, sahnede en iyi performansını sergilemiş olduğu halde Ogeday’a, “Dikkat et de Enes denilen o yeni yetme seni yok etmesin!” deyivermişti. Benan, Kaya’nın bunu turnenin stresinden söylediği konusunda Ogeday’ı ikna etmeye uğraşsa da, Ogeday, Taha ile çalıştıkları onca süre boyunca, onun en zor günlerde bile ekip arkadaşlarını şamar oğlanına çevirdiğine hiç şahit olmamıştı. Tam aksine Taha, kendi ne yaşarsa yaşasın ekibin bir arada ve güvende hissetmeleri için aile babası rolünü üstlenecek kadar koca yürekliydi.
Taha hocayı özlediğini itiraf etmişti o gece Benan’a ama Benan’ın Taha hoca gibi olmadığını unutmuştu bunları söylerken. Benan’ın duyduğu her şey, mutlaka Kaya’ya da gidiyordu. Kaya’nın içeriden bilgi getiren aracısı da Benan’ın ta kendisiydi. Taha hocayla çalıştığı sırada arkadaşları olduğunu düşündürdüğü herkesten kolayca laf alıyordu. Tabi bunu yaparken de Ogeday’ın gerçek hisleri ile söylediği sözleri, kendisi söylüyormuş gibi tekrarlamaktan hiç çekinmiyordu.
(devam edecek)